Bu Blogda Ara

27 Haziran 2018 Çarşamba

Sporcu Performansı ve Süt



Sporcuların sağlıklı olmaları ve optimal performansa ulaşmaları için, egzersiz süresince düzenli aralıklarla içecek tüketmeleri çok önemlidir.

  • Genellikle bir saatten uzun ve kesintisiz sürdürülen dayanıklılık spor dalları (bisiklet, maraton gibi) ile tenis gibi kesintilerle devam eden şiddeti yüksek egzersizlerdir. 
  • Sporcular için protein, kas dokusunun yapımı ve gelişimi için çok önemlidir.
  • Proteinin kas dokusunun yapımında kullanılması için, sporcunun karbonhidrat içeriği yeterli bir beslenmesinin olması gerekir.
  • Aksi halde proteinler kas dokusu yapımı için değil, enerjinin sağlanmasında yeterli olamayan karbonhidratlara yardım etmek için harcanır.
  • Spor yapan kişilerin alması gereken protein miktarı yaptıkları spora, süresine ve seviyesine göre değişir.

Egzersiz sonrası besin alımında temel hedef;

  • Kas glikojen sentezinin sağlanması için karbonhidrat ve sıvı kaybının giderilmesidir.
  • Terle kaybolan elektrolitlerin yerine konması önemlidir.
  •  Elektrolit dengesizliği yaygın olarak “su intoksikasyonu” olarak tanımlanmakta, en iyi tanımı ise, dayanıklılık ve ultra dayanıklılık sporcularında rapor edilen “hiponatremidir”.
  •  %4–8 oranında karbonhidrat içeren ticari spor içecekleri önerilmektedir.
  • Amerikan Spor Hekimliği Koleji (ACSM), bu içeceklerin; her 15–20 dakikada, 150-350 ml ve azar azar tüketilmesi gerektiği belirtilmektedir.
Türk Gıda Kodeksi “sporcu gıdaları tebliğinde”  

Karbonhidrat-elektrolit içecekleri: sıvı, karbonhidrat, elektrolit ve minerallerin hızlı bir şekilde yerine konmasını (takviyesini) sağlamak amacıyla formüle edilmiş katı, sıvı veya konsantre ürün olarak tanımlanmaktadır. 
Bu ürünlerdeki karbonhidratlar; glikoz, glikoz polimerleri, maltodekstrin gibi glisemik indeksi yüksek olan karbonhidratlar olmalıdır. 
  •  Na miktarı en az 10 mmol/L (230 mg/L) – 50mmol/L (1150mg/L) arasında olmalıdır. 
  •  Bu içeceklerin osmolalitesi 200-330 mOsml/kg su olmalıdır. Osmolalitesi 270-330 mOsml/kg su aralığında olan içecekler izotonik olarak adlandırılabilir.  
  •  Karbonhidrat miktarı 100 ml’de 10g altında olmalıdır.
                                   
İdeal bir sporcu içeceği;
  • sporcunun seveceği lezzette,
  • fazla tüketildiğinde gastrointestinal rahatsızlığa neden olmamalı,
  • hızla emilebilmeli,
  • ekstrasellüler sıvı hacminin devamını,
  • çalışan kaslara enerji sağlamalıdır.

Süt ve Ürünlerinin Sporcu İçeceği Olarak Kullanılması
  •  Süt ve süt ürünlerinden elde edilen gıdaların sağlığı koruyucu etkilerinin bulunması, hem sağlık açısından hem de sporcu beslenmesi açısından önemli kılmaktadır.
  •  Dayanıklılık egzersizleri sonrasında, performansı geliştirme ve fizyolojik toparlanmayı kolaylaştırmada ticari olarak mevcut spor içeceklerinden daha etkili olduğu ortaya çıkmıştır.  

Sütün besin maddeleri açısından önemi;
  • Süt ve süt ürünleri; ticari amaçlı kullanılan birçok spor içeceğinin (glukoz, maltodekstrin) içerdiği miktarlarda karbonhidrat (laktoz) içermektedir. Karaciğerdeki ve kastaki glikojen depolarının tekrardan doldurulması sağlanır.
  • Kas metabolizmasında ve protein sentezinde önemli rol oynayan dallı zincirli aminoasitleri büyük oranda içererek egzersiz sonrası kas dokusu onarımına katkı sağlar.

Sütün elektrolit ve sıvı dengesi açısından önemi;
  • Sütün rehidrasyon içeceği olarak etkinliği, sütün içeriğiyle ilişkilidir.
  • Süt doğal yapısında tüketildiği zaman, sıvı retansiyonuna yardım eden yüksek düzeyde elektrolit (133mg sodyum, 431mg potasyum/250cc) içermektedir.
  • Sütün rehidrasyon içeceği olarak etkinliğini sağlayan bir diğer faktör ise, mideden boşalma oranıdır.
  • Enerji yoğunluklu sıvılar mideyi çok daha yavaş terk etmesi sonucu, dolaşımda daha yavaş emilmektedir.
  • Bu yavaş emilim yüksek miktarlarda su veya spor içecekleri tüketimi sonucu oluşan plazma ozmolalitesindeki büyük iniş çıkışları azaltmaktadır.
  •  Ozmolalitedeki büyük dalgalanmalar (azalan ozmolalite) böbreklerde klerens oranlarının artmasıyla, idrar çıkışında büyük oranda artışla sonuçlanmaktadır.
  • Çalışmalar, rehidrasyon için spor içeceği veya sütün eşit derecede etkili (hatta daha iyi) olduğunu göstermektedir.

Sağlık Açısından Süt-Sporcu İçeceklerinin Karşılaştırılması
  • Spor içeceklerinde tatlandırıcı olarak monosakkarit olan glikoz ve fruktoz bulunur.
  •  Spor ve enerji gibi kalorik olarak tatlandırılmış içeceklerin yüksek tüketimi, obezite, tip 2 diyabet, uykusuzluk, sinirlilik, baş ağrısı, taşikardi, nöbetler,kardiyak arrest gibi sağlığa karşı olumsuz etkileri bulunmaktadır. 
  • Spor içecekleri bir yandan içindeki karbonhidratın mikroorganizmalar tarafından aside çevrilmesi sonucu çürük yapıcı etki gösterirken, diğer yandan asidik yapıda olmaları nedeniyle dişlerde daha çok erozyona neden olmaktadır.
Sporcuların protein ihtiyacı nedir?
  • Sporcularda artmış bir protein ihtiyacı vardır. Protein ihtiyacı, egzersiz türüne, süresine, şiddetine, kişinin cinsiyetine, yaşına, enerji ve karbonhidrat alımına da bağlı olarak değişir.
  • Academy of Nutrition and Dietetics, Dietitians of Canada, American College of Sports Medicine’nın ortak raporuna göre sporcular için günlük protein alımı antrenmana bağlı olarak değişmekle beraber 1,2-2,0 g/kg’dır.
  • Sporcuların kas protein sentezimi en yükseğe çıkarmak için porsiyon başına 0,25 g/kg yüksek kaliteli protein veya öğünde 20-40 g protein almaları gerekir. Atletler için protein alımı direnç ve dayanıklılık egzersizi durumlarına göre değişebilmektedir.


Süt ve dayanıklılık antrenmanları
  • Dayanıklılık aktiviteleri; genellikle daha uzun sürede gerçekleştirilen, düşük yoğunluktaki aktivitelerdir.
  • Enerji kaynağı olarak oksidatif metabolizmaya bağımlı olmaları ve içerdiği geniş kas gruplarından dolayı yüksek miktarda toplam enerji ve aktif kaslarda kas glikojeninin tükenmesine neden olmaktadır (Jason K., Lee W., Maughan R J., Shirreffs S M., Watson P., 2008).


Yapılan bir araştırmada süt bazlı içeceklerin egzersiz kapasitesine etkisi; ortalama 24 yaşlarında, %12.5 vücut yağ oranına sahip, 6 sağlıklı erkek birey üzerinde araştırılmıştır. Egzersiz süresince her 10 dakikada 1.5 mL/kg saf su, karbonhidrat-elektrolit solüsyonu, az yağlı (% 0.1) süt  ya da önceden glikoz eklenmiş az yağlı (% 0.1) süt tüketilmiştir. Sıvı alımının egzersiz zamanı ve tükenme oranını önemli derecede etkilemediği, ancak karbonhidrat-elektrolit solüsyonu, süt veya glikoz eklenmiş süt tüketiminin, su tüketimine göre, daha uzun süre egzersiz yapabildikleri ortaya çıkmıştır.
Az yağlı süt bazlı içeceğin saf su alımı olmadan egzersiz kapasitesinde bir artışa neden olmadığı, karbonhidrat-elektrolit içeceğiyle benzer etkiye sahip olduğu saptanmıştır.

2009 Amerikan Spor Hekimliği Koleji (ACSM) tarafından bisikletçiler üzerinde yapılan bir araştırmada, sporcular dört saatlik bir arayla enerjileri tükenene kadar bisikletlerini sürmüşlerdir. Sporcuların bir kısmı az yağlı, çikolatalı süt, bir kısmı ise spor içecekleri içmiştir. Egzersizin ikinci turunda çikolatalı süt içenler, spor içecekleri içenlere göre, ortalama %50 oranında daha fazla yol alabilmiştir (http://www.sportsci.org/2010/wghACSM.htm 2010).

Yapılan başka bir çalışmada; az yağlı süt, NaCl eklenmiş az yağlı süt, spor içeceği ve suyun sıcak ortamda, egzersiz sonrası sıvı dengesini (vücut ağırlığında %1.8 kayıp) eski haline getirme etkinliği karşılaştırılmıştır. Farklı toparlanma içecekleri 4 eşit miktara bölünüp, her 15 dakikada sporculara verilmiştir.İdrar çıkışı ve net sıvı dengesi toparlanmanın 4 saati boyunca saptanmıştır. İlk 2 saatinde, tüm gruplarda idrar çıkışı artmış, ancak iki süt grubunda da artış miktarı daha az olmuştur. Ayrıca, 4 saatlik toparlanmanın sonunda, her iki süt grubu da net pozitif sıvı dengesinde iken, spor içeceği ve su tüketen grupların net negatif sıvı dengesini sürdürdüğü gözlenmiştir. Araştırmacılar, özellikle az yağlı sütün egzersiz süresince oluşan dehidrasyonu bastırıp, rehidrasyonu artırmada etkin bir içecek olduğunu, rehidrasyon artırmasına bağlı olarak toparlanma sırasında daha az toplam idrar çıkışını sağladığını bulmuşlardır. Shirreffs ve arkadaşları tarafından yapılan bu çalışmada sonuç olarak, az yağlı sütün, ticari amaçlı spor içeceklerine göre, egzersiz sonrası tüketim için olağanüstü bir içecek olduğu ve laktoz intoleransı olan bireyler dışında egzersiz sonrasında herkes tarafından kabul edilebileceği önerilmiştir (Roy B D., 2008, Saydam G., 1998).

Çikolatalı süt tüketiminin kas glikojenini yerine koymada etkinliği üzerine yapılan araştırma yapılmıştır. Egzersizin hemen sonrası ve 2 saatlik toparlanma sırasında, çikolatalı süt tüketenlerin, karbonhidrat içeren sıvı tükentenlere göre ciddi artış gösterdiği belirlenmiştir. Çalışma sonucunda, toparlanmada sütün iyi bir içecek olduğu ortaya konmuştur(Karp J R., Johnston J D.,2006).

Uzun dönem, yoğun kuvvet egzersizi yapan halterciler üzerinde, üç farklı kuvvet egzersizi sonrası farklı içecek tüketimlerinin etkileri karşılaştırılmıştır. Bu üç farklı içecek bileşimleri; yağsız süt, soya bazlı içecek ve maltodekstrin içeren tatlandırılmış karbonhidrat içeceği olan kontrol içeceğidir. Katılımcılar; üç farklı gruba ayrılarak, 12 hafta boyunca, haftada 5 gün antrenman yapmışlar ve her antrenman bitimindeki bir saat içinde içeceği tüketmişlerdir. İlginç olarak, yağsız süt tüketimi büyük oranda kas hipertrofisine neden olmuştur. Çalışma süresince süt tüketen grupta, yağsız vücut kütlesi kazanımı olduğu gözlenmiştir. Yağ kütleside, süt grubunda büyük ölçüde azalmıştır.

Kas lif hipertrofisi ve yağsız kütledeki artış, süt tüketiminin protein metabolizmasındaki akut etkilerine bağlanmış, yağ kütlesindeki azalma, kalsiyum alımıyla ilişkilendirilmiştir. Bu iyi kontrollü çalışma; kuvvet egzersizi sonrası içeceği olarak, yağsız süt tüketiminin çoklu yararlarını açıkça göstermektedir. Kuvvet egzersizleri sonrası toparlanma içeceği olarak, az yağlı süt tüketiminin kuvvet egzersizi süresince ve uzun süreli antrenmanlarda anabolik ortam yarattığı, yağsız kütle kazanımı ve kas hipertrofisi oluşturabildiği saptanmıştır. Ayrıca; süt kuvvet egzersizleri sırasında tüketildiğinde, vücut yağında önemli derecede azalmalara da neden olabilmektedir.

Yapılan bir çalışmada, Lactobacillus helveticus fermente sütün spor alanında bir içecek olarak faydalı olabileceği gösterilmiştir. Lactobacillus suşları ile fermente süt, sağlığın teşviki ve hastalıkların önlenmesi dahil olmak üzere çeşitli faydalara sahiptir. Bu faydalar, antioksidatif ve antiinflamatuar özelliklerine dayanmaktadır. İnflamasyon ve oksidatif stres, kas ağrılarına ve güç ve dayanıklılığın azalmasına neden olan egzersize bağlı ortaya çıkmaktadır. L. helveticus fermente süt ile aynı peptidleri içeren süt kazein hidrolizatının, yorgunluğu ve kas hasarını bastırır ve uygun egzersiz ile elde edilen kardiyovasküler iyileşmeyi destekler. 


Kaynaklar
1.US Department of Agriculture. Agricultural Research Service2011. USDA National Nutrient Database for Standard Reference, Release 24: Nutrient Data Laboratory.
2.American Academy of Pediatrics, Committee on Nutrition and the Council on Sports Medicine and Fitness Clinical Report—Sports drinks and energy drinks for children and adolescents: Are they appropriate Pediatrics, 127 (2011), pp. 1182-1189.
3.J.S. Coombes, K.L. Hamilton The effectiveness of commercially available sports drinks. Sports Med, 29 (3) (2000), pp. 181-209.
4.J.P. Higgins, T.D. Tuttle, C.L. Higgins Energy beverages: Content and safety. Mayo Clin Proc, 85 (11) (2010), pp. 1033-1041.
5.S.J. Iyadurai, S.S. Chung New-onset seizures in adults: Possible association with consumption of popular energy drinks. Epilepsy Behav, 10 (3) (2007), pp. 504-508.
6.A.J. Berger, K. Alford Cardiac arrest in a young man following excess consumption of caffeinated “energy drinks.”Med J Aust, 190 (1) (2009), pp. 41-43.
7. Iwasa M., Aoi W., 2017.Benefits of Lactobacillus helveticus Fermented Milk in Sports and Health.
8.Redman C D J., Hemmings K W., Good J A., 2003.
9.Hooper S., West N X., Sharif N., Smith S., North M., Ath J., Parker D M., Roedig-Penman A., Addy M., 2004.
11.Nutrition And Athletic Performance, American College Of Sport Medicine, Academy Of Nutrition And Dietetics , Dietitians Of Canada.
12.K.A. Clauson, K.M. Shields, C.E. McQueen, N. Persad Safety issues associated with commercially available energy drinks. J Am Pharm Assoc, 48 (3) (2008), pp. e55-e63.
13.M.I. Worthley, A. Prabhu, P. De Sciscio, C. Schultz, P. Sanders, S.R. Willough by Detrimental effects of energy drink consumption on platelet and endothelial function. Am J Med, 123 (2) (2010), pp. 184-187.
14.J.A. Carrillo, J. Benitez Clinically significant pharmacokinetic interactions between dietary caffeine and medications Clin Pharmacokinet, 39 (2) (2000), pp. 127-153.
15.(http://www.sportsci.org/2010/wghACSM.htm (2010)).


26 Haziran 2018 Salı

Süt Kullanmadan Üretilen Probiyotik İçecekler



Probiyotik  terimi iki yunanca kelimeden türetilmiştir;  pros ve bios hayatı kolaylaştıran anlamına gelmektedir..
Kollath, 1953'te ilk olarak "probiyotik" terimini tanımladı; “ zararlı antibiyotiklerden farklı olarak, organik ve inorganik gıda komplekslerini "probiyotikler" olarak ifade etmiştir ve ardından 1974 yılında Parker tarafından “sindirim sisteminde bulunan mikroorganizmayı dengede tutmak için yardımcı olan maddeler ve mikroorganizmalardır.” şeklinde tanımlamıştır.
Probiyotikler doğal genel beslenmenin ötesinde belirli sayıda bulunduğunda sağlık açısından faydaları bulunan canlı mikroorganizmalardır. Bu mikroorganizmaların içinde bulunduğu üründe hayatta olması, genelde günlük yutulan dozda 107 -108 hücre olması gerekmektedir.

Günümüze kadar yapılan araştırmalarda ise probiyotiklerin immünolojik(Bağışıklık Bilimi) olarak, sindirim ve solunum fonksiyonlarında önemli rol oynayabileceği ve çocuklarda bulaşıcı hastalıkların hafifletilmesinde önemli bir etkisi olabileceği bilinmektedir. Diyare, enflamatuar bağırsak hastalığı, laktoz intolerans, alerjiler, solunum yolu enfeksiyonları, kabızlık, genital sistem enfeksiyonları, yüksek kolesterol ve kanser hastalıklarını önlemede yardımcı olabileceği bilinmektedir.

Probiyotik ürünler denilince akla ilk sütden üretilen gıdalar akla gelmekte. Ancak tahıl, meyve ve sebzelerle probiyotik bakterilerin alınımı hem gelişmekte olan ülkeler hem de gelişmiş ülkelerde damgasını vuracak bir potansiyel olduğu bilinmektedir. Ki bu gıdaların çoğu geleneksel olarak yıllardır dünyanın dört yanında tüketilmektedir.

Bunlardan bazılarını özetlersek;

BOZA:Bulgaristan, Arnavutluk, Türkiye ve Romanya'da tüketilen bir içecektir. Buğday, çavdar, darı, mısır ve şekerle karıştırılmış  koyu bej renginde, tatlı, biraz keskin, hafif ekşimsi  tattadır. Bulgar boza'sının mikroflora tanımlaması, çoğunlukla maya ve laktik asit bakterilerinden meydana geldiği ve ortalama LAB / maya oranının 2.4 olduğu bilinmektedir.İzole edilen laktik asit bakterileri Lb. Plantarum, Lb. Asidofilus, Lb. fermentum, Lb. Coprophilus, Leuconostoc reffinolactis, Leuconostoc mesenteroides ve Lb. Brevis’dir.
İzole edilen mayalar ise Saccharomyces cerevisiae Candida tropicalis, Candida glabrata, Geotrichum penicillatum ve Geotrichum candidum’dir .



BUSHERA: Hem küçük çocuklar hem de yetişkinler tarafından tüketilen Uganda'nın Batı yaylalarında hazırlanan geleneksel bir içecektir. Çimlendirilmiş sorgum ve darı tahıllarından alınan sorgum veya darı unu kaynar su ile karıştırılır ve oda sıcaklığına soğumaya bırakılır. Çimlendirilmiş darı veya sorgum(sudan otu) unu ilave edilir ve karışım oda sıcaklığında 1-6 gün süreyle fermente edilir. Bushera'dan izole edilen laktik asit bakterileri ise Lactobacillus, Lactococcus, Leuconostoc, Enterococcus, Streptococcus tan oluşmaktadır. Lb. Brevis diğer türlerden daha çok izole edilmektedir.


MAHEWU (amahewu):Su ile karıştırılmış mısır püresi ile hazırlanmış ekşi bir içecektir. Ardından sorgum (sudan otu), mısır unu veya buğday unu ilave edilir ve mayalanmaya bırakılır. Afrika ve bazı Körfez Arap ülkeleri tarafından tüketilir. Kendiliğinden fermantasyon işlemi, maltın doğal florası tarafından ortam sıcaklığında gerçekleştirilir. Afrika mahewu'da bulunan baskın mikroorganizma Lactococcus lactis subsp. Lactis dir.

 


POZOL:Güneydoğu Meksika'da tüketilen ferahlatıcı bir içecektir. Yaklaşık % 1'lik w/v kireç çözeltisi ile pişirme mısırını suyla yoğurarak nixtamal olarak bilinen bir hamur elde ederiz. Top şeklinde hazırlanan hamurları muz yapraklarına sararak ortam sıcaklığında 4-5 gün fermente edilir. Fermente hamur suya konulur.Bazı bileşenler, nixtamalizasyon ile tamamen çözünmezler ve hamur suda süspanse edildiğinde içecekte tortu bulunur. Meksikada marketlerde hazır pozol tozlarını da bulabilirsiniz.






TOGWA: Afrika'da tüketilen nişasta ile şekerlendirilmiş geleneksel bir içecektir. Mısır unu ve parmak darı maltından yapılır. Bu bölgede, taze ve ferah olması nedeniyle çalışan insanlar ve çocuklar tarafından tüketilmektedir .Tahıl veya manyok unu (cassava flour)  suyla pişirilir. 35 ̊C’ye soğutulduktan sonra çimlendirilmiş tahıllardan başlatıcı kültür (eski togwa) ve tahıl unu ilave edilir. Fermantasyon süreci, pH 4.0-3.2'de tamamlanır. Laktik asit bakterileri, nişastayı nadiren laktik aside dönüştürebilir, ancak bazı Lactobacillus ve Streptococcus suşları örneğin Lb. plantarum A6 ekstraselüler amilaz aktivitesi göstermiştir. Ekşi cassava nişastası doğal fermantasyon ile elde edilir ve bu ürün Afrika, Güney Amerika ve diğer gelişmekte olan ülkelerde büyük oranda rabet görmektedir.



GRAİNFİELDS WHOLEGRAİN LİQİD: Maltlı organik yulaf, mısır, pirinç, yonca tohumu, inci arpa, keten tohumu, mung fasulyesi, çavdar tohumu, buğday, darı gibi tahıllar, fasulye ve tohumlar da dahil olmak üzere organik maddelerden yapılır. Lb. asidofilus, Lb. delbreukii, Saccharomyces boulardii ve Sc. cerevisiae bulunur. Sıvı süt ürünleri içermez, genetiği değiştirilmiş maddeler içermez ve şeker ilave edilmemiştir .




HARDALİYE:Kırmızı üzümün doğal fermantasyonundan veya üzüm suyuna, ezilmiş hardal tohumları ve benzoik asit ilavesiyle üretilen laktik asit fermente bir içecektir. Bu içecek Trakya bölgesinde bulunabilir.Yörede çok bilinen , antik çağlardan beri üretilmiş ve tüketilmiştir. Hardal tohumu eterik yağları ,mayaları etkiler ve nihai üründe lezzet verir. Benzoik asit, mayayı etkileyerek alkol üretimini inhibe eder veya azaltır. Fermente edildikten sonra hardaliye 4 ° C sıcaklıkta depolanır.İçecekte bulunan laktik asit bakterileri Lactobacillus paracasei subsp. parakazi, Lactobacillus casei subsp. Pseudoplantarum, Lactobacillus brevis, Lactobacillus pontis, Lactobacillus acetotolerans, Lactobacillus sanfransisco ve Lactobacillus vaccinostercus. Bu karakterizasyon, pastörize veya steril süzülmüş üzüm suyu kullanarak hardaliye imalatı için uygun suşların seçimine izin verir



Bu geleneksel ürünler dışında sanayi tarafından da ürünler geliştirilmiştir. Potansiyel duyusal zorluklara rağmen, probiyotik ve prebiyotik bileşenlerle takviye edilmiş, meyve suyuna dayalı fonksiyonel içeceklerin geliştirilmesine yoğun bir ilgi vardır. Meyve suları yararlı besleyicileri doğal olarak içerdikleri, tüm yaş gruplarına hitap eden tat profillerine sahip oldukları, sağlıklı ve ferahlatıcı oldukları için probiyotik içecekler için ideal bir ortam olarak görülüyorlar. Meyve ve sebzeler, mineraller, vitaminler, lifler, ve antioksidanlar gibi fonksiyonel gıda bileşenleri bakımından zengindirler ve nüfusun belirli kesimlerince kullanımını engelleyebilecek herhangi bir süt alerjeni içermezler.


VİTA BİOSA:Vita Biosa, Danimarka'da üretilmiştir. Laktik asit ve maya kültürlerinin kombinasyonu ile mayalanan aromatik otlar ve diğer bitkilerden oluşan bir karışımdır. Bu içecek şeker içermez ve karbondioksit üretebilir. Bakteriler bağırsak mikroflorasını mümkün olan en iyi koşullarla sağlama kriterlerine göre seçilir. Fermantasyon sırasında oluşan laktik asit, yaklaşık 3.5'lik düşük bir pH değerine sahiptir. Düşük pH, bitmiş üründe zararlı bakterilerin gelişmesini engeller. Vita Biosa ayrıca çok sayıda antioksidan içerir. Bu içeceklerin bu kadar popüler hale gelmesinin nedeni, sindirim sistemindeki doğal dengeyi çabucak iyileştirme yeteneğidir. Sıvı, zararlı bakterileri sınırlar ve faydalı bakterilere, sağlıklı bağırsak florasını çoğaltma ve yaratma konusunda daha iyi bir olanak sağlar .




Özetlemek gerekirse; teknolojik ilerlemeler, hububat ve baklagillerin, meyve ve sebzelerin probiyotik içecekler haline gelmesine olanak sağlamıştır. Buda probiyotik ürünleri tüketmek isteyip fakat süt ürünlerini tüketmek istemeyen ( kolesterol ve laktoz intöleransı sebebiyle) tüketiciler ve gelişmekte olan ülkelerdeki süt tüketemeyen kişiler için alternatif olmuştur.


8 Ocak 2018 Pazartesi

Karşıyaka Sinemaları

(13.12.2017 tarihinde Karşıyaka Bledeiyesi ve 1912 Karşıyaka Derneğinin ortaklaşa düzenlediği "Karşıyaka Konuşuyor" penelindeki sunumum)




Sinema Paris’de 25 Aralık 1895’de ilk gösteriminden 1 yıl sonra Osmanlı İmparatorluğunun başkenti İstanbul’da açılmıştır. Paris’teki ilk film Lumiere Kardeşlerin Tren istasyonları ile ilgili bir belgeseldi. İstanbul’daki ilk sinema gösterim de 16 Ocak 1897 (Bazı Kaynaklar 12Aralık 1896 der) İstiklal Caddesinde Sponeck Birahanesinde yapıldı. Ülkemizdeki ilk sabit sinema salonu olan Pathé Sineması, 1908 yine İstanbul Tepebaşında açıldı. Bundan 1 yıl sonra 1909 yılında İzmir’de İtalyan Kramer kardeşlerin "Pathé Freres Sinematografhanesi" çılır. 1897- 1908 arasında gerek İstanbul’da gerek se İzmir’de özellikle levanten evlerinde, kulüplerde çeşitli filmler gösteriliyordu. Pathe Sinema Salonundan sonra Kordon’da Yunanlılarca Cine de Paris ve Yunan İtalyan ortaklığında Cine Palas (Sonradan 1926 yılında Tayyare sineması oldu) açıldı. 1913 yılında ilk Osmanlı Sineması 1913 yılında faaliyete geçen Milli Kütüphane Sinema ve Tiyatrosu açılana kadar gayri Müslimlerin sinema sayısı 9’a ulaşmıştı. Karşıyaka’da ilk sinema 1919 yılı verilerinde Olimpia tiyatro, sinamatograf, kahve ve otel olarak hizmet veren Markopulos’un yeri vardı. Yine aynı yıl Potucis’in Venüs sineması, kahvehane ve otel ile birlikte hizmet vermekteydi. 1922 yılında Refik Baha Bey’in yönetimine geçip Ferah Sineması adını aldı. Bu sinemanın makine dairesi 6 Eylül 1931 yılında yandı. Daha sonra 1932 yılında Lüks ismiyle açıldı.


1909 yıllarından başlayıp, işgal döneminde İzmir’de sinema ilgi gören bir şenlikti. Diğer yandan iyi de gelir sağlıyordu. Sinemalarda; “mektebi sultaniye kütüphanesi”, “yetim kızlara”, “zelzele fe Laketine uğrayanlara” gibi yardım amaçlı gösteriler oluyordu. Yine 1911 yılında Hilal-i Ahmer kaynaklarından İzmir’de sinema gösterilerinden bahsedilir. Sinema İzmir’de hayatı değiştirmiş, Ramazan da geleneksel Türk gösterilerine ilgi azalmıştı. Bunun üzerine Müslümanlar Ahval gazetesinin 18 Aralık 1912 günlü haberinde İkiçeşmelik’te 600 imza toplayıp validen sinemaya gitmenin günah olup olmadığı konusunda fetva istediklerini okuyoruz. Buna karşın aynı gazetenin 8 Şubat 1914 tarihli “Karşıyaka’da fevkalade bir temaşa. Hasılatı fukara-i muhacirine verilmek üzere sinema temaşası icra edilecektir” haberi okunmaktadır. 2-3 günlük filmler “çok tesirli dram”, “celib-i merak” gibi açıklamalarla filler tanıtılmaktadır. 1915 den sonra Milli Kütüphane Sinemasında “Harp Gazetesi” filmleri ilgi çekmeğe başlamıştır. Asıl önemli film Aralık 1922 yılında İzmir’de “Sakarya Meydan Muharebesi – Türk Yılmaz – Yıkılmaz” gösteriliyordu.

Karşıyaka’da 1925 sonrası yıllarda sesiz Kulüp, Ferah (daha sonra  1932’de Lüks, sonra Melek), 1932 yılında Zafer (1934 Ege, 1935 yılında Sümer ve 1950’lerden Ses) sinemaları, Karşıyaka Irgat pazarı sinematofrafhanesi vardı. Özellikle Yalı Caddesinde Mustafa Sırrı Bey’in İskele Kulüp Sineması ile Refik Baha Bey’in Ferah Sineması söz konusu mekanların en ünlüleri arasında yer almaktadır. Özellikle Ferah sineması 450 kişilik büyük salonuyla ve getirdiği iyi filmleriyle büyük ilgi görmüştür. Bu yıllarda İzmir’deki kapalı sinemalar gelen kitleye bağlı olarak, farklı bir gösterim stratejisi kullanmayı tercih etmişlerdir. Örneğin, Karşıyaka halkı şehrin diğer kesimine kıyasla kültür ve görgü düzeyi açısından yukarıda olduğundan, buradaki seyirci kitlesi daha nezih, gösterilen filmler ise daha kalitelidir.

1948 yılında İzmir’de 8 sinema salonu mevcutken, 1950’li yılların başlarında sayı 12 ye çıktı  Bunların yedisi İzmir’de, üçü Karşıyaka’da, biri Bornova’da diğeri ise Buca’dadır.

1960’lı yıllarda İzmir’de sinema sayısı 60’ın üzerine çıktı. Sinema sektörü de en popüler dönemini 1960’larda yaşadı. Televizyon henüz gündelik yaşantıya girmemişti. Kadınlı, erkekli tüm vatandaşların en büyük eğlencesi sinemalardı. Erkeklerin boş vakitlerini değerlendirmek ve eğlenmek için gittikleri birçok mekân olurdu; fakat bayanların gittikleri eğlence mekânı genelde sinemalardı. Sinema biletlerinin nispeten ucuz olması, her gelir seviyesine uygun bilet satışlarının bulunması, vatandaşın sinemalara kolaylıkla gitmesini sağlıyordu. İzmir, ılıman bir iklime sahip olduğu için 60’lı yılların ikinci yarısından itibaren İzmir’de açık hava sinemalarının da sayısı artmaya başladı. Öyle ki bazen bir semtte birkaç tane birden açık hava sineması olurdu. Sinema salonlarının fazlalığı, bilet fiyatlarının uygunluğu ve İzmir’deki yerleşmiş sinema kültürü, sinemayı İzmirliler için vazgeçilmez kılıyordu.

1960’ların ikinci yarısına gelindiğinde sayılarının yüzü geçmekte ve bazı haftalarda yazlık sinemalarda kesilen bilet sayısı 500.000’i bulmaktadır. 1967 yılında Karşıyaka’daki Açıkhava sinema sayısı belediye kayıtlarında 21’di. Bayraklı, Beyazıt, Billur, Büyükçiğli, Cihan, Emek, Gül, Hayal, İpek, Işık, Marmara, Mehtap, Melek, Nergiz, Neşe, Rüya, Rüyam, Sayanora, Simeranya, Şan, Şeref, Yeni Ferah, Zafer. Kışlık sinema sayısı 8 olup; Bayraklı, Bahar (Örnekköy), Büyükçiğli, Elif, Melek, Nergiz, Ses, Şemikler sinemalarıydı. Efes Sineması 1 yıl sonra 1968 yılında açılmıştır.








Sinemalar sadece kültürel bir araç değil aynı zamanda sosyal paylaşım alanlarıydı. Buluşmaların günümüzdeki kadar kolay olmadığı 60’larda, kızlar ve erkekler sinemalarda buluşurdu. Burada platonik aşklar yaşanır, delikanlı, sinemada görüp beğendiği kızı evine kadar takip ederdi. Filmi, sinemada izlemek ayrı bir keyifti fakat bazen de evlerin balkonunda film izlenirdi. Özellikle evi, sinemanın hemen yanında yer alan aileler; arkadaşlarını, eş-dostlarını film izlemeye davet ederlerdi. Her gece başka bir ahbabını misafir eden ev sahipleri, aynı filmi defalarca izlemek durumunda kalırlardı. Fakat bu durumdan pek de şikâyetçi olmazlardı

1970’lerde İzmir’de kapalı sinema sayısı 21 olup. Karşıyaka’da bu dönem Efes, Elif, Melek, Ses sinemaları vardı. İleriki yıllarda Elif yıkılıp Deniz sineması oldu. 1968 yılında açılan Efes sineması ise 1986 sonrası Karşıyaka Devlet Tiyatrosu olarak hizmet verdi. Tiyatro sokağında Karşıyaka Sineması açıldı.







1980’li yıllardan itibaren ise, Türkiye’de benimsenmeye başlanan neoliberal politikalardan İzmir de etkilenmeye başlamıştır. Ancak Türkiye’de dış ticaret açısından önemli bir konuma sahip olan İzmir’de, beklenenin aksine, ekonomik açıdan bir gerileme dönemine girilmiştir. Yaşanan ekonomik ve toplumsal gelişmelere paralel olarak, İzmir’de bir kentsel dönüşüm süreci başlamıştır. 1989 yılında yürürlüğe giren Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkındaki 32 Sayılı Karar ile birlikte tamamlanmıştır. Bu yasayla birlikte, uluslararası sermayelerin ülkeye girişinin önündeki engeller tamamen kaldırılmıştır. Warner Bros ve UIP gibi Amerikan dağıtım şirketleri, tüm Türkiye’de olduğu gibi İzmir’de de sinema salonlarıyla anlaşmalar yapmaya başlamıştır. Dolayısıyla, bu şirketlerle anlaşma yapan İzmir’deki sinema salonları da bölünmeye başladı.

Yazlık Sinema anıları

Yaz ayının gelmesi ile Karşıyakamız sıcak günlerini yaşamaya başladı. Çocukluğumuzda televizyonlar yoktu, baharın ve ardından yaz mevsiminin gelişi, sokak demekti bizim için. Bir de yazlık sinema. İki film bir arada. Tabi her akşam filmler değişmezdi. 3 akşamda bir yeni film gelirdi.

Alaybey’de otururken, Alaybey çarşısında Cihan Sinemasına sık giderdik. Sinemadan minder kiralamamak için, evden minder götürür, sinemada çiğdem, gazoz alınırdı. Ama filmi seyrederken annemin kucağına kıvrılıp uyduğum çok olmuştur. Allahtan ev yakındı babamın kucağında eve dönerdim. Cihan sinemasında zaman zaman konserler de olurdu. O konserleri de hayal meyal hatırlarım. Yine Alaybey’de diğer bir sinema da Şan Sinemasıydı. Alaybey istasyonunun arkasındaydı. 1969 yılının yaz başında çarşının paralelindeki 1712 sokağa taşındık. Yazlık sinema alternatiflerimiz arttı. Kaymakamlığın olduğu yerde Beyazıt ve Hayal Sinemaları.  Banka Sokağında İpek Sineması. Zübeyde Hanım Caddesinden Bahriye Üçok Bulvarı’na dönülen köşede Ferah Sineması. Şimdiki Avlar Pasajının çıkışındaki 1713 sokaktaki Zafer Sineması. Kemalpaşa Camii’nin karşısında Melek Sineması. Şimdiki Subaşı Pasajının olduğu yerde Gül Sineması vardı. Gül sineması bizim taşınmamızdan 1 yıl sonra yıkıldı ve mevcut pasaj ile apartman yapıldı. Bunların dışında babamın çok yakın arkadaşı, nikâh şahidi Asım (Efil) amca’nın Karşıyaka Ortaokulu sokağındaki Simeranya sineması. Hiç gitmediğim Reşadiye sokağında Rüya Sineması. Bostanlı’ya gidersek, iki sinema karşımıza çıkar. Biri o dönemki balıkçı iskelesine çıkan şimdiki Bostanlı İş Bankası'nın karşısındaki Grup Sineması, diğeri ise Bostanlı’da teyzemlere gittiğimde Fatih abinin bizi götürdüğü Bostanlı Köprü Durağında, dere kenarındaki parkın yanında Sayanora Sinemasıdır. Şöyle bir saydığımızda 12-13 yazlık sinemayı Karşıyamız’da görüyoruz. Her akşam ayrı ayrı filmler. Çekirdek seslerine karışan heyecanlar, duygular.



Sinemalarda şimdiki gibi rahat koltuklar yoktu. Birbirlerine telle bağlı tahta sandalyelerin verdiği rahatsızlığı ya evden götürdüğünüz veya sinemadan para ile kiraladığınız minder ile azaltabilirdiniz. Akşam sinemaya gideceksek annem öğlen uykusuna yatırırdı, böylelikle filmin tamamını izleyebileceğimi düşünürdü. Ama her nasılsa filmin ikinci yarısı başlar başlamaz gözlerime yoğun bir ağırlık çökerdi nedense. Bütün mahalle sinemada olurdu. Şimdi sinemalarda ne kadar da az rastlıyoruz sevdiklerimize, yakınlarımıza. Film başlamadan önce yüksek volümlü dönemin şarkıları çalınırdı. Filmi izlerken ses kesildiğinde “sesss” veya film koptuğunda “makinist” bağırışları olurdu. Makinist hiç görünmezdi. Kulübesinde oturur ancak küçük bir kare delikten uzun ve güçlü beyaz ışığı görebilirdik. Çekirdek ve gazozdan başka alaska frigo da satılırdı. Üzeri kakao kaplı soğuk, içi daha katı, farklı çikolata- kakao- pekmez - keçiboynıuzu karışımı bir dondurma. Dışı sarı yaldızlı bir alüminyum kaplıydı. Sade ve portakallı Su-Ga ve Cincibir gazozları ile kola ve sade gazozu olan Vinako ve Sinanko’yu hatırlarım. Bu kolalar şekerli – karamelli gazoz gibiydi. Bu markalar sadece yaz aylarında ortaya çıkardı. Mevsimlik gazozlardı. Sinemada satıcının o gazozu açmasının bile bir raconu vardı. Sinemada filmden sıkılan çocukların koridorlarda veya sahne önünde dolaşması sıkıntı verirdi. Annemiz, babamız bu konuda bizlere evde sıkı sıkı tembihler ederdi. Film başlayınca arada bir kafamızı kaldırıp başımızın üzerinde yıldızlara bakardık. Uçsuz bucaksız gök yüzüne. Çıkışta yüzümüzde tebessüm,  gözlerimizin önünde filmden sevdiğimiz sahnelerle,  konuşa konuşa evin yolunu tutardık.



Şimdi bu satırları okuyanlar “yazlık sinema da ne” diyebilirler. Kışlık sinemalar şimdiki gibi AVM’lerde olduğu gibi küçük küçük salonlarda değildi. Sinema salonu dedin mi alt katı, balkonu ve locaları olurdu. Bu büyük sinemalarda klima da olmayınca yaz geldi mi kapanırdı. Yazlık sinemalar açılırdı. Karşıyaka’da son yazlık sinema Zafer Sineması 1980’li yılların ilk yarısına kadar hizmet verdi. Üniversitedeydik, arkadaşlarla iyi bir film geldi mi giderdik. 1986’da otopark oldu. Sonra yıkıldı ve iş hanı yapıldı. Diğerleri gibi. Yazlık sinemalar sadece anılarda ve hafızalarda kaldı. En azından kendi adıma ben o dönemleri yakalayabildim ancak bizden sonraki dönemin çocukları,  yazlık sinemaların ne tadını bilebildiler, ne de keyfini çıkartabildiler.
 
Murathan Mungan’nın 1989 yılında çıkan “Yaz Sinemaları” şiir kitabında şöyle dökülür satırlar;

Düşlerin park ettiği; açık hava sinemaları
duvarları yıkılmış hayaller
çıkarır karanlık salonlardan
kış uykularını
sokağın, karşı pencerelerin, gökyüzünün ortasında
hayata yakın dururdu perdenin yalanları
bundandı inandırıcılığı
yazları park sineması
beyaz badanalı
taşra gecelerinde
localardan seyredilen
fildişi hayatlar
sırtımızda çocukluğun hırkaları
yüreğimiz simli serinlik, avuçlarımız ayçekirdeği
arka sırada samanyolu, çobanyıldızı, cenup ve kutup
pembe balkonlarda otururlardı komşularıyla
dünyanın en mutlu aileleri
balkonları yazlık sinemaya bakanlardır
sanırdım.

Kasapoğlu, S. (2015) Sinema Salonlarının Dönüşümü . İzmir Örneği.
Makal, O. (1999). Tarih İçinde İzmir Sinemaları 1896-1950.
Ürük, Y. (2011). “Sinema Cenneti İzmir 6.” İzmir Life 123. 
Ürük, Y. (1999). Şu Bizim Karşıyaka (Cordelio’nun Karşıyaka Oluşunun Küçük
Tabloları). İzmir: Atadost Yayınları.
Ürük, Y. (2011). Sinema Cenneti İzmir (5). İzmirlife, 122, 52-54.
Ürük, Y. (2012). Sinema Cenneti İzmir (8). İzmirlife, 125, 62-63.
Ürük, Y. (2012). Üç Sinema Vadisi. İzmirlife, 128, 52-53.
Ürük, Y. (2012). Bir Ağladık, Bir Ağladık. Vallahi Tek Mendil Yetmiyor. İzmirlife,
135, 52-53.
Özsu, S. (2006) İzmir Karşıyaka Çarşısında Fiziksel Dönüşüm.
Altınuç Açıkhava Sineması: Zübeyde Hanım Caddesi’nin Bahriye Üçok Bulvarı’na
döndüğü köşe
Atlas Sineması (1950 ler): Öğretmenevi arkası
Beyazıt Açıkhava Sineması (1960’lar): Kemalpaşa Cad.
Cihan Açıkhava Sineması (1960’lar): Alaybey Çarşı
Deniz Sineması (1980 – 90 lar): 1718 sokak (Eski Elif)
Duygu Açıkhava sineması: 1709 sokak
Efes Sineması (1986 da kapandı tiyatro oldu): 1713 sk.
Elif Sineması: 1718 sk. (Sonra yıkılıp Deniz oldu)
Emek Sineması: Şemikler 6485 sk.
Ferah Sineması (1920 ler). 1721- 1724 sokak arası.
Hale Sineması (1923 civarı)
Hayal Açıkhava Sineması: Kaymakamlığın olduğu yer.
Holivud Açıkhava sineması (1950’ler): Osmanbey parkı
İpek Açıkhava Sineması: 1715 sokak
Karşıyaka Sinemaları: 1713 sk.
Mehtap Açıkhava Sineması (1960’lar)
Melek Sineması: Yalı Cad.(1987’de yıkıldı)
Melek Açıkhava Sineması: 1721 sk
Nergiz Açıkhava Sineması: 1775 sk
Reşadiye Açıkhava Sineması:
Rüyam Açıkhava Sineması: Kilise sokağı
Sayanora Açıkhava Sineması: Bostanlı
Ses Sineması : Karşıyaka Çarşı (Eski Sümer)
Sümer Sineması: Karşıyaka çarşı (sonra Ses oldu)
Şan Açıkhava Sineması: Tersane Mah.
Simeranya Açıkhava Sineması: Karşıyaka Ortaokulu sokağı
Yeşil Bahçe Açıkhava Sineması: Dedebaşı
Zafer Açıkhava Sineması: