Bu Blogda Ara

8 Ocak 2018 Pazartesi

Karşıyaka Sinemaları

(13.12.2017 tarihinde Karşıyaka Bledeiyesi ve 1912 Karşıyaka Derneğinin ortaklaşa düzenlediği "Karşıyaka Konuşuyor" penelindeki sunumum)




Sinema Paris’de 25 Aralık 1895’de ilk gösteriminden 1 yıl sonra Osmanlı İmparatorluğunun başkenti İstanbul’da açılmıştır. Paris’teki ilk film Lumiere Kardeşlerin Tren istasyonları ile ilgili bir belgeseldi. İstanbul’daki ilk sinema gösterim de 16 Ocak 1897 (Bazı Kaynaklar 12Aralık 1896 der) İstiklal Caddesinde Sponeck Birahanesinde yapıldı. Ülkemizdeki ilk sabit sinema salonu olan Pathé Sineması, 1908 yine İstanbul Tepebaşında açıldı. Bundan 1 yıl sonra 1909 yılında İzmir’de İtalyan Kramer kardeşlerin "Pathé Freres Sinematografhanesi" çılır. 1897- 1908 arasında gerek İstanbul’da gerek se İzmir’de özellikle levanten evlerinde, kulüplerde çeşitli filmler gösteriliyordu. Pathe Sinema Salonundan sonra Kordon’da Yunanlılarca Cine de Paris ve Yunan İtalyan ortaklığında Cine Palas (Sonradan 1926 yılında Tayyare sineması oldu) açıldı. 1913 yılında ilk Osmanlı Sineması 1913 yılında faaliyete geçen Milli Kütüphane Sinema ve Tiyatrosu açılana kadar gayri Müslimlerin sinema sayısı 9’a ulaşmıştı. Karşıyaka’da ilk sinema 1919 yılı verilerinde Olimpia tiyatro, sinamatograf, kahve ve otel olarak hizmet veren Markopulos’un yeri vardı. Yine aynı yıl Potucis’in Venüs sineması, kahvehane ve otel ile birlikte hizmet vermekteydi. 1922 yılında Refik Baha Bey’in yönetimine geçip Ferah Sineması adını aldı. Bu sinemanın makine dairesi 6 Eylül 1931 yılında yandı. Daha sonra 1932 yılında Lüks ismiyle açıldı.


1909 yıllarından başlayıp, işgal döneminde İzmir’de sinema ilgi gören bir şenlikti. Diğer yandan iyi de gelir sağlıyordu. Sinemalarda; “mektebi sultaniye kütüphanesi”, “yetim kızlara”, “zelzele fe Laketine uğrayanlara” gibi yardım amaçlı gösteriler oluyordu. Yine 1911 yılında Hilal-i Ahmer kaynaklarından İzmir’de sinema gösterilerinden bahsedilir. Sinema İzmir’de hayatı değiştirmiş, Ramazan da geleneksel Türk gösterilerine ilgi azalmıştı. Bunun üzerine Müslümanlar Ahval gazetesinin 18 Aralık 1912 günlü haberinde İkiçeşmelik’te 600 imza toplayıp validen sinemaya gitmenin günah olup olmadığı konusunda fetva istediklerini okuyoruz. Buna karşın aynı gazetenin 8 Şubat 1914 tarihli “Karşıyaka’da fevkalade bir temaşa. Hasılatı fukara-i muhacirine verilmek üzere sinema temaşası icra edilecektir” haberi okunmaktadır. 2-3 günlük filmler “çok tesirli dram”, “celib-i merak” gibi açıklamalarla filler tanıtılmaktadır. 1915 den sonra Milli Kütüphane Sinemasında “Harp Gazetesi” filmleri ilgi çekmeğe başlamıştır. Asıl önemli film Aralık 1922 yılında İzmir’de “Sakarya Meydan Muharebesi – Türk Yılmaz – Yıkılmaz” gösteriliyordu.

Karşıyaka’da 1925 sonrası yıllarda sesiz Kulüp, Ferah (daha sonra  1932’de Lüks, sonra Melek), 1932 yılında Zafer (1934 Ege, 1935 yılında Sümer ve 1950’lerden Ses) sinemaları, Karşıyaka Irgat pazarı sinematofrafhanesi vardı. Özellikle Yalı Caddesinde Mustafa Sırrı Bey’in İskele Kulüp Sineması ile Refik Baha Bey’in Ferah Sineması söz konusu mekanların en ünlüleri arasında yer almaktadır. Özellikle Ferah sineması 450 kişilik büyük salonuyla ve getirdiği iyi filmleriyle büyük ilgi görmüştür. Bu yıllarda İzmir’deki kapalı sinemalar gelen kitleye bağlı olarak, farklı bir gösterim stratejisi kullanmayı tercih etmişlerdir. Örneğin, Karşıyaka halkı şehrin diğer kesimine kıyasla kültür ve görgü düzeyi açısından yukarıda olduğundan, buradaki seyirci kitlesi daha nezih, gösterilen filmler ise daha kalitelidir.

1948 yılında İzmir’de 8 sinema salonu mevcutken, 1950’li yılların başlarında sayı 12 ye çıktı  Bunların yedisi İzmir’de, üçü Karşıyaka’da, biri Bornova’da diğeri ise Buca’dadır.

1960’lı yıllarda İzmir’de sinema sayısı 60’ın üzerine çıktı. Sinema sektörü de en popüler dönemini 1960’larda yaşadı. Televizyon henüz gündelik yaşantıya girmemişti. Kadınlı, erkekli tüm vatandaşların en büyük eğlencesi sinemalardı. Erkeklerin boş vakitlerini değerlendirmek ve eğlenmek için gittikleri birçok mekân olurdu; fakat bayanların gittikleri eğlence mekânı genelde sinemalardı. Sinema biletlerinin nispeten ucuz olması, her gelir seviyesine uygun bilet satışlarının bulunması, vatandaşın sinemalara kolaylıkla gitmesini sağlıyordu. İzmir, ılıman bir iklime sahip olduğu için 60’lı yılların ikinci yarısından itibaren İzmir’de açık hava sinemalarının da sayısı artmaya başladı. Öyle ki bazen bir semtte birkaç tane birden açık hava sineması olurdu. Sinema salonlarının fazlalığı, bilet fiyatlarının uygunluğu ve İzmir’deki yerleşmiş sinema kültürü, sinemayı İzmirliler için vazgeçilmez kılıyordu.

1960’ların ikinci yarısına gelindiğinde sayılarının yüzü geçmekte ve bazı haftalarda yazlık sinemalarda kesilen bilet sayısı 500.000’i bulmaktadır. 1967 yılında Karşıyaka’daki Açıkhava sinema sayısı belediye kayıtlarında 21’di. Bayraklı, Beyazıt, Billur, Büyükçiğli, Cihan, Emek, Gül, Hayal, İpek, Işık, Marmara, Mehtap, Melek, Nergiz, Neşe, Rüya, Rüyam, Sayanora, Simeranya, Şan, Şeref, Yeni Ferah, Zafer. Kışlık sinema sayısı 8 olup; Bayraklı, Bahar (Örnekköy), Büyükçiğli, Elif, Melek, Nergiz, Ses, Şemikler sinemalarıydı. Efes Sineması 1 yıl sonra 1968 yılında açılmıştır.








Sinemalar sadece kültürel bir araç değil aynı zamanda sosyal paylaşım alanlarıydı. Buluşmaların günümüzdeki kadar kolay olmadığı 60’larda, kızlar ve erkekler sinemalarda buluşurdu. Burada platonik aşklar yaşanır, delikanlı, sinemada görüp beğendiği kızı evine kadar takip ederdi. Filmi, sinemada izlemek ayrı bir keyifti fakat bazen de evlerin balkonunda film izlenirdi. Özellikle evi, sinemanın hemen yanında yer alan aileler; arkadaşlarını, eş-dostlarını film izlemeye davet ederlerdi. Her gece başka bir ahbabını misafir eden ev sahipleri, aynı filmi defalarca izlemek durumunda kalırlardı. Fakat bu durumdan pek de şikâyetçi olmazlardı

1970’lerde İzmir’de kapalı sinema sayısı 21 olup. Karşıyaka’da bu dönem Efes, Elif, Melek, Ses sinemaları vardı. İleriki yıllarda Elif yıkılıp Deniz sineması oldu. 1968 yılında açılan Efes sineması ise 1986 sonrası Karşıyaka Devlet Tiyatrosu olarak hizmet verdi. Tiyatro sokağında Karşıyaka Sineması açıldı.







1980’li yıllardan itibaren ise, Türkiye’de benimsenmeye başlanan neoliberal politikalardan İzmir de etkilenmeye başlamıştır. Ancak Türkiye’de dış ticaret açısından önemli bir konuma sahip olan İzmir’de, beklenenin aksine, ekonomik açıdan bir gerileme dönemine girilmiştir. Yaşanan ekonomik ve toplumsal gelişmelere paralel olarak, İzmir’de bir kentsel dönüşüm süreci başlamıştır. 1989 yılında yürürlüğe giren Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkındaki 32 Sayılı Karar ile birlikte tamamlanmıştır. Bu yasayla birlikte, uluslararası sermayelerin ülkeye girişinin önündeki engeller tamamen kaldırılmıştır. Warner Bros ve UIP gibi Amerikan dağıtım şirketleri, tüm Türkiye’de olduğu gibi İzmir’de de sinema salonlarıyla anlaşmalar yapmaya başlamıştır. Dolayısıyla, bu şirketlerle anlaşma yapan İzmir’deki sinema salonları da bölünmeye başladı.

Yazlık Sinema anıları

Yaz ayının gelmesi ile Karşıyakamız sıcak günlerini yaşamaya başladı. Çocukluğumuzda televizyonlar yoktu, baharın ve ardından yaz mevsiminin gelişi, sokak demekti bizim için. Bir de yazlık sinema. İki film bir arada. Tabi her akşam filmler değişmezdi. 3 akşamda bir yeni film gelirdi.

Alaybey’de otururken, Alaybey çarşısında Cihan Sinemasına sık giderdik. Sinemadan minder kiralamamak için, evden minder götürür, sinemada çiğdem, gazoz alınırdı. Ama filmi seyrederken annemin kucağına kıvrılıp uyduğum çok olmuştur. Allahtan ev yakındı babamın kucağında eve dönerdim. Cihan sinemasında zaman zaman konserler de olurdu. O konserleri de hayal meyal hatırlarım. Yine Alaybey’de diğer bir sinema da Şan Sinemasıydı. Alaybey istasyonunun arkasındaydı. 1969 yılının yaz başında çarşının paralelindeki 1712 sokağa taşındık. Yazlık sinema alternatiflerimiz arttı. Kaymakamlığın olduğu yerde Beyazıt ve Hayal Sinemaları.  Banka Sokağında İpek Sineması. Zübeyde Hanım Caddesinden Bahriye Üçok Bulvarı’na dönülen köşede Ferah Sineması. Şimdiki Avlar Pasajının çıkışındaki 1713 sokaktaki Zafer Sineması. Kemalpaşa Camii’nin karşısında Melek Sineması. Şimdiki Subaşı Pasajının olduğu yerde Gül Sineması vardı. Gül sineması bizim taşınmamızdan 1 yıl sonra yıkıldı ve mevcut pasaj ile apartman yapıldı. Bunların dışında babamın çok yakın arkadaşı, nikâh şahidi Asım (Efil) amca’nın Karşıyaka Ortaokulu sokağındaki Simeranya sineması. Hiç gitmediğim Reşadiye sokağında Rüya Sineması. Bostanlı’ya gidersek, iki sinema karşımıza çıkar. Biri o dönemki balıkçı iskelesine çıkan şimdiki Bostanlı İş Bankası'nın karşısındaki Grup Sineması, diğeri ise Bostanlı’da teyzemlere gittiğimde Fatih abinin bizi götürdüğü Bostanlı Köprü Durağında, dere kenarındaki parkın yanında Sayanora Sinemasıdır. Şöyle bir saydığımızda 12-13 yazlık sinemayı Karşıyamız’da görüyoruz. Her akşam ayrı ayrı filmler. Çekirdek seslerine karışan heyecanlar, duygular.



Sinemalarda şimdiki gibi rahat koltuklar yoktu. Birbirlerine telle bağlı tahta sandalyelerin verdiği rahatsızlığı ya evden götürdüğünüz veya sinemadan para ile kiraladığınız minder ile azaltabilirdiniz. Akşam sinemaya gideceksek annem öğlen uykusuna yatırırdı, böylelikle filmin tamamını izleyebileceğimi düşünürdü. Ama her nasılsa filmin ikinci yarısı başlar başlamaz gözlerime yoğun bir ağırlık çökerdi nedense. Bütün mahalle sinemada olurdu. Şimdi sinemalarda ne kadar da az rastlıyoruz sevdiklerimize, yakınlarımıza. Film başlamadan önce yüksek volümlü dönemin şarkıları çalınırdı. Filmi izlerken ses kesildiğinde “sesss” veya film koptuğunda “makinist” bağırışları olurdu. Makinist hiç görünmezdi. Kulübesinde oturur ancak küçük bir kare delikten uzun ve güçlü beyaz ışığı görebilirdik. Çekirdek ve gazozdan başka alaska frigo da satılırdı. Üzeri kakao kaplı soğuk, içi daha katı, farklı çikolata- kakao- pekmez - keçiboynıuzu karışımı bir dondurma. Dışı sarı yaldızlı bir alüminyum kaplıydı. Sade ve portakallı Su-Ga ve Cincibir gazozları ile kola ve sade gazozu olan Vinako ve Sinanko’yu hatırlarım. Bu kolalar şekerli – karamelli gazoz gibiydi. Bu markalar sadece yaz aylarında ortaya çıkardı. Mevsimlik gazozlardı. Sinemada satıcının o gazozu açmasının bile bir raconu vardı. Sinemada filmden sıkılan çocukların koridorlarda veya sahne önünde dolaşması sıkıntı verirdi. Annemiz, babamız bu konuda bizlere evde sıkı sıkı tembihler ederdi. Film başlayınca arada bir kafamızı kaldırıp başımızın üzerinde yıldızlara bakardık. Uçsuz bucaksız gök yüzüne. Çıkışta yüzümüzde tebessüm,  gözlerimizin önünde filmden sevdiğimiz sahnelerle,  konuşa konuşa evin yolunu tutardık.

Şimdi bu satırları okuyanlar “yazlık sinema da ne” diyebilirler. Kışlık sinemalar şimdiki gibi AVM’lerde olduğu gibi küçük küçük salonlarda değildi. Sinema salonu dedin mi alt katı, balkonu ve locaları olurdu. Bu büyük sinemalarda klima da olmayınca yaz geldi mi kapanırdı. Yazlık sinemalar açılırdı. Karşıyaka’da son yazlık sinema Zafer Sineması 1980’li yılların ilk yarısına kadar hizmet verdi. Üniversitedeydik, arkadaşlarla iyi bir film geldi mi giderdik. 1986’da otopark oldu. Sonra yıkıldı ve iş hanı yapıldı. Diğerleri gibi. Yazlık sinemalar sadece anılarda ve hafızalarda kaldı. En azından kendi adıma ben o dönemleri yakalayabildim ancak bizden sonraki dönemin çocukları,  yazlık sinemaların ne tadını bilebildiler, ne de keyfini çıkartabildiler. 
 
Murathan Mungan’nın 1989 yılında çıkan “Yaz Sinemaları” şiir kitabında şöyle dökülür satırlar;

Düşlerin park ettiği; açık hava sinemaları
duvarları yıkılmış hayaller
çıkarır karanlık salonlardan
kış uykularını
sokağın, karşı pencerelerin, gökyüzünün ortasında
hayata yakın dururdu perdenin yalanları
bundandı inandırıcılığı
yazları park sineması
beyaz badanalı
taşra gecelerinde
localardan seyredilen
fildişi hayatlar
sırtımızda çocukluğun hırkaları
yüreğimiz simli serinlik, avuçlarımız ayçekirdeği
arka sırada samanyolu, çobanyıldızı, cenup ve kutup
pembe balkonlarda otururlardı komşularıyla
dünyanın en mutlu aileleri
balkonları yazlık sinemaya bakanlardır
sanırdım.

Kasapoğlu, S. (2015) Sinema Salonlarının Dönüşümü . İzmir Örneği.
Makal, O. (1999). Tarih İçinde İzmir Sinemaları 1896-1950.
Ürük, Y. (2011). “Sinema Cenneti İzmir 6.” İzmir Life 123. 
Ürük, Y. (1999). Şu Bizim Karşıyaka (Cordelio’nun Karşıyaka Oluşunun Küçük
Tabloları). İzmir: Atadost Yayınları.
Ürük, Y. (2011). Sinema Cenneti İzmir (5). İzmirlife, 122, 52-54.
Ürük, Y. (2012). Sinema Cenneti İzmir (8). İzmirlife, 125, 62-63.
Ürük, Y. (2012). Üç Sinema Vadisi. İzmirlife, 128, 52-53.
Ürük, Y. (2012). Bir Ağladık, Bir Ağladık. Vallahi Tek Mendil Yetmiyor. İzmirlife,
135, 52-53.
Özsu, S. (2006) İzmir Karşıyaka Çarşısında Fiziksel Dönüşüm.
Altınuç Açıkhava Sineması: Zübeyde Hanım Caddesi’nin Bahriye Üçok Bulvarı’na
döndüğü köşe
Atlas Sineması (1950 ler): Öğretmenevi arkası
Beyazıt Açıkhava Sineması (1960’lar): Kemalpaşa Cad.
Cihan Açıkhava Sineması (1960’lar): Alaybey Çarşı
Deniz Sineması (1980 – 90 lar): 1718 sokak (Eski Elif)
Duygu Açıkhava sineması: 1709 sokak
Efes Sineması (1986 da kapandı tiyatro oldu): 1713 sk.
Elif Sineması: 1718 sk. (Sonra yıkılıp Deniz oldu)
Emek Sineması: Şemikler 6485 sk.
Ferah Sineması (1920 ler). 1721- 1724 sokak arası.
Hale Sineması (1923 civarı)
Hayal Açıkhava Sineması: Kaymakamlığın olduğu yer.
Holivud Açıkhava sineması (1950’ler): Osmanbey parkı
İpek Açıkhava Sineması: 1715 sokak
Karşıyaka Sinemaları: 1713 sk.
Mehtap Açıkhava Sineması (1960’lar)
Melek Sineması: Yalı Cad.(1987’de yıkıldı)
Melek Açıkhava Sineması: 1721 sk
Nergiz Açıkhava Sineması: 1775 sk
Reşadiye Açıkhava Sineması:
Rüyam Açıkhava Sineması: Kilise sokağı
Sayanora Açıkhava Sineması: Bostanlı
Ses Sineması : Karşıyaka Çarşı (Eski Sümer)
Sümer Sineması: Karşıyaka çarşı (sonra Ses oldu)
Şan Açıkhava Sineması: Tersane Mah.
Simeranya Açıkhava Sineması: Karşıyaka Ortaokulu sokağı
Yeşil Bahçe Açıkhava Sineması: Dedebaşı
Zafer Açıkhava Sineması:

27 Aralık 2017 Çarşamba

Diş Çürümelerine karşı kefir haberleri


 Haberin uzun görüntüsü

https://izmirtv.net/2017/12/19/dis-curumesine-kefirli-cozum/


https://www.haberler.com/kefir-dis-curumelerini-onluyor-10363192-haberi/

21 Eylül 2017 Perşembe

Yöresel peynir ve Slow Food



YÖRESEL PEYNİRLER - III
(SLOW FOOD KAVRAMINDA DEĞERLENDİRİLMESİ)
Cem Karagözlü
Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Süt Teknolojisi Bölümü
Bornova – İzmir
 (Apelasyon sanal dergide yayınlanmıştır)

SlowFood, yerel ürünlere sahip çıkarak biyolojik çeşitliliği korumayı, kaliteye önem veren küçük gıda üreticilerini saptayıp onları desteklemeyi amaçlayan programı yürüten bir sivil toplum örgütüdür. Bunu yaparken de o ürünlere, zanaat kollarına ekonomik açıdan bir gelecek yaratacak ortamı sağlamaya çalışarak destek vermektedir.  Bu destek tek bir peynir çeşidine, belirli bir peynir yapım tekniğini bilen son ustalara veya yöresel küçük üreticilere yönelik olabildiği gibi, belli bir tahıl ürününden geçimini sağlayan binlerce köylünün faaliyetini de kapsayabilmektedir. Türkiye’den yöresel bir peynir çeşidimiz olan ‘’ Divle Tulum Peyniri”, “Terra Madre’’ yani Türkçe ismiyle ‘’Toprak Ana’’ etkinliğinde ülkemizi 2008 yılında temsil etmiştir. Terra Madre dünya çapında yöresel ürünlerin sergilendiği bir fuardır ve ilk kez 2002 yılından İtalya’nın Torino kentinde düzenlenmiştir. Bu fuar SlowFood hareketini yaymaya çalışan, yöresel ürünlere, gelenekselliğe önem veren kişiler tarafından yapılmaktadır.

Divle Tulum’u dışında, daha yüzlerce dünya tarafından markalaşmamış yöresel peynirimiz bulunmaktadır. Türkiye peynir zenginliği açısından önemli bir yerde bulunmakta fakat ismini bir türlü dünya ülkelerine duyuramamaktadır. Konya’nın küflü peyniri, Kayseri’nin çömlek peyniri, Erzincan tulum peyniri, Kars gravyeri, Erzurum çivil peyniri, Trabzon telli peyniri, Van otlu peyniri, Marmara’dan Mihaliç, İzmir’den Tulum, Armola, Kopanisti, Sepet, Kirli hanım, Tire çamur, Lor gibi yüzlerce peynir çeşidimiz yöresel tipik bir ürün niteliği taşımakta, geleneksel bir kültürü yansıtmaktadır. Yöresel peynirlerimiz bu haliyle Slow Food’un felsefesi ile örtüşmektedir.

Slow Food ve Cittaslow Hareketi
Küreselleşme, hızlı yaşam şeklinin popüler hale gelmesine sebep olmuş, tatil alışkanlıklarını değiştirmiş, yeme içme biçimlerinin, giyim tarzlarının vb. toplumlara has özelliklerinin ortadan kalkmasına neden olmuştur. Slow Food yerel tohum kullanımı, yerel yiyecek-içecek üretiminin desteklenmesi, özgünlüğün korunması, halkın ekonomik gelir elde etmesi, sürdürülebilir yerel kalkınmanın sağlanmasını ile aynılaşmaya karşı bir başkaldırıdır. Slow Food Hareketi, iyi gıda, temiz gıda, adil gıda ilkeleri ile hareket etmektedir. “İnsanların sağlıklı olabilmesi için, yediği besinlerin de sağlıklı olması gerekmektedir” .

Slow Food Hareketi yerel tohumlar ile üretimine, yerel yemeklerin tüketimine ve kentin özgünlüğünü yansıtan kültürel kimliğinin korunmasına, yerel değerlerin gelecek kuşaklara aktarılmasına dikkat çekmesi ile diğer toplumsal gıda hareketlerinden farklılık arz etmektedir. Slow Food hareketi, İtalyan yazar Carlo Pedrini ve arkadaşlarının 1986 yılında İtalya’nın Roma kentinde açılan bir McDonald’s Restoranı’nı hamur atarak protesto etmesi ile başlamıştır. Hareket 9 Kasım 1989 tarihinde, Paris’teki Opera Comique’de, Arjantin, Avusturya, Brezilya, Danimarka, Fransa, Almanya, Hollanda, Macaristan, İtalya, Japonya, İspanya, İsveç, İsviçre ve Amerika Birleşik Devletleri temsilcilerinin katılımıyla imzalanan manifesto ile resmiyet kazanmıştır. İlk uluslararası Slow Food Kongresi 1990 yılında İtalya - Venedik’te düzenlenmiştir. 1992’de Almanya - Königstein’de, 1993’te İsviçre’de, ilk Slow Food faaliyeti başlamıştır. Merkezi İtalya-Bra’da bulunan Slow Food, günümüz gıdaların üretim ve tüketiminin sürdürülebilirliğini ve biyo-çeşitliliği korumayı hedeflemektedir.

Cittaslow hareketi Slow Food hareketinin devamı olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle ikisini birlikte değerlendirmek gerekmektedir. Cittaslow Hareketi 1999’da küçük bir kent olan Grevein Chianti’nin eski Belediye Başkanı Paolo Saturnin’in girişimiyle doğmuş, Bra (Francesco Guida), Orvieto (Stefano Cimicchi) ve Positano (DomenicoMarrone) belediye başkanları da bu girişime dahil olmuşlardır. Sonrasında Carlo Pedrini de bu oluşuma destek vermiştir.

“Bu günün olanaklar ile geçmişin mirasından, bilgi birikiminden ve çevre dostu son teknolojilerden faydalanarak, hayat kalitesini arttıran kentsel ortamlar” oluşturmayı hedefleyen şehirler Cittaslow Hareketi’ni gündeme getirmişlerdir. 01 Eylül 2015 tarihi itibari ile Türkiye dahil 30 ülkede toplam 198 Cittaslow bulunmaktadır .

Sonuç olarak; gelecekte restoranların ve gıda üreticilerinin “Slow-food” kapsamındaki eğitim ve organizasyon faaliyetleri ile gün geçtikçe daha fazla ilgilenmeye başlayacağı değerlendirilmektedir. Bu kapsamda yeni pişirme ve sunum teknikleri, hijyen ile ilgili hususlar ve gıdaların muhafaza-taşımacılığı konusunda yeni usul ve yöntemler üzerinde daha yoğun çalışmalar gerçekleştirilecektir. Bu çalışmaların özellikle geleneksel gıda ve yemeklerin daha sağlıklı ve hijyenik şartlara uygun hale getirilmesi üzerinde yoğunlaşacağı beklenmektedir.

Ülkemizde bu hareket hızla yaygınlaşmaya devam etmekle birlikte konuyla ilgili bilinç henüz arzu edilen seviyeye ulaşmış değildir. Hareketin yaygınlaşması ve başarıya ulaşması için İtalya’da ve diğer Avrupa ülkelerinde et, peynir ve şarap konularında izlenen stratejilerin iyi analiz edilerek ülkemize uyarlanmasının faydalı olacağı değerlendirilmektedir.

Bu kapsamlar göz önünde bulundurularak söz konusu olan yöresel peynirlerimizin yapıldığı yörenin iklimi, sütü elde ettiğimiz hayvanı, bitki örtüsü gibi önemli özellikleri kavranmalı ve bu peynirlerimizin yapıldığı yöre ile özdeşleştiği iyi bilinmelidir.

Yöresel peynirlerimizin ait olduğu bölgeler dışında üretilmesi, peynirin geleneksel yapısında, tadında ve aromasında kısmen veya tamamen kayıplara neden olacaktır. Bu yüzden peynirlerin kendi yörelerinde üretilmesi önemli bir konudur. Söz konusu yörenin adıyla üretilen ürünler tüketiciler tarafından o yörenin adına belli bir güven duyularak tercih edilebilir. Bu sayede de kırsal toplumun kalkınmasında ve peynirlerimizin yöresiyle dünya ülkelerine tanıtılmasında büyük yol kat etmiş olacağız.

Ülkemizde slow-food anlayışını yaygınlaştırmak ve yöresel peynirlerimizi gelecek nesillere sağlıklı şekilde taşıyabilmek için;
·         Öncelikle bu konuda gerekli altyapının oluşturulması,
·         Yerel peynir üreticilerinin organize ve teşvik edilmesi,
·         Slow-food anlayışına uygun üretim yapan yerel üreticilerin ise küme, birlik veya kooperatif olarak yapılanmaları şarttır.

KAYNAKLAR
Karagözlü, C.; Tonguç, İ.E., Sarayköylü, B. 2012. İzmir ve Çevresi Yöresel Peynirlerin Slow Food Hareketi Kapsamında Değerlendirilmesi. Süt Endüstrisinde Yenilikçi Yaklaşımlar Sempozyumu15 - 16 Kasım 2012. Pamukkale Üniversitesi. Denizli. Bildiri Özet Kitabı. Poster Bildiriler. sf: 88. Yeni Matbaa Şti. Denizli.
Pajo, A.; Uğurlu, K. 2015. Cıttaslow Kentleri İçin Slow Food Çalışmalarının Önemi. Electronic Journal of Vocational Colleges-December/Aralık 2015 65-73.

Coğrafi İşaretleme Kavramı



COĞRAFİ İŞARETLEME KAVRAMI
Cem Karagözlü
Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Süt Teknolojisi Bölümü
Bornova – İzmir

Geçen ayki bölümde de bahsettiğimiz üzere;  Son on yılda birçok ürünün nereden geldiği ve nasıl üretildiği bilgilerinin yer aldığı marka ve etiketler ile pazarlandığı görülmektedir. Bu ürünün kaynağını gösteren pazarlama üretici ve tüketici arasındaki bağı güçlendirmiş, ürüne katma değer katmış ve yerel bilgi ve kültürün korunmasına yardımcı olmuştur. Ürünün kaynağını gösteren pazarlama stratejisi aslında uzun bir geçmişe dayansa da hem arz hem de talep yönüyle olan önemi giderek artmış ve küreselleşmeye karşı bir reaksiyon oluşturmuştur. Yerel üreticiler, kendi ürünlerini tüketicinin gözünde hem ürünün benzerlerine hem de daha ucuz ürün satan rakiplerine karşı farklılaştırabilmelidir. Bu farklılaştırmada birçok kriter ön plana çıkmaktadır. Fiyat dışı faktörler (kalite, imaj ve lezzet gibi) önem kazanmaya başladığı an fiyat rekabeti daha fazla olmaktadır. Bu durum sadece ihraç edilen ürünler için değil, aynı zamanda yerel olarak pazarlanan ürünler içinde geçerlidir. Ürünün kaynağını gösteren pazarlama anlayışı Avrupa ülkelerinde uzun zamandan beri desteklenmekte olup (özellikle Fransa ve İtalya), bu şekilde pazarlanan şarap, peynir, zeytinyağı ve et ürünleri gibi ürünlerin özellikle kırsal alandaki yaşama büyük katkı sağladığı belirtilmektedir.
Kırsal kalkınma stratejileri sıklıkla tarımsal ürünlerde farklılaştırma yaklaşımına dayandırılmış çünkü bu tür ürünlerin kendine öz bir farklılıklarının olması, sağlıklı oluşları ve çevreye olan zararsızlıkları tüketicileri cezp etmiştir. Bu tür ürünlerin kendine has olan özellikleri üretildikleri bölgeden kaynaklanan özelliği nedeniyle hareketli olmayan bir avantaj sağlamakta ve bu durum geri kalmış alanların kalkınmasında bir fırsat olarak kullanılabilmektedir.

Türkiye’de önemli sanayi kollarından biri de mevcut hayvan potansiyeli de göz önüne alındığında süt ve süt ürünleri sanayidir. Her ne kadar büyük bir potansiyele sahip olsa da işletme başına düşen hayvan varlığı açısından kıyaslandığında Türkiye’de küçük işletmecilik sisteminin egemen olduğu söylenebilir. Ayrıca, kırsal kesimde küçük işletmelerin ürettikleri sütü kendi imkanları dahilinde peynir, yoğurt ve tereyağı gibi çeşitli süt ürünlerine dönüştürdükleri bilinmektedir. Türkiye’de değişik yörelerde mahalli olarak yaklaşık 198 çeşit peynir yapıldığı bildirilmektedir. Türkiye gerek yöresel peynirler, gerekse sanayi tipi peynirler açısından zengin çeşitlere sahiptir. Mevcut olan bu potansiyelin geliştirilmesinde “Coğrafi İşaretlerin” anahtar rol oynayacağı kesinlikle unutulmamalıdır.

Coğrafi işaret uygulaması “Yerelliğin Dünya ile Buluşması” sloganıyla yerel veya başka bir ifadeyle otantik ürünlerin korunarak gelecek nesillere bozulmadan aktarılması amacıyla alınan bir dizi yasal tedbirler şeklinde ifade edilebilir. Adından da anlaşılacağı üzere coğrafi işaret kapsamına alınan ürünler bir bölge, kasaba, köy, şehir veya havza gibi sınırları net bir şekilde çizilebilecek bir sahaya bütünüyle veya en az bir özelliğiyle bağlı olan ürünlerdir. Başka bir ifadeyle coğrafi işaretler kapsamına alınan bir ürünün bir veya birkaç özelliğini muhakkak sınırları belli bir alandan almış olması gerekmektedir. Böylelikle işaretleme kapsamına alınmış ürün, özelliğini aldığı bölgenin adıyla anılarak bir marka haline gelmektedir.

1995 yılından bu yana Dünya Ticaret Örgütüne üye olan Türkiye’de, Avrupa Birliği'nin coğrafi işaretlere ilişkin 2081/1992 sayılı Konsey Tüzüğünden esinlenilerek 1995 yılında 555 sayılı Coğrafi İşaretlerin Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (KHK) kabul edilmiştir. Böylece daha önceden haksız rekabet hükümleri ile dolaylı olarak korunan coğrafi işaretlere etkin ve özel bir koruma sağlanmıştır. Coğrafi işaret, ayırt edici özelliği ile öne çıkan ve bulunduğu bölge ile özdeşleşen ürünlere verilen işarettir. Coğrafi işaretler, sadece tarım ürünleri ile sınırlı olmayıp, insan eliyle yapılan ürünleri de kapsamaktadır. Yani coğrafi işaretlerin kapsamına doğal ürünler, tarım, maden, el sanatları ve sanayi ürünleri girmektedir.

Türkiye’de Coğrafi İşaretli Ürünler
Coğrafi işaretler, “menşe adı” ve “mahreç işareti” olmak üzere ikiye ayrılır.

1. Menşe Adı
Coğrafi işaret korumasına konu olan ürünün üretimi, işlenmesi ve diğer işlemlerinin tamamı sınırları belirlenmiş coğrafi alanda gerçekleşmek zorunda ise bu tür coğrafi işaretlere denir. Menşe adına sahip olan ürünler, temel niteliklerini sınırları belirlenmiş bir coğrafi alandan sağlayan ve üretimleri bütünüyle o coğrafi sahada gerçekleşen ürünlerdir. Menşe adı olarak tescili yapılan ürünlere örnek olarak Isparta gülü, Erzincan tulum peyniri, Kayseri pastırması, Pervari balı ve Antep fıstığı verilebilir. Bu tür ürünler niteliklerini ve kalitelerini ancak ait oldukları coğrafi çevrenin ortam özelliklerinden ve üretim yöntemlerindeki kültürel özelliklerden kazanabilirler.

Bir ürünün menşe adını taşıması için aşağıdaki şartları taşıması gerekmektedir.
·         Coğrafi sınırları belirlenmiş bir yöre, alan, bölge ya da çok özel durumlarda ülkeden kaynaklanan bir ürün olması,
·         Tüm özelliklerini veya esas niteliğini veya özeliklerinin bu yöre, alan veya bölgeye özgü coğrafi unsurlardan kaynaklanan bir ürün olması
·         Üretimi, işlenmesi ve diğer tüm işlemlerinin tamamıyla bu yöre, alan veya bölge sınırları içinde yapılan bir ürün olması gerekir.

2. Mahreç İşareti
Ürünün belirgin bir niteliği, ünü veya diğer özellikleri itibarı ile bir coğrafi bölge ile özdeşleşmesi; üretimi, işlenmesi ve diğer işlemlerinden en az birinin sınırları belirlenmiş coğrafi alanda yapılmasını gerektiren coğrafi işaretlere de “mahreç işareti” denir. Mahreç işaretine sahip ürünler–belirlenen özelliklerden en az birini bulundurması halinde ait oldukları bölgenin dışında da üretilebilir. Mahreç işaretini taşıyan ürünler başka bölgelerde de üretilebilmektedir. Ancak mahreç işareti ile korunan ürünlerin üretiminde ait oldukları coğrafi bölgeye ait hammadde ve üretim yöntemlerinin aynen kullanılması ve ürünün kalitesinin aynı olması gerekir. Çorum leblebisi, Gaziantep baklavası, Antakya künefesi, Kula el halısı, Trabzon telkariye ve hasırı ise mahreç adı ile tescillenen ürünlerden bazılarıdır. Mahreç işareti taşıyan bu ürünler, ait oldukları coğrafi bölgenin dışında da üretilebilirler. Ancak bu üretimde, ait oldukları coğrafi bölgeye ait hammadde ve üretim yöntemlerinin aynen kullanılması ve ürünün kalitesinin aynı olması gereklidir. Bir ürünün mahreç adını taşıması için aşağıdaki şartları taşıması gerekmektedir.

·         Coğrafi sınırları belirlenmiş bir yöre, alan veya bölgeden kaynaklanan bir ürün olması,
·         Belirgin bir niteliği, ünü veya diğer özellikleri itibariyle bu yöre, alan veya bölge ile özdeşleşmiş bir ürün olması,
·         Üretimi, işlenmesi ve diğer işlemlerden en az birinin belirlenmiş yöre, alan veya bölge sınırları içinde yapılan bir ürün olması.

Coğrafi işaretlerin tescili için yetkili mercii Türk Patent Enstitüsü’dür ve yurt içinden veya yurt dışından yapılan tüm başvurular Türk Patent Enstitüsü’ ne ya da onun yetkili kıldığı makama yapılır.

Coğrafi İşaretlerin Tescili Coğrafi İşaretlerin Tescilinin Amaçları
·         Yerel üretimi ve kırsal kalkınmayı desteklemek,
·         Geleneksel bilgi ve kültürel değerleri korumak,
·         Turizme katkıda bulunmak,
·         Ürün taklitçiliği ile mücadeledir.

Bir Ürünün Coğrafi İşaret Tescili Alabilmesi İçin Sahip Olması Gereken Dört Temel Özellik
·         Ürün ismi, tüketiciler arasında iyi bir üne sahip olmalıdır.
·         Benzerlerine kıyasla tanınmış bir özgünlüğü bulunmalıdır.
·         Hammadde üretimi ve işleme süreci sınırlandırılmış bir coğrafi alanda gerçekleştirilmelidir.
·         Ayrıntılı şekilde tanımlanmış özel bir üretim sürecinin ürünü olmalıdır.

Coğrafi İşaret Tescilinin Sahibi Olabilecek Kişiler
·         Söz konusu ürünün üreticisi olan gerçek veya tüzel kişiler,
·         Tüketici dernekleri,
·         Konu ve coğrafi yöre ile ilgili kamu kuruluşları, tescil başvurusunda bulunabilecek ve sahibi olabilecek kişilerdir.

Coğrafi İşaret Kullanım Hakkına Sahip Olmanın Avantajları
Coğrafi işaret başvurusu yapma hakkına sahip kişiler ile tescil edilmiş coğrafi işareti kullanım hakkına sahip kişiler, üçüncü kişiler tarafından aşağıda sayılanların yapılmasını önleme hakkına sahiptir:

1. Tescilli adın ününden herhangi bir biçimde yarar sağlayacak kullanımlar veya tescil kapsamındaki ürünleri andıran ya da çağrıştırabilen ürünlerle ilgili olarak tescilli adın dolaylı veya dolaysız olarak ticari amaçlı kullanımı,
2. Sözcük olarak gerek coğrafi yeri ifade etmekle birlikte halkta haksız biçimde ürünün başka yer kaynaklı olduğu izlenimini bırakan kullanımı veya korunan adın tercümesinin kullanımı veya stilinde, tarzında, tipinde, türünde, yöntemiyle, orada üretildiği biçimde veya benzeri diğer açıklama veya terimlerle birlikte kullanımı,
3. Ürünün iç veya dış ambalajında tanıtım ve reklamında veya ürünle ilgili herhangi bir yazılı belgede doğal veya esas nitelik ve özellikleri ile menşei konusunda yanlış veya yanıltıcı herhangi bir açıklama veya belirtiye yer verilmesi,
4. Ürünün iç veya dış ambalajında, tanıtım veya reklamında veya ürünle ilgili herhangi bir yazılı belgede doğal veya esas nitelik ve özellikleri ile menşei konusunda yanlış veya yanıltıcı herhangi bir açıklama veya belirtiye yer verilmesi,
5. Ürünün menşei konusunda halkı yanıltabilecek biçimde ambalajlanması veya yanılgı yaratabilecek diğer herhangi bir biçimde sunulması (Demirer, 2010).

Coğrafi İşaret Olarak Tescil Edilemeyecek İşaretler
1. Coğrafi işaret tanımına uymayan adlar ve işaretler,
2. Ürünün öz adı olmuş adlar ve işaretler,
3. Ürünün gerçek kaynağı konusunda halkı yanıltabilecek olan bitki türleri, hayvan soyları veya benzer adlar,
4. Kamu düzeni ve genel ahlaka aykırı işaretler coğrafi işaret olarak tescil edilemeyecek işaretlerdir (http://www.tesk.org.tr).

KAYNAKLAR:
555 Sayılı KHK., 1995, “Coğrafi İşaretlerin Korunması Hakkında 555 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname” RG: 27/06/1995 – 22326.
Anonim, 2014, Coğrafi İşaret Olarak Tescil Edilemeyecek İşaretler http://www.tesk.org.tr Erişim Tarihi: Temmuz 2015
Çalışkan, 2010, “Türkiye’de Coğrafi İşaretlerin Dağılış Özelliklerinin ve Coğrafi İşaret Potansiyelinin Değerlendirilmesi,
Kan, M, Gülçubuk, M., Kan, A, Küçükçongar, M. 2010.  Coğrafi İşaret Olarak Karaman Divle Tulum Peyniri. KMÜ Sosyal ve Ekonomi̇k Araştırmalar Dergi̇si 12 (19): 15-23
Oraman, Y. 2015 . Türkiye’de Coğrafi İşaretli Ürünler. Balkan ve Yakın Doğu Sosyal Bilimler Dergisi. 01: 1-10
Şahin ve Meral, 2011,Türkiye’de Coğrafi İşaretleme ve Yöresel Ürünler, Türk Bilimsel Derlemeler Dergisi, Sayı:5