Bu Blogda Ara

19 Şubat 2012 Pazar

GÜNÜ BİRLİK NAPOLİ – POMPEİ

Roma’da üçüncü günümüzde hedef Napoli ve Pompei. Sabah biraz erken kalkıp kahvaltıyı 7.30’da bitirmiştik. Hemen otobüse atlayıp Termini istasyonuna geldik. Metro, hızlı tren, normal tren hepsi burada. İçinde çarşı, restoranlar ne ararsanız var. Napoli’ye normal tren ikinci mevki 19.50 Euro kişi başı. Ancak biz hızlı gitmek istiyoruz. Hızlı treni tercih ettik. 3 kişilik ailemiz için 2.sınıfa aile bileti 98 Euro. İkinci sınıf ile birinci sınıf arasında bence bir fark yok. Tercih edebilirsiniz. Bitlinizi gişeden de alabilirsiniz, bir çok elektronik gişe var oradan da. Kredi kartı geçerli ve güvenli. Bu gişelerden işlem yaparken öncelikle işlem dilini seçin. Sonrasında gideceğiniz istasyonu seçtiğinizde yakın saatlerdeki seferler listeleniyor. Saat seçiminden sonra gelen ekranda kompartıman seçimi yapabiliyorsunuz. Bilet üzerinde vagon numarası, kompartıman numarası ve koltuk numarası var. Gidip yerinize oturun. Yerinize biri oturmuşsa, oturanı kaldırın.
Hızlı trenimiz ortalama 270 km ile gidiyor. Bir ara 300 km maksimum hıza ulaştı. Ekrandan takip edebiliyorsunuz. 50 dakikada Napoli’desiniz. Saat 10 olmadan Napoli Garibaldi garına geldik.
Trenden indikten sonra okları takip ederek circumvesuviana hattına indik.
Burada Pompei ‘ye gidiş ve dönüş bileti 6 Euro. Sorrento mavi hatta binmeniz gerekiyor. Yaz dönemi gidiş, dönüş ve Pompei ‘ye giriş bileti kombine olarak 17 euro’ya satılıyormuş. Pompei’ye giriş 15 Euro. Yol boyunca tren kalabalık sağınızda deniz, solunuzda Vezüv dağı size eşlik ediyor.
Küçük ve şirin tren istasyonundan inip sağa doğru yönelerek Porta Marina girişine ulaşacaksınız. Kapıdan bir harita isteyiniz. Ayrıntılı olarak her şeyi bu haritada bulabilirsiniz.
Pompei; İS 79 senesinde Vezüv’ün patlaması sonucu lavlar altında kalan ve bu sayede günümüze kadar oldukça iyi korunmuş bir şekilde gelen şehir 1700 yıl sonra gün yüzüne çıkmış. Özellikle lav altında kalarak ölen insanlara ait boşluklara dökülen alçıyla elde edilen heykeller çok etkileyici. Pompei şehrine girdiğiniz yolda solda Apollo tapınağı, sağınızda tam karşınızda ise bazilika görülebilir. Forum görebileceğiniz ilk derli toplu alan. Sütunların önemli bir kısmı sonradan dikilmiş. Renk olarak beyaz dahi olsalar aslında tuğlaların üzerine beyaz bir karışım ile mermer havası katılmış. Zaten burada gördüklerinizin orjinalleri Napoli ulusal müzesinde. Forumu çevreleyen odacıklarda testiler, keramik parçaları görülebilir. Açıkta ve bir camekanda da taşlaşmış bir beden görülebilmekte. 4-5 tane güzel ev var bunları ve aşk evini mutlaka gezin.
Pompei’den çıkıp yine trenle Napoli’ye döndük. Dönüş biletimiz normal trenden aldık. 2. mevki 3 kişilik aile bileti 48 Euro. 1 saat 50 dakikada sürdüğünü belirtiyor. Trenimiz 19.45’de. Saat 14:30. Şimdi hedefimiz Napoli ulusal müzesi (Museo Archeologico Nazionale). Garibaldi garının önündeki meydan karmaşa içinde metro inşaatı var. Göçmen zenciler belki beşinci el kıyafetler satıyor. Güven vermeyen elektronikçi ve telefoncular. Görülmeye, izlenmeye ve düşünmeye değer. Temiz bir şehir değil. Yollarda çok sayıda zenci seyyar satıcı görülmekte. Napoli haritasını açıp, Napoli sokaklarından müzeye yürüyoruz. Çamaşırların asılı, çöplerin olduğu, o meşhur sokak aralarından müzeye yürüdük. Bazı bloglarda veya tur rehberleriniz Napoli’nin tehlikelerinden bahsederler. Kalkıp pahalı makinelerinizi ortaya çıkarmayıp, onlardan biri gibi şehre katılırsanız sorun olmaz. Dikkatli olmak lazım ama abartmadan.
Napoli’de çöpleri mafya topluyor. Belediye ödeme yapmayınca çöpler şehirde kalıyor. Geçen yıl gazetelerden hatırlarsınız.
Napoli’de de bir çok kilise var ama bakımsız. Veya kapalı. Roma gibi değil.
Napoliye gidip Limonçellosuz dönmeyin.
Müzeye ulaştık. Girişi 6 Euro. Çok zengin bir müze. Hem Roma tarihi hem de Pompei’den bir çok eser var. Yalnız Pompei’den çıkan insanlara oğlumun ısrarlı aramasına rağmen ulaşamadık. + 14 yaş sınırlı bölümü de gezin.
Müze çıkışı bir taksiye binip meydanına gittik. 5 Euro tutuyor. Karnımız iyice acıktı ve yorulduk. Seçimimiz “margherita” pizzasını ilk yapan pizzacı. BRANDI. Adres; Salita S. Anna di Palazzo. Corner of via Chiaia. Sokağına girince hemen 20 metre sonra sağda. Harika bir yer 250 yıllık. Margherita pizzası 120 yıllık. Napoli de yemek yiyecekseniz burada yiyin. Margherita’lar çok güzel. Şarap ve 3 pizzaya 37 Euro veriyoruz. Restoranın duvarlarında buraya pizza yemeğe gelen ünlülerin resimleri var. Burada bir Napoli’li saptaması yapayım. İtalyan bayrağının üç rengini oluşturan yeşil, beyaz ve kırmızının aslında Napoli kaynaklı pizza Margherita’nın fesleğen, mozzarella ve domatesinden gelmesi.
Yemek sonrası sahile doğru yürüyoruz. Meydandaki kilise Roma Phanteon kilisesinden esinlenmiş.
Meydanda aynı zamanda Nazi Almanyasında Yahudi soykırımı sırasında kullanılan bir tren vagonu ve sergisi vardı.
Marina ve kalenin etrafından dolaşıp şehrin merkezine ilerliyoruz.
Castel dell'Ovo: Napolinin en eski kalesi olan Castel Dell'ovo 1282 yılında Angevinler tarafından yapılmış, 15. yüzyılda Aragonlar tarafından yeniden inşa edilmiş. Bu kalenin ismi ortaçağda ün yapmış romalı bir şair olan Virgil'in binayı ve askerleri desteklemesi için kalenin temellerine büyülü bir yumurta koymasından gelir. Bu yumurtanının kırıldığı gün Napoli'nin de çökeceğine inanılır.n sekiz krala ait heykeller var. Saray, Bourbon dönemine ait mobilyaları, tabloları ve heykelleriyle öne çıkıyor. Çarşamba günleri kapalı.
İş çıkışı yollara kalabalıklaşıyor. Hava da soğudu. Bir taksiye binip Garibaldi garına gidiyoruz. Garda çok sayıda polis ve Napoli taraftarı var. Trenle çevreden şehre geliyorlar. Sonradan anladım Napoli – İnter maçı var bu akşam İtalya kupası çeyrek finali. Taraftar bir markete girince arkasında 2-3 polis, Türkiye’den farklı değil Napolililer. Tren saatimiz geliyor. Kalabalık . Yine yerimize oturanları kaldırıyoruz. 21.00 gibi Roma’dayız. Biraz otobüsü bekleyip otele varıyoruz. TV’de Napoli – İnter maçını açıyorum. 2-0 Napoli 7 numara Cavani’nin iki golü ile kazanıyor. Daha önceden programlasaydım kesin maçı Napoli’de San Paolo’da seyrederdim.
Kısa not: Napoli’ye bir kez daha gideceğim. 3 şey yapacağım. Bir Vezüv dağının kraterine çıkacağım. Turlar var. Napoli içinde Spaccanapoli’de dolaşmak, ve de Capri adasına gideceğim.

5 Şubat 2012 Pazar

VACANZE ROMANE* (II)

*Roma Tatili = Roman Holiday
BÖLÜM İKİ: ROMANTİK ROMA

Şimdi Roma'nın biraz daha romantik ve daha yakın tarihi turuna geçelim.



Saray ve meydan birleşmiş İtalya’nın ilk kralı olan Victor Emanuele’i onore etmek adına 1895 yılında Giuseppe Sacconi tarafından tasarlanmış ve saf beyaz mermerden yapılmış. Piazza Venezzia’da gördüğünüz anıt, İtalya’nın ilk kralı Vittore Emanuele II ‘e ait. Ayrıca 1.Dünya Savaşında ölen meçhul 11 askerin mezarı da var.



Buraya “Unknown Soldier”(Bilinmeyen Asker) da deniyor. Victor Emanuele’in sarayının içi müze, ücret karşılığı bir asansörle müzenin kulesine çıkabiliyorsunuz.



Sarayın arkasında Santa Maria in Aracoeli kilisesi var. 1348’de veba’nın (kara ölüm) bitişini kutlamak için yapılmış. Campidoglio meydanından 112 basamaklı bir merdivenle de çıkabilirisiniz. Bence Roma’nın en güzel kiliselerinden biri.



Arkanızı Venedik meydanına verdiğinizde karşınızdaki cadde Via Del Corso. Alışveriş için güzel mağazalar var. Ocak sonunda indirim % 50’lerde. Bu caddede vitrinlere bakarak yürüyün 3 blok sonra sağda Turizm informasyondan girince karşınıza meşhur Aşk çeşmesi daha doğrusu Fontana Di Trevi çıkıyorsunuz.



En son 1998 yılında restore edilen çeşmeye para atmak bir gelenek. Günde yaklaşık 3000€ luk bozuk paranın atıldığı Aşk Çeşmesi’ne, arkanızı dönerek dileğinizi dileyip arkanıza bakmadan paranızı atmanız gerekiyor:) Belediye her akşam bu paraları topluyor ve fakirlere yardım için kullanılıyormuş.

Bu çeşmeyi yine ünlü bir film ile anımsayacaksınız. Fellini’nin 1950’li tembel, kaygısız günlerini anlattığı La Dolce Vita (Tatlı Hayat). Marcello Mastroianni ve Anita Egberg baş rol oynadı. Roma Tatiline göre daha içeriklidir. MarsiFellini, İtalyan "ekonomik mucizesi"nin doruk noktasında yitirilen değerler üzerine yaptığı bu epik çalışmada, sansasyonel bir gazetede çalışmak zorunda olan bir yazarın (Marcello Rubini/Marcello Mastroianni) günlük yaşamından kesitler vermektedir. Yazar Marcello Rubini, çevresindeki yozlaşmayla oldukça uyum içindedir ve bu yozlaşmanın içinde yazmak onu etkilemez. Açılış ve kapanış sahnelerinde, ahlaki çöküşün İtalya'ya getirdiği sonuçların altını çizen Dante‘ye zekice dokundurmalar vardır, ki o sıralarda İtalya'da faşizmin yeniden doğuşu siyasi dengede bir farklılık oluşturuyordu.



Bu meydandaki ilk çeşme 1453 yılında biz İstanbul’u fetih ederken Papa V. Nicholas için yaptırılmış. Bu günkü meşhur olan çeşmenin tasarımcısı bilinmiyor. 1732- 1762 yılları arasındaki gördüğümüz çeşme XII. Clement için yapılmış. Çeşmenin adı buraya açılan üç sokaktan gelir. “tre vie”. Çeşmenin ortasında, iki yanından suların kabardığı , fırtınalı (sol) ve durgun (sağ) simgeleyen at üzerinde tritonlar (insan bedenli, balık kuyruklu, ellerinde deniz kabuğu taşıyan Poseidon’un oğulları) bulunan bir “Oceanus” heykeli durur. Nişteki heykeller sağlık ve bereketi, üçgen alındaki heykeller ise insanlara sunduğu hediyelerle birlikte dört mevsimi simgeler. 26m. yüksekliğinde ve 20m. genişliğinde.



Fontana di Trevi (Aşk çeşmesinden) sonraki günün son durağı, İspanyol Merdivenleri (Spagna). Via Del Tritone den geçip Piazza Spagna’ya yürüyoruz. 138 basamaktan oluşan ve 1723 yılında yapılan bu merdivenler, Avrupa’da yapılmış en uzun merdivenler imiş. Adını Papalık makamına gönderilen İspanyol Büyükelçisinin evi olarak 1622’de inşa edilen Palazzo Spagna (İspanya Sarayı)ndan alır. Yıllardır bir çekim merkezi. Çevresinde tarihi otel ve kafeler var. Byron, Listz, Stendhal, Wagner buralarda soluk almış.



Meydanda Fontana della Barcaccia (Küçük Tekne Çeşmesi) vardır. 1658’deki sellerin anısına tasarlanmıştır.



Merdivenleri inerken tam karşıda gördüğünüz sokak (Via Condotti) Roma’da görebileceğiniz bütün ünlü markaları içinde barındırıyor.



Köşesinde Türk bir kestaneci vardı. Nural hemen bir külah aldı.




Bu sokakta 86 no da Caffe Greco soluklanacağınız bir kahve. Ayakta içerseniz çok ucuz. Oturarak daha yüksek ücret ödüyorsunuz. Hediyelik bir kahve fincanı bile 24 Euro.



Buradan yürüyerek yeniden Corso caddesine çıkıp Piazza Del Popolo ya ulaşıyoruz. Cadde Venedik meydanına kadar Yeşil - Kırmızı - Beyaz İtalya bayrağı ile ışıklandırılmış . Ama bizim için KAF SİN KAF, KARŞIYAKA'yı çağrıştırıyor. Karşıyaka Beledeiyesi Karşıyaka Çarşısını da böyle yapsa.



Meydanın ismi Halk Meydanı anlamına geliyor aslında fakat adını meydanın kuzeydoğu köşesindeki Popolo Kilise’sinden almış.



Kuzey kapısı antik Roma surlarından oluşuyor. Demiryolu yapılana kadar Roma’ya giren herkes ilk burayla karşılaşırmış ve uzun yıllar idam cezaları burada gerçekleştirilmiş. Güney kısmında da sağlı sollu duvarlar var ve duvarların üstünde de insan başlı aslan heykelleri var. Roma’daki tüm meydanlarda olduğu gibi burada da Mısır’dan getirilen bir dikilitaş var.



Cafe Rosati’de geleneksel akşamüzeri Martini Bianco’muzu içiyoruz. İyi bir dinlenmeyi hak ettik.



Buradan çıkıp akşam yemeğimizi Roma Hard Rock Cafe’de yemeği tercih ediyoruz (http://www.hardrock.com/locations/cafes3/cafe.aspx?LocationID=50&MIBEnumID=3). Piazza Del Popolo meydanının arkasındaki yola çıkıp Flaminio – Piazza Del Popolo metro istasyonuna iniyoruz. Buradan kırmız hat ile Barberini durağına gidiyorsunuz. 2 durak. Via Vittorio Veneto caddesinde Hard Rock Cafe.



Cadde hafif yokuş, güzel otel ve restoranlar var. Roma Hard Rock Cafe 2010 yılında yılın Hard Rock Cafe’si seçilmiş. Biraz alış veriş ve muhteşem “Legendary Burger” yemenizi tavsiye ederim.



Evet böylece Roma’da bir günü bitirdik. İyi dinlenmeler.Akşam otelde odamzıda İtalya Kupası Juventus - Roma maçı var. Resepsiyonist Roma'yı tutmuyor. Söylemedi, Lazyo'lu olabilir mi?. Maç 3-0 Juve'nin galibiyeti le bitti.