Bu Blogda Ara

26 Temmuz 2012 Perşembe

SEKSENLERDE KARŞIYAKA

Televizyonda çok fazla dizi izleyemiyorum. Hele karamsar, gergin, kendini tekrarlayan dizileri hiç. TRT1’deki “Seksenler” gibi biraz dönem, biraz komedi yeterli. Birol Güven yine başarılı bir yapıma imza atmış. 80'li yıllar hızla globalleşen dünyamızda ufak şeylerden mutlu olunan, insanların bugünkü gibi birbirlerinden uzaklaşmadıkları ve birbirlerine destek oldukları son dönemdi belki de. Benim için de farklıydı, 1980’de lise son ile başlayan, üniversite hayatı ve fakülteye asistan olarak girmemle çalışma hayatına başlamam ile biten yıllar. Yani 80’lerde benim hayatıma da çok şey sığdı. Bu nedenle dizide o dönemin yaşantısı, beni o güzel yıllarıma götürüyor.


 Bu yıllarda sık sık gündeme gelen 80’ler aslında önemli bir eşik. Dünya, 1970’lerde kapitalizmin uzun döngülü petrol krizi adı verilen sıkıntıları yaşamış ve bunlardan kendini yapısal bir değişim ile üretimi arttırarak bu krizden çıkışın yollarını aramaya başlamıştır. Buna paralel olarak her ülke de yapısal değişimler yaşamaya başlamıştır. Türkiye de tüm dünyada yaşanan bu değişimlere paralel olarak, yapısal bir değişim sürecine girmiştir. Bu süreçte devletler sınırlarını kaldırmaya, küresel şirketlerle tanışmaya veya Avrupa Birliği benzeri genişleme sürecine girdi.


İşte bu sosyo-politik-ekonomik ortamda Türkiye’de de, Karşıyaka’da da değişiklikler yaşanmaya başlanmıştır. 70’lerdeki Türkiye ile 12 Eylül sonrası Türkiye’nin fikir yapısı nasıl değişmiştir? Darbe hükümeti, Turgut Özal’ın iktidara gelişi, serbest ekonomi, ihracat, ithalat sınırlarını açan, üreten, tüketen, dolandıran, dolandırılan insanlar, hayli ihracatlar. Amerikan pazarından aldığımız veya PX’den çıkardığımız yabancı malların bu yıllarda Türkiye’de piyasalarda bulunması. Tüketim toplumu olmamız. Bunun için daha çok para kazanma hırsı. Tabi para kazandıkça ün, şan, şöhret aramamız. Hepsi o yıllarda yaşanmaya başlandı. Oysa biz 80’lerin hep güzeli ve tebessüm ettiren naif anlarını arıyoruz.
İskele meydanı, Tilla Restoran solda, önünde ayakkabı boyacıları, sağda yolun karşısında Sahil Restorant, sokağı geçince bu günkü Yalı sporun olduğu yerde Melek Sineması ve altında Avcılar Kulübü. Muhtemelen Bahçelievlere çalışan küçük belediye otobüsü geliyor.


O Yıllar: Kemalpaşa Caddesi girişi. Solda Yapı Kredi Bankası. Üsteki resimde meşhur leyleği. Yapı ve Kredi Bankasının önü Hergele Meydanı. Sağda İş bankasının iki katlı binası. Doksanlarad yıkılıp bu günkü bina yapıldı. O dönem İş Bankasının önünde gazete bayi vardı. İlk Güneş gazetesi oraya gelmişti. Ardında Mertoğlu Eczanesi, fırın ve Azık büfe.Sonra Tütünbank.

 1980’den bu yana doğru yavaş yavaş gelelim isterseniz. O yıllarda hala Amerikan arabalarından dolmuşlar var Bostanlı’ya, Nergiz’e. Steyşın vagonlar Basmane üzerinden Konak. Minibüsler sadece Konak’a giderdi. Aslında 1980 yılı, yıl olarak 70’lerin devamıydı. Herkesin aklında kalan terör olaylarının yükselmesiydi. 24 Ocak kararları ile Turgut Özal’ı tanıdık. 12 Eylül 1980 bence 80’lerin miladı oldu. Fazla siyasete girmeden her tarafta askerler emir komutaya hakim oldu. Karşıyaka çarşısında Ziraat Bankasının karşısındaki Askeri İnzibat karakolundan düzenli olarak askerler çarşıda devriye gezerlerdi. Elde 2. Dünya savaşından kalan Tomsonlar ile. O yıllarda su, elektrik kesintileri vardı. Elektrikler saat 18.00 de başlayıp birer saat ara ile mahalle mahalle 4 saat süre ile kesilirdi. Dört haftada bu döngü devam ederdi. Banyoda küvetler vardı. Ama içi su dolu olurdu. Çünkü sular kesilirdi. Banyo Pazar günleri yapılırdı.

İskelenin önündeki indirme bindirme cebi . Seksenlerden önce buradan Bostanlı, Nergiz dolmuşları. Konak minübüsleri ve Basmane - Konak steyşınları kalkardı. Otobüslerde buraya sığardı. Yetmişlerin sonunda şimdiki otobüs durkalarının yerine kaydırıldı.
O yıllardan bir kartpostal

Yağmurlu havada Karşıyaka Kemalpaşa Caddesi

TV tek kanal, sinema büyük eğlence. Elif, Efes, Ses ve Melek sinemalarına gidilirdi.1981’de hepimiz Elif sinemasında Endless Love’ı seyrettik. Sonra yerli film furyası başladı; Serpil Çakmaklı, Ahu Tuba, Güngör Bayrak, Nuri Alço, Faruk Peker, Banu Alkan, Hülya Avşar, İbrahim Tatlıses.

Hergele meydanı önü muhteşem 86-87 sezonu.


 Tabi Karşıyakalılar için 1980 – 1981 sezonunda Göztepe ile 1. Ligde (bugünkü süper lig) amansız bir yarış vardı. Son hafta biz Bandırma’da 0-0 berabere kaldık. Onlar İzmir’de Balıkesir’i 3-2 yenerek averajla lige çıktı. Ama biz hala “35 metreden Murat’ın golünü” de , Mastika Ali’yi de unutmadık. O serüven futbolda yedi yıl sürdü. 1986 - 1987 sezonunda Kaf Sin Kaf’ımız mutlu sona ulaştı. Hem de basketbolda çifte şampiyonluk da o sezonu taçlandırdı. Hergelede buluşur Alsancak’da maça gidilirdi. Kemalpaşa caddesi trafiğe tek yön açıkdı. Deplasman otobüsleri bugünkü Küçük Avcı - HSCB nin önüne dizilirdi. Ön camda “Ölüm Treni”, “Lordlar Kamarası” yazanlar ilk sırada olurdu. Mahallede, sokakta arabalar park etmediği için minyatür kale maçlar raha rahat yapılırdı. Seksenli yılların ortasına kadar sokağımızda hala bahçeli evler vardı. Mayıs ayında bahçesindeki erikleri araklamak için girerdik. Annelerimizin evlerde “günleri” olurdu. Her hanımın günü belliydi. Hazırlığını yapardı. Kim gelecek gelmeyecek hesabı yapmadan. Bizde 3. haftanın perşembesi diye hatırlıyorum. Eve geldiğimde parfüm, kolonya, kek, poğaça, sigara karışımı değişik bir koku olurdu. Zaten oturma odaları kullanıldığından, salonlarımızda böyle özel günlerde ve bayramlarda hizmete girerdi. Sokağımızdan hurdacı, kalaycı, bileyici, pamuk atıcı, bozacı, sülükçü geçerdi. Fuar alanı gibi kullanırlardı sokakları. Kendilerine has ezgileriyle bağırıp gezerlerdi. Bekçilerimiz vardı; kahverengi üniformaları ile gece düdüklerini çala çala geçerlerdi. Garaja giderdik. Garaj Basmane’den Halkapınar’a taşınmıştı. Mercedes 302 S’ler vardı şehirler arası. Şoför yanı hostes koltuğu bile satılırdı. Ne kemer, ne ABS, otobüste fosur fosur sigara içilirdi.
 Daha yeni 302s
Eski üstden pencereli 302

Tabi buradan yıl yıl seksenleri yazmaya kalksak sayfalar yetmez. Müziği, modası, yaşamı, moda mekanları. Ama kasetimizi Bandil’den doldururduk. Listeleri verirdik. Kopan kasetlerin vidasını açar yapıştırırdık. Giyim için AVM’ler, Avrupa markalarının mağazaları yoktu. Kemeraltı’ndaki Şan pasajındaki dükkânlar en gözde kıyafetleri getirirdi. Karşıyakada Fehmi, Brawo, ayakkabıcı Fadıl, havuç kesim asitle yıkanmış kotlar, içine sokulan kazaklar, rengârenk havlu çoraplar. Lofer ayakkabılar, kızlarda babet. “Leg warmers” denilen diz altında yün aksesuarlar. Kızların ikonları Maddona, Prenses Diana. 80’li yılların ilk yarısı renkli bez Converse veya deri Top-Ten ayakkabı modaydı sonraları Pony moda oldu. Peki Karşıyaka’da o yıllarda akşamüzeri basket oynarken renkli tayt giymeyen var mı içinizde? Yakardı falan ama moda diye giyilirdi. Denize bile taytla girenler vardı içimizde.

O yıllarda Hergele meydanı ve o demir, altın yıllarını yaşadı. Yaşı 40’ın üzerinde olan her Karşıyaka’lı erkeğin poposu o demire değmiştir. Hatta erken gelen önünde bir kısa demir çubuk olan yeri tercih ederdi ki ayağını koyabilsin. Kızlarımız da oradan geçmeden yapamazlardı. Aşklar mektuplarda yaşanırdı… Yalı caddesi gidiş – geliş iki şeritti. Sahil doldurulmamıştı. Kısa ve uzun sahil turları, akşam üzerleri basketbol, Şenay I ve II, Gördüm. Alaybey’de Kasman pastaneleri. Karşıyakalı çay bahçesinin yanından kızarmış patates almak için bir mola verirdik. 80’lerde Karşıyakamızda en gözde mekan Bostanlı’da Sakıpağa idi. Bir dönem mutlaka akşamüzeri veya akşamları gittik. 80’lerin en son yıllarında Red&White bar, yemek için Hanımağa ve Royal pastanesi yan yana en gözde mekanlar oldu. Bostanlı bu yıllardaki gibi çok populer değildi. Yine seksenlerin ilk yarısında kızlar geceleri pek fazla çıkamadığı için cumartesi 14.00- 18.00 arası “çay” adı verilen gündüz partileri olurdu. Palet en gözde mekânlardandı. Fuar’da “Dokuzbuçuk” aynı saatlerde “matine” yapardı. Akşamları saat 9.30’da açılırdı. 12 Eylülün ilk dönemlerinde 23.00 de kapanırdı. Sonra 24.00’e en sonunda 02.00’ye kadar sürer oldu. Son müzik “New York New York”du. Tabi o yıllarda hit müzikler bu gün “Oldiest but Goldiest” olarak dinlemeye devam ediyoruz. Hotel California, sonraları Knife, Hello. Milli marş gibi, dans etmeyeni dövüyorlardı. 80’lerin son yıllarına doğru “Robot” dansı çıktı. İçinde iki Karşıyakalı barındıran “Komedi Dans Üçlüsü”. Tabiki Tolga Han, rahmetli Coşkun Evcim’in danslarını kim unutur?

İskeleden Tilla Restoranın görünümü
 Ege Yatch. Bu günkü Evlendirme Dairesi
 Sağ altta meşhur Karşıyakalı.
 Bostanlı Grup Kahvesi
 Az servis beklenmedi bu ağaçların altında. Tilla Restoranın önü
 Bostanlı sağ tarafta beyaz çatılı mekan meşhur Sakıpağa
 Alaybey tarafı. Deniz doldurulmuş Tayfun'un Yeri, İleride sağda Kasman Pastanesi
İskele meydanı bir bayram kalabalığı

 Evlerin çatılarında, balkonlarında TV antenleri vardı. Uydu nedir bilmezdik. Yamanların tepesinde ABD’lilerin dev uydu anteni vardı bir tek. 70’lerde Yunan kanalı vardı. 80’lerin ikini yarısında TV’lerimiz renklendi, kanallar çoğaldı, dağlara yansıtıcılar kondu ve RTL gibi yabancı kanalları izlemeye başladık. Pazar akşamları bütün Türkiye’nin kilitlendiği Dallas. Aşk Gemisi ile ne hayallere daldık. Michael Knight, Kara şimşek, Atlantis'ten Gelen Adam, Macgyver izledik. Ailecek Cosby Show, Şahin Tepesi, Üç İstanbul, cuma akşamları Mavi Ay izler olduk . Erkekler Cybill Shepherd, kızlar Bruce Willis gibi birisiyle evlenmeyi hayal etti. Pazar sabahlarını Halit Kıvanç, Danny Kayne ve Barış Manço ile geçirdik. Özellikle 80’lerin ikinci yarısında şimdinin cep telefonu gibi bir moda aldı gitti. “Breyk breyk arkadaş arıyorum, arkadaş”. Evet hatırlayanlar oldu. Evlere telsiz girdi. Bu yolla hayat arkadaşını bulanlar oldu. Cross kalem Başbakanımızda vardı, pek kıymetliydi, her ay o kalem elinde icraatın içinden izlerdik. Sonra videolar çıktı. Beta mı alsak? VHS mi? Hala dizginleyemediğimiz tüketim başlamıştı artık. Videocuya gidip film kiralamak cumaları en önemli etkinliklerdendi. O yıllarda bilgisayar hayatımıza girdi. Basic kurslarına gittik. Atari, commodore 64 ve amiga ile tanıştık. Bilgisayar oyunları. Pacman oynamayan yoktur.







Nostalji, Yunanca kökenli bir kelimedir. Nostos (eve dönüş) ve algos (acı) kelimelerinin birleşiminden oluşur. Nostalji sadece hoş güzel olanı ve sadece bugün için kendini var edeni hatırlamaya dönük bir geçmişe bakış biçimidir. En saf biçimiyle hafıza ve anı oluşturmaya dönük bir yoksunluk durumunu tarifler. Nostalji, her kültürde, özellikle mevcut sosyo-ekonomik durumdan hoşnutsuz olunduğunda eski güzel günlerin imgeleriyle yaratılan alternatif tarihsel gerçekliğin inşasında telafi edici ve gerekli bir araç olmuştur. Sonuç da; kimseye aldırmadan geçip giden yılların içinden biz de geçip gidiyoruz.