Bu Blogda Ara

20 Kasım 2012 Salı

Ve...SOĞUKKUYU KABRİSTANI



Ekim ayı sonunda Kurban Bayramını yaşayacağız. Bayramlar adı üzerinde mutluluk günleri, bu mutlu günlerde ister anılara dönelim ister bu günü yaşayalım; bazı tekrarlar vardır. Kimimiz “Nerede o eski bayramlar” der. O sırada kulağımıza başka bir ses anılar içerisinde gelir… “Hadi kızım/hadi oğlum, baban nerdeyse camiden gelir, kalk hazırlan!”. Büyüklerimizin ellerini öpmek için sıraya girmeler, küçüklerin bayram harçlığı beklemeleri. Alınan bayramlıkları giyebilmek için bayram sabahını beklemek. Daha çok sayabiliriz. Bayramlarda geçmişteki tatlı, doyumsuz bayram günlerini anıp, sevdiklerimizi yüreğimizde yaşatarak, biraz da burukluk içerisinde geçmişe dalıp gideriz zaman zaman. Bayram geleneklerimizden biri de kabir ziyaretleridir. Belki de soğuk gelecektir bu satırlar. Ama doğum ne kadar gerçekse, ölüm de bir o kadar gerçektir. Herkesin kapısını çalacak. Tek başına geldiğimiz gibi, yine tek başımıza gideceğiz. Anıları, sevdiklerimizi ve maddi, manevi parçalarımızı bırakarak.



Karşıyakamız’ın ilk mezarlığı Soğukkuyu. Bu gün her ne kadar anlaşılamaz bir sınır çizgisi ile Bayraklı sınırında kaldıysa da, Karşıyakalılar için özel bir yer. Hepimizden bir parça orada. Benim dedem Mehmet Çetinçiftçi de burada yatıyor. Şehir merkezleri ne kadar kalabalıksa, mezarlıklar da bir o kadar kalabalık. Buna karşın şehirler ne kadar gürültülü, ancak mezarlıklar o kadar sessiz…
Aslında mezarlıklar bugün kişilerin geçmişlerine olan bağlılığı kadar, toplumların tarihleri ve güzel sanatla olan ilgilerini de belirten anıtsal eserlerdir. Fakat ne yazık ki uzun yılların etkisi bazı mezarlıkları hırpalıyor. Oysa yurt dışında önemli şehirlerin mezarlıkları bir “açık hava müzesi”. O mezarlıkta yatan şahsiyetler veya her biri birer sanat eseri olan o güzel mezar taşları zamana not düşüyor. Osmanlı mezar taşlarına bakarsanız ne farklı şeyler anlatıyor. Ayrı bir uzmanlık konusu. İnsanlar sevdiklerinin ardından, onları unutmayacaklarına dair ne sözler verilmiştir. Mezar yazıtları, gidenden çok gidenin durumunu örnek göstererek yaşayanlara ulaşma kaygısı içindedir. Bence yazan veya yazdıran da aslında o anın acısı içinde duyguları kaleme alırken, iletisini herkesten çok bu sözleri sanki kendilerine söylüyor gibi gelir bana.
Yurt dışına çıktığımızda mezarlıklar sanki bir botanik bahçesi. Paris Père-Lachaise Mezarlığı, Moskova Bovodeviche Mezarlığı, Berlin’deki Dorotheenstädtischen mezarlıkları ilk akla gelenler. İki ay kadar önce Berlin’deki bu mezarlıkta; ünlü düşünürler Hegel ve Fichte, yazar Bertolt Brecht ve eşinin mezarlarını ziyaret etme fırsatı oldu. Mezarlıktan çıkınca kafamda şu düşünce oluştu; bir şehrin büyüklüğü, bağrında misafir ettikleri oranındadır. Tabi her gittiğim yerde yaptığım gibi bu mezarlıkta da Karşıyakamız’ın Soğukkuyu’su ile kıyaslamaya çalıştım. Karşıyakamız’ın Soğukkuyu Mezarlığı da bir o kadar eski bir mezarlık, içindeki upuzun yaşlı gövdeli çam ağaçları, serviler yüz yaşını aşmış ve bizler için bir o kadar önemli insanı toprağında barındırdığı aklıma geldi. Karşıyaka tarihinin bir aynası. Ara sıra gidip yüzleşmemiz gerek.
Karşıyaka Soğukkuyu Mezarlığı iki bölüm; eski mezarlık yolun tam karşısındaki kısım, cami tarafında ikinci bölümü vardır. İki taraf bir yol ile ayrılmıştır. Eski bölümün sol arkasında Hıristiyan Mezarlığı vardır ki burada da Karşıyakalı çok önemli Levanten ailelerin mezarları bulunmaktadır. Değerli Yazar Yaşar ÜRÜK’ün Atadost Yayınlarından çıkan “Şu Bizim Karşıyaka” kitabının bir bölümünde eski Soğukkuyu mezarlığının farklı bir yerde olduğundan söz edilmektedir.  Yine Sayın Yaşar AKSOY da “Karşıyaka ve Kaf Sin Kaf” kitabında Soğukkuyu mezarlığında bir gezinti yapmaktadır.
“Ruhları şad olsun” diyerek sonsuz uykularını Soğukkuyu’da uyuyan bazı adları analım. Divan şairi Ali İffet (1941), Tanburi Ali Efendi (1890), Piyanist Mehmet Şevket Efendi (1925), Mızıka-i Humayun ve Cumhurbaşkanlığı Bandosu şeflerinden Ahmet Yekta Madran (1950), Keman sanatçısı İsmail Efendi, Udi Osman Ebinç (1964), Kuvayi Milliye direnişçilerinden Tahir Bor (1973), Bektaşi Şeyhi Behçet Tonak (1940), Hoca Mithat kütüphanesine adı verilen Mehmet Mithat Arukan (1966), Şair Tokadizade Şekip (1932), Geçmiş dönem Cumhurbaşkanlarından Kenan Evren’nin anne ve babası Hayrullah (1952) ve Naciye Evren (1983), Sanayici Durmuş Yaşar (1982). Şu anda dördüncü, beşinci nesillerini yaşayan bir çok Karşıyakalı ailenin aile kabirleri veya büyükleri yine Soğukkuyu’da. KSK’ye hizmet vermiş; Tibet Kızılcan, Erol Baş, Ali Ulvi Kiremitçiler, Gode Cengiz, Suat Gürbüzer, Lütfü Aksoy, Mümtaz Tarhan, Emin Birsel, Niyazi Mesta, Zeki Şensan, Ahmet Tuna ve burada yazamadığımız ya da Soğukkuyu’da yatmayan niceleri. Soğukkuyu mezarlığını bize her fırsatta hatırlatan sevgili Sancar MARUFLU’yu burada anmadan geçemeyeceğim. Onun önderliğinde bir çok Karşıyakalı ve Kaf Sin Kaf’lıyı vefat günlerinde kabirleri başında anmaya çalışıyoruz. Sağ olsun var olsun. Diğer yandan bu sayfada paylaştığımız güncel ve geçmiş fotoğraflar için sevgili Vehbi Moğol’a da ayrıca teşekkür ederim.


Soğukkuyu Kabristanının bir diğer güzelliği Karşıyaka’da yaşamış, Karşıyaka tarihine girmiş Levantenler de bu kabristanın bir bölümünü paylaşıyor, hala dostca... Hıristiyan Mezarlığı bölümüne geçtiğimizde genellikle aile mezarlarını görürüz; Penetti, Van Der Zee, Petrini, Marraccinni, Mellini, Fosler, Corsini ve nice aile mezarlarına rastlıyoruz.



Soğukkuyu’da her bir mezar bir tarih; ama bu ay Kurban bayramını kutlayacağız. Değerli okuyucular, bayramınızı içtenlikle kutlarım. Anmak, anılarla yaşamak bile bir başka güzellik, bir başka mutluluk. Buna benzer mutlulukları yaşamak ve ileride anabilmek için lütfen vakit geç olmadan en azından bayramlarda bizleri, dört gözle yollarımızı bekleyen büyüklerimizi, arkadaşlarımızı, dostlarımızı ziyaret ederek bayramlarını kutlayalım. Zaman akıp gidiyor. Gün gelecek eli öpülecek büyük, kucaklayacağımız dost özlemi duyacağımız günleri er geç yaşayacağız.