Kayıtlar

Nisan, 2009 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

LEUKAI (Sasalı'nın Ötesi... Kuş Cennetinde Saklı Bir Kent)

Resim
Leukai “Leukai”. Gediz Deltasındaki ilkçağ Leukai Kentinin kalıntıları Kuşcenneti, Çamaltı Tuzlasında Üçtepeler denilen bölgededir. Leukai, İzmir körfezinin en uç noktasında Klazomenai’nin hemen karşısındadır. Bugün bu yere Çiğli, Sasalı köyü geçildikten sonra ulaşılmaktadır. Yerleşim, Sasalı köyü ile Gediz ırmağı arasındaki alana yayılmıştır. Leukai’ye ulaşmak için Kuş Cennetindeki kaftereya ve sergi binasından “yeşil yol” tabelasını takiben gidiyorsunuz. Deltada yarım saat kırk dakikalık bir yürüyüş sonunda Leukai tabelasına ulaşıyorsunuz. Buradan da yine yaklaşık kırk dakikalık bir yürüyüş ile şehir kalıntılarına ulaşabilirsiniz. Ancak sizi hayal kırıklığına uğratmak istemem. Karşınıza bir Efes, Milet çıkmayacak. Günümüze pek kalıntı kalmamıştır. Belki biraz da kazı bekliyor. Her şeye rağmen güzel bir yürüyüş yapmış olacaksınız. Size biraz Leukai’yi anlatmaya çalışacağım. Helen dilinde Leuke, hem "beyaz" anlamına gelen Leukos sıfatının dişi biçimidir hem de akkavak anlamı...

Sözsüz İfadeler

Resim
Kapadokya Kapadokya Kapadokya Çeşme İzmir

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK VE KARŞIYAKA SPOR KULÜBÜ

Resim
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK VE KARŞIYAKA SPOR KULÜBÜ (KARŞIYAKA KARŞIYAKA Dergisinde Yayınlanmıştır) Mustafa Kemal Atatürk bir çok kulüp tarafından spor kulübünün taraftarı olduğunu söylemi sadece İzmir’de değil, bütün Türkiye’de ifade edilmektedir. Bu konuda gerek söz konusu spor kulübü sitelerinde, zaman zaman basında yer alan bazı yazıları okumaktayız. Biz Karşıyakalılar olarak Ulu Önderin hangi takım taraftarıydı tartışmasına girmeden, onun devrimlerine ve ilkelerine bağlılığımız sürdürmemiz, ulusal egemenliğimize sahip çıkmamız konusunda işaret ettiği hedeflere inatla yürüyoruz. 13 Karşıyakalı evladımızı şehit verdiğimiz Çanakkale Savaşında Mustafa Kemal Paşa’nın şu anısını sizlerle paylaşırsak; Çanakkale Savaşı sırasında keşif görevine çıkan bir Türk askeri, yakaladığı İngiliz askerini gırtlağından tutup Mustafa Kemal Paşa'nın karşısına getirir. Paşa, İngiliz askerine, memleketinden kalkıp buralara niçin geldiğini sorduğunda "Spor için" cevabını alır. Mustafa Kemal: ...

KAHVEHANELERDEN SANAL SİTELERE

Resim
KAHVEHANELERDEN SANAL SİTELERE (KARŞIYAKA KARŞIYAKA Dergisinde Yayınlanmıştır) Cem KARAGÖZLÜ Yüzyılın oyunu olarak nitelendirilen futbol kitleselleşerek ve popülerleşerek git gide endüstrileşmektedir. Çok büyük paraların gerekmeden mahalle aralarındaki arsalarda, sokaklarda oynanan futbol, çok büyük paraların zorunluluk olduğu bir meslek alanı ve etrafında bir endüstrinin örgütlendiği adeta popüler bir kültür olayı haline gelmiştir. Futbol sektör olarak artık medyanın daha fazla ilgi gösterdiği, toplumların daha fazla önem verdiği bir olgu haline dönüşmektedir. Umberto Eco bir yazısında dediği gibi; “Futbol günümüzün en yaygın dini batıl inancıdır”. Bu inanç bütünlüğü futbol taraftarlığı olarak ifade edilen yapı içerisinde daha net biçimde ortaya çıkmaktadır. Futbolun bireysel ve toplumsal çekicilikleri arasında, futbolun aidiyetlerle buluşma başarısı öne çıkmaktadır. Takım tutma davranışı, en kolay ve zahmetsiz yoldan bir aidiyet sağlama biçimi olarak görünmektedir. Taraftarlık Yavuz ...

BOZCAADA’DA BAĞ BOZUMU

BOZCAADA’DA BAĞ BOZUMU “Deniz kıyısında rüzgarın önünde durup serinlediler biraz, kuruttular ter içinde kalmış pelerinlerini, sonra girip Nestor’un kulübesine rahat koltuklarına kuruldular. Hoş bir şurup hazırlanmıştı onlar için örgülü saçlı güzel Hecamede. Akhilleus’un Tenedos yağmasından Nestor’a armağan, geniş yürekli Arsinoe’nin kızı. Akhalılar, toplantılarda sözünü seçerek söyleyen Nestor’a uygun görmüşlerdi onu. Kız önce önlerine güzel, cilalı bir masa koydu, ayakları boyalı, üstünde tunç bir tabak, içinde soğan içkiye tad katmakiçin, yanında biraz sarı bal ve kutsal arpa ekmeği; ve bunların yanı başına yaşlı Nestor’un ta evinden getirdiği altın kakmalı, dört tutamaklı görkemli kupayı koydu. Her iki ayağın üstünde yemini gagalayan kabartma iki kumru. Doluyken bu kupayı kaldırmak her yiğidin karı değildi ama yaşlı Nestor bana mısın demiyordu. Güzel bakıcı bu kupada Pramnos şarabıyla karıştırdı her şeyi, üzerinde tunç bir rendeyle biraz beyaz peynir ufaladı, onun da üstüne azıcık a...

CEMRE

İLK CEMRE DÜŞTÜ Bu kış yumuşak geçti, küresel ısıma derken Salı ilk cemre havaya düştü. Bu cemre lafını küçükken rahmetli anneannemden duymuştum. Elle tutulur, gözle görülür somut bir şey zannetmiştim uzun yıllar. Meğerse eski takvimden gelen bir tarih olup, halk arasında baharın müjdecisi olarak anılırmış. Eskiler seneyi Kasım (kış) ve Hızır (yaz) olmak üzere yılı ikiye ayırmışlar. Kasım 180, Hızır 186 gün sürermiş. Kasım günleri 8 Kasım'da başlar. Kasımın kırk altısında, kırkgün anlamına gelen erbain, seksen altısında elli gün anlamına gelen hamsin girer ve böylece kışın en soğuk zamanları sayılan doksan gün geçmiş olurmuş. Kasımın 105'inde (19-20 Şubat) birinci cemre havaya; 112'sinde (26-27 Şubat) ikinci cemre suya, 119'unda (5-6 Mart, Şubatın 29 çektiği dört senede bir 5 Mart'ta) üçüncü cemre toprağa düşer. Buna göre de önce havanın, sonra suyun, sonra da yerin ısındığı kabul edilirmiş. Her cemrenin düşüşüyle hava sıcaklığı artar, cemrelerin arasında ise sıcakl...

DATÇA’DAN KNIDOS’A

DATÇA’DAN KNIDOS’A Datça olacak Datça Kadınların yarımadası Boşuna değil o dediğim Burası Afrodiçia Ve gördüğüm bütün herşey Sevda, aşk ve tazelik diye gidiyor büyük usta Can Yücel’in Hıdırellez şiiri. Muğlanın güney batısında Reşadiye yarım adası üzerinde yer alır Datça. Hem Ege’ye hem Akdeniz’e bakar. Yarımada Akdeniz bitki örtüsünün çeşitliliğine sahip çok önemli bitkileri barındırır. Dünya Doğayı Koruma Vakfı (WWF) 1999 yılında Datça ve Bozburun yarımadalarını, dünyadaki 100 korunması gereken sıcak nokta içine aldı. Ki bu 100 noktanın 9’u ülkemizdedir. Aynı vakıf, aynı yarımadayı dünyadaki 122 “önemli bitki alanı”ndan biri olarak belirlemiştir. Datça, 30’dan fazla endemik, Türkiye genelinde 160 bitki taksonomisini barındırır. Akdeniz fundası, sığla ormanları, peygamber çiçeği, ters lale, kuzu kişnişi, deve dikeni, karya dikeni, dağ çayılı gibi endemik türlerin yanı sıra, başta Datça hurması (Phoenix theophrastti), Arum creticum, Biarum davisii, Linum arboreum gibi türlerin sadece b...

ATATÜRK VE TÜRK TARIMI

ATATÜRK VE TÜRK TARIMI (Yrd. Doç. Dr. Cem KARAGÖZLÜ 29.10.2004 Akşam Ege ilavesi köşe yazısı) Cumhuriyetimizin 81. Yıldönümünü kutladığımız bu gün köşemizi Atatürk’ün Türk Tarımına verdiği önemi, yine onun sözleri ile bizlere tekrar anımsatmaya ayırdık. Birinci Dünya Savaşı'ndan önce, tarım ürünlerinin Türkiye'nin ulusal gelirindeki payı yüzde 54 civarındada idi. Tarım tamamen ilkel üretim metotlarına dayandığı için rekolte ve verim oldukça düşüktü. Bu dönemdeki nüfusun % 80'nin kırsal bölgelerde yaşadığı, tarım ve hayvancılıkla geçimlerini sürdürdükleri bilinmektedir. Ancak halkın bu bölümü ülkenin siyasi, sosyal ve ekonomik yaşamında hiçbir söze sahip değillerdir. Mustafa Kemal, bu olumsuzlukları engellemek üzere yaptığı atılımların başında köylüyü Türkiye'nin gerçek sahibi olarak tanımlaması gelmektedir. Atatürk’ün önderliğinde köylünün durumunun bir an önce iyileştirilmesi, modern tarıma geçilmesi, çağdaş üretim tekniklerinin uygulanması yönünde önemli adımlar atılm...

ATATÜRK VE TÜRK KÖYLÜSÜ

ATATÜRK VE TÜRK KÖYLÜSÜ Geçtiğimiz gün önce Ulu Önder Atatürk’ün aramızdan ayrılışını 66. defa andık. Bu satırlarda daha öncelerde de tekrar ettiğimiz gibi Türkiye’nin gerçek sahibi ve efendisi, gerçek üretici olan köylüdür diyen Atatürk, köylünün ihmal edilmişliğini bir türlü kabullenememiştir. Yapılmış olan haksızlıkları 1 Mart 1922’de Millet Meclis’inde yaptığı bir konuşmasında şöyle dile getirmiştir. “Efendiler!... Yedi yüzyıldan beri dünyanın çeşitli ülkelerine göndererek, kanlarını akıttığımız, kemiklerini topraklarında bıraktığımız ve yedi yüzyıldan beri emeklerini ellerinden alıp savurduğumuz ve buna karşılık her zaman aşağılama ve alçaltma ile karşılık verdiğimiz ve bunca özveri ve bağışlarına karşı iyilik bilmezlik, küstahlık ve zorbalıkla uşak durumuna indirmek istediğimiz bu soylu sahibin önünde büyük bir utanç ve saygıyla gerçek durumumuzu alalım.” Atatürk Cumhuriyetin kurulduğu ilk yıldan itibaren de bu sözlerinin takipçisi olmuştur. O yokluk yıllarında devlet bütçesinin ...

ATATÜRK’Ü ANLAMAK BİLİMLE MÜMKÜN

Resim
(Resim: 1 Mart 1930 Karşıyaka Halkevi, Afet İnan ile ziyareti) ATATÜRK’Ü ANLAMAK BİLİMLE MÜMKÜN (ZİRAATÇİ GÖZÜYLE Cem KARAGÖZLÜ – AKŞAM EGE 18 Mayıs 2007 Yazısı) Geçtiğimiz hafta Pazar günü İzmir’de bir büyük mitingi yaşadık. Tandoğan ile başlayıp, Çağlayan ile devam eden, Gündoğdu ile doruğa ulaşan Cumhuriyet Tarihimizin en büyük mitingleri iktidara, muhalefete, bağnazlara, başta AB ve ABD olmak üzere yabancı ülkelere gereken cevabı ve mesajı verdi. Önemli olan söz konusu kesimlerin bunu ne kadar anladığı yada anlamak istediğidir. Yarın 19 Mayıs. Türkün uyanışının bir başka yıldönümü. Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ün gençlere armağan ettiği bir bayram. Ancak unutulmaması gereken bir gerçekte gençlerin bekçiliğini yaptığı Türkiye Cumhuriyeti. Hala daha kimilerinin kafasında “Acaba” sorusu olan kişilere, Cumhuriyet bekçileri yine en güzel cevabı tarihe tanıklık ettiğimiz bu günlerde veriyor. Yukarıda anlamak yada anlamayı istemekten bahsettik. Bu eylemleri anlayamayanlara bir ufuk aç...

Atatürk Ve Çağdaşlık

Resim
ATATÜRK VE ÇAĞDAŞLIK (9 Kasım 2007 Akşam Ege Gazetesindeki "Ziraatçi Gözü İle" köşemden) Yarın Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün aramızdan ayrılıp ebediyete uğurladığımız 10 Kasım. Dün olduğu gibi bu günde Mustafa Kemal'in yaktığı meşale Türk ulusunun önünü aydınlatmaya devam ediyor. Kanımca 10 Kasımlarda O’nun gösterdiği hedeflere yani Çağdaş Uygarlık yolunda ne kadar yol aldığımızı, devrimlerine ne kadar sahip çıktığımızı sorgulayacağımız bir gün olmalıdır. Önce Atatürk’ün belirttiği çağdaşlaşma kavramına bakalım. Çağdaşlaşma; içinde bulunulan çağın gereklerini anlamak, bunları benimsemek ve topluma hem anlayış hem de kurumlar açısından o çağın gerektirdiği yaşam biçimine geçirebilmektir. Bir ülkenin, bir ulusun çağdaş olup olmadığını da yaşadığı çağın uygarlık düzeyine yakınlığı ile değerlendirilir. Atatürk’e göre “Türk toplumunda çağdaşlaşmayı bir yaşam davası, bir yaşam savaşı olarak görüyorlar. Yapmakta olduğumuz devrimlerin amacı, Türkiye Cumhuriyeti halkını, bütü...