Bu Blogda Ara

17 Mayıs 2012 Perşembe

SİMGELER ve KENTLER

Geçtiğimiz ay paramıza yeni bir simge yaratılması gündemi epey meşgul etti. Sembol veya en basit anlatımıyla simge; somut bir nesnedir ve üzerine yüklenen anlamı taşır. Bir duyguyu, bir kişiyi ya da bir olayı temsil eder. Bir tür rumuz gibidir. Bayrak gibi bir ulusun bağımsızlığının, varlığının simgesi olabileceği gibi, bir şehrin, o şehri bir bakışta akla getiren temsili de olabilir. Dünyadaki her şehrin kendisine has simgeleri vardır. Tarihi ve kültürel simgeler o şehrin ruhunu yansıtır. Bu şehrin adı söylendiğinde insanların aklında ilk oluşan simge büyük ihtimalle o şehrin geçmişi ya da bugünüyle ilgilidir ve olumlu bir simgedir. Bu bazen bir tarihi eser olabilir, bazen önemli bir kişi, bazen de önemli bir olayı anlatan bir simge. Şehirler ve onun içinde yaşayanlar bu simgelerle kimlik kazanır. İnsanların şehirlerle ilgili algıları o kentin simgeleri aracılığıyla oluşur. Özgürlük Anıtı dendiğinde New York, Eiffel kulesi Paris’İ, Big Ben Saat kulesi Londra’yı akla gelir. Veya bir kişi şehirle sembolleşmiştir. Franz Kafka, Prag şehriyle ilk akla gelendir. Veya horoz Denizli ile anılır, Sivas ise kangal köpeği ile. Veya bir yemek ya da meyve, sebze. Kayseri denildi mi ilk akla gelen pastırma’dır. Kayısı Malatya’yı, fındık Giresun’u, baklava Gaziantep’i akla getirir.
Karşıyaka’ya baktığımızda ilçemizin yaklaşık 200 yıllık bir tarihi vardır. Nispeten bu kısa süreçte de Karşıyaka’nın simgeleşen tarihi, kültürel yerleri, isimleri, sloganları vardır. Karşıyaka yalısı, Karşıyaka çarşısı, Kemalpaşa Camisi, İzmir’in işgalden kurtarılmasından sonra Mustafa Kemal’in İzmir’deki ilk gecesini Karşıyaka’da geçirmesi. KSK’yi iki defa ziyaret edip şeref defterini imzalaması. Zübeyde Hanımın mezarı, Cumhuriyetin 50. Yılında yapılan Atatürk Anıtı, Yeşil – Kırmızı, Karşıyaka Spor Kulübü, 35.5, Kaf Sin Kaf ilk akla gelenler. Atilla İlhan, Salah Birsel, İhsan Oktay Anar, Zühtü Işıl, Bombacı Ali Çavuş, Fikri Altay, Selçuk Yaşar, Samim Kocagöz, Yusuf Nalkesen, Muharrem Candaş, Gode Cengiz gibi simge isimler. Elbetki Karşıyakalı için daha yerel simgeler de vardır, örneğin “Hergele Meydanı”. Yıllardan bu yana Karşıyakalılar bu simgeleri çeşitli yerlerde ve ortamlarda kullanır, Karşıyaka dışında yaşayanlar, gelenler bu simgeleri dillendirir. Diğer yandan yıllardan bu yana Karşıyaka’yı yönetenler kendi dönemlerinde Karşıyaka’ya yeni bir simge bulmaya çabalar. Ama bu çaba her zaman başarıya ulaşmaz. Yeni bir simgenin benimsenmesi çok kolay değildir. Sayın Durak’ın ilk döneminde yapılan, bu gün Bayraklı sınırlarında kalan Dünya Barış anıtı yalnızlıklar içinde veya Turan’da susuz kalan şelale ilk akla gelenleri. Bir de apar topar geçen yıl ortaya çıkan “pelikan”. Oysa bir ara sokaktaki yeşil – kırmızı yıkık bir duvar bile çok anlam taşıyabilir. Veya bu günlerde sosyal medyada gündeme gelen hergele meydanındaki meşhur demir yeniden yerine konulsa daha çok ilgi görebilir.
Özellikle yurt dışına çıktığımda kentlerin Karşıyaka ile benzer simgelerini nasıl kullandıklarını izlemeye çalışırım. Örneğin yeşil – kırmız renkler ilk göze çarpanlardır. Roma’nın ünlü Corsa caddesi akşamları boydan boya İtalya’nın renkleri yeşil – kırmız – beyaz renklerle donatıldığını görünce neden Karşıyaka çarşısının (Kemalpaşa caddesi) böyle yapılmaz diye düşünmeden edemedim. Veya Brüksel’deki temizlik işçilerinin yeşil kırmızı kıyafetlerinin benzerlerini neden bizim temizlik işçileri giymezler? Elektrik direkleri Paristeki gibi saksılarla süslenebilir. Veya çiçek partellerinde çiçek seçimi neden kentin renkleriyle uyum göstermez?
Diğer yandan kimi kentler özellikle yeni bir bina yaparak, yeni bir simge yaratmaya çalışırlar. Örneğin Sydney Opera binası gibi, bazı şehirlerin sonradan yapılmış yapıları simge olabiliyor. Sydney yıllar önce alelade bir kentti. Güzel bir iklimi, gelişmiş metropol için çok dingin ve insani bir yaşam temposu vardı; ama fiziksel çevre değerleri yönünde tanınabilir bir özelliği yoktu. Ta ki 1950'lerde açılan opera binası yarışmasında Utzon'un projesi birinci seçilene dek. Akılda kalıcı görüntüsü, imajı olmayan bir kenti tek bir çarpıcı yapıyla simgelemek mümkün oldu. Tasarım evresinin başlangıcında öngörülen teknolojilerle inşa edilemeyen, tanımlanan bütçeyi kat kat aşan yapı, onyıllar sonra kullanıma açıldığında dünya bu masrafın boşa gitmediğini hızla fark etti. Karşıyaka’da illa yeni bir simge istiyorsa bu yoldan gidebilir. Kısacası işin uzmanlarıyla birlikte bir kentsel imaj tasarımı yaparak bunu başarabilir.
Alman Kültür ve Sosyal Coğrafya Profesörü Ilse Helbrecht 1998 yılında yazdığı “Yaratıcı Metropol” yazısında kentlerin kendini nasıl ifade edebileceği konusunda şöyle fikir veriyor; Kent, toplumun temel tutarsızlık alanıdır. Kültürel teorisyenler, kenti uygarlığın merkezi olarak tanımlarlar. Politikacılar sosyal bölünmeden bahsederken kentsel gelişme kavramını kullanabilirler ya da ekonomik çıkar sahipleri, ekonomik büyüme veya kentlerin politik gücünden bahsederken metropollere değinirler. Görülüyor ki toplumun kendini ifade edişi, kentten bahsedilmesiyle mümkün olabilmektedir. Kentten bahsetmek; kim olduğumuzu, nasıl yaşamak istediğimizi ve toplumumuzun nasıl göründüğünü ya da görünmesi gerektiğini ifade etmektir. Aynı yazıda Kentlerin kültürel ekonomisi üzerine kentlerin kültürel ve ekonomik değerlerinin yeniden düzenlenmesini ana hatlarıyla ortaya koymaya çalışan üretim ve tüketimleri üzerine 2 farklı yaklaşım vardır. Tüketim tarafından bakacak olursak; canlı/neşeli bir kent sadece tüketici, estetik peyzajlar ve soylulaştırılmış semtlerden oluşmamaktadır. Buna ek olarak, kentlerde boş vakit aktiviteleri ve olayları için spor, sanat, medya ve eğitim gibi kompleks eğlence düzenlemeleri ve kültür endüstrilerine ihtiyaç duyar. Dolayısıyla kentsel yeniden yapılanmada sanat, eğlence ve kültür endüstrileri önemli bir rol oynamaya başladı. Ekonomik yeniden canlanma için bu öğeler gerekli görülmeye başlandı. İkincisi, Üretim tarafı: Eşya tasarımında postmodern çağda ekonomik aktiviteler arasında imaj, sembol ve stillerin üretimi artan bir önem kazanmaktadır. Kültürel ya da postmodern mallar içerik, kimlik ve fonksiyonla yüksek estetik değeri taşımaktadırlar ve kültürle doludurlar. Evet; 1950’ lerde başlayan hızlı kentleşme sürecinin sonucu olarak; bugüne plansız ve kimliksiz bir şekilde biçimlenen kentimiz; sağlıklı, güvenli, estetik ve yaşanabilir ilkelerin tersine gelişmiştir. O nedenle yukarıda sıraladığım yerleşmiş simgeler başta olmak üzere Karşıyaka’mızın bu değerlerine sahip çıkmalıyız. Yeni semboller, simgeler geliştirmek istiyorsak işin uzmanları ile ortak akılla hareket etmeliyiz. Tüketim ve tüketicilik değerleri üzerinden şekillenen yeni modalar yeni bir kent ortaya çıkarmaktadır, nerdeyse kentlerin simgelerini yüksek katlı siteler veya AVM’ler oluşturmaya başladı. Diğer yandan merkezi ve yerel yöneticiler, kentlerin çok önem kazandığı bir dönemde mümkünse girişimcilik veya vizyon adı altında kentlerini tarihi simgelerini küresel sermayeye pazarlamamalıdır.
Neticede zaten Karşıyaka dendiğinde, Türkiye’de yaşayan her insanın gıpta ile baktığı, hatta yaşamak istediği ilk beş yerden biri olarak karşımıza çıkar. Yurt dışından gelen bir yabancı Karşıyaka’yı gittiğinde unutamaz. O nedenle Karşıyaka başlı başına bir simge, elindeki değerleri doğru kullanabilirse, çağdaş vizyonla, Karşıyakalıların ortak aklı ile bu simgeleri başarı ile kullanacağı ortamı yaratacak ve uygulamaya geçeceğine ben dahil bütün Karşıyakalılar inanıyor.