Bu Blogda Ara

26 Temmuz 2016 Salı

8 GÜN 8 ÜLKE BALKANLAR TURU (2. Bölüm: Arnavutluk)



Araba ile 2 aile tam 3500 km. Merak edenler oldu. Rotamız şöyleydi; Karşıyaka - Çanakkale - (YUNANİSTAN) Selanik (geceleme) - Kastoria- (ARNAVUTLUK) Pogradec- Elbasan- Tiran (geceleme) - Kruje- İskodra - (KARADAĞ) Bar - Przno - Sveti Stefan - Budva - Tivat - Kotor - Bjela - (HIRVATİSTAN) Plocice - Dubrovnik (geceleme) - Slano (geceleme) - Naum - Metkovic - (BOSNA HERSEK) Mostar - Kifine Selo - Avtocac - Foca - Metalijka (Yeniden Karadağ) Pljeva - Berana (geceleme) {bu rotada Donjs Brvenica ormanları , Durmitor ve Biogradska milli parklarının kuzeyinden geçtik} - (KOSOVA) Proletije milli parkı içinden Peje yani İpek - Prizren - Malet e Sharrit milli parkı yoluyla Kaçanik (MAKEDONYA) hiç durmadan Üsküp - Veles - Gevgelija yoluyla YUNANİSTAN Kavala (geceleme) ve TÜRKİYE Karşıyaka. Yaklaşık 180 saat 50 saati yolda geçti. Yaklaşık 50 saati uyku. 80 saat gezi-gözlem-yemek. Türkiye dâhil 8 gün 8 ülke.

İkinci Bölüm: Arnavutluk 

Bilisht kapısından girdiğimiz Arnavutluğu yorumlamadan önce tarihine bir bakalım.



ARNAVUTLUK “Kartallar Ülkesi”


2,8 milyon nüfusulu Arnavutluğun başkenti Tiran. Ülkenin ikinci büyük şehri  İyonya kıyısındaki  Durres, kuzeyin en büyük şehriyse Skodra diye anılan eski Osmanlı sancağı İşkodra. Planımızda Dures yok. Yarınki rotamızda Arnavİşkodra üzerinden çıkacağız. İşkodra üzerinden çıkacağız.



Ülkenin %70 ini Müslümanlar %30 unu Hristiyanlar oluşturuyor; fakat ülkede Enver Hoca dönemi sonrası din, çok da uygulanmayan ama geleneksel önemi olan bir simge haline dönüşmüş. Kuzeyde Katolik, güneyde Ortodoks Hristiyanlar çoğunlukta, Müslümanlar ise ülke geneline dağılmış.



Ülkede resmi dil Arnavutça. Arnavutluk’un İtalya’ya coğrafi yakınlığı Venedik döneminden beri ülkenin dilini etkilemiş. Buna, yaklaşık 500 yıllık Osmanlı egemenliğini de eklersek Arnavutça çok kültürlü bir dil olarak karşımıza çıkıyor.



Biz ne kadar Arnavutluk desek ve dünya onları Albania olarak tanısa da onlar, kendilerine kartalların ülkesi anlamına gelen Shqipërisë ismini uygun bulmuş. Geçit vermeyen dağlar ve topraklarının 3 te 1 inin ormanlarla kaplı olması bu ismin anlamını doğrular nitelikte.



Ülke para birimi lek ve 1 euro 140 lek’ e eşit; ancak çoğu yer hatta her yer euro da kabul ediyor.



Arnavutluk tarihine bakınca; Antik Yunan ve Roma kaynaklarında İliryalılar olarak geçen topluluğun Balkanlardaki yerleşik ilk medeniyet olduğu kabul ediliyor. Bu medeniyet bugünkü Arnavutluk’a ek olarak Karadağ, Kosova, batı Makedonya ve kuzeydoğu Yunanistan’ını da içine alan bir alanda hüküm sürmüş. Arnavutlar ataları olarak İliryalıları kabul ediyorlar. İlirya toprakları uzun süren bolluk ve barış döneminin ardından 7.yüzyılda kuzeybatıdan gelen Slav akımlarıyla işgale uğramış. 9.yüzyılda Bulgar Krallığı’nın güç kaybı Bizans’ın işine yaramış ancak 13. Yüzyıl Bizans gerilemesi Sırpların bu topraklara hükmetmesine neden olmuş.



Osmanlı’nın tarih sahnesine çıkışı ve 100 yıl içinde büyüyüp batıya doğru fetihlere başlamasının sonucu olarak Arnavutlukla ilk temas 1400’lerin başında ülkenin güney sınırında yaşandı. 1431’e kadar ise Arnavutluk’un büyük bölümünün fethi tamamlandı ve tımar sistemi bu topraklarda uygulanmaya başlandı. Babası eski bir Arnavut Beyi olan Gjergj Kastrioti Skënderbeu (İskender Bey) 2. Murat döneminde enderuna getirilerek devşirildi. Gücü ve zekası sayesinde subaşı olarak başladığı görevine kazandığı başarıların sonucu olarak birkaç yıl içinde Debre Sancak valiliğine terfisiyle İskender, Arnavutluk’un önemli figürlerinden oldu. Osmanlı terbiyesiyle yetiştirilen ve Müslümanlaşan İskender Bey 1444’te Osmanlıya karşı ayaklandı ve Müslümanlığı bıraktığını açıkladı. Daha sonra coğrafi keşifler sırasında köleler için aldığı kararlarla eleştirilen Papa 2. Pius’un hizmetine girdi, Venedik ordusuyla beraber Osmanlıya karşı savaştı. Askeri dehası yüksek olan İskender, Fatih devrinde de Osmanlı’yı uğraştırınca daha önemi fetihlerin baltalanmasını engellemek için İskender ile bir süreliğine saldırmazlık anlaşması imzalanmıştı. 1468’te ölümünden sonra Osmanlı’ya karşı direniş kız kardeşinin öncülüğünde devam etmişse de bu çok uzun sürmemiş ve Osmanlı’nın kısa bir süre içinde bölgede tam hakimiyet kurmasıyla direniş sonuçlanmıştı.



Arnavutların büyük çoğunluğu 17.yüzyıla kadar Müslümanlığı kabul etti. Bölgedeki Osmanlı yönetimi 1912-13 Balkan Savaşı’na kadar sürdü. Büyük bir trajedi olan Balkan savaşı sonunda Arnavutluk bağımsızlığını 28 Kasım 1912’de ilan etti. Osmanlı’nın bu  bağımsızlık ilanını tanıması 2. Balkan Savaşı sonunda 1913’te imzalanan  Londra Antlaşması ile oldu. Bağımsızlık ilan eden Arnavutluk bu tarihten itibaren aşiretler arası savaşlar yaşadı. 1925’e kadar monarşiyle idare edilen ülke 1928’e kadar kısa süreli bir cumhuriyetin ardından 1939’daki İtalyan işgaline kadar tekrar monarşiyle yönetildi. İtalyan işgali ardından Nazizm’e karşı yaygınlaşan Partizan hareket 1944’te bağımsızlığını ilan etti. Bu tarihten 1985’teki ölümüne kadar yönetimde kalacak Enver Hoca, ülkeyi tam 41 yıl boyunca kapalı bir şekilde yönetti. Kurulan komünist devlet, dünyada halkından vergi almayan tek devlet olarak tarihe geçse de kişisel özgürlükler, dolaşım hakkı ve özgür düşünce bu devirde yasaklandı ya da kontrol altına alındı. 1945’te tarım reformuyla dini çevreye ait araziler alındı ve köylü arasında dağıtıldı, reforma karşı çıkan Hristiyan ve Müslüman din adamlarının akıbeti işkence, hapis, sürgün ve ölüm oldu. 1967’de ateizmi ülkesinin sembolü haline getiren Enver Hoca ülkesini dünyanın ilk ateist devleti olarak ilan etti. Enver Hoca'nın 1985 yılında ölümünden sonra ülke 6 yıl daha eski rejimle yönetildi. 1991’de yapılan ilk demokratik seçimlerden sonra iktidar, yine sosyalistlerde kaldıysa da bir yıl sonra Demokrat Parti başa geçti ve ülke bir değişim sürecinin içine girdi. 2009 NATO üyesi olan ülkenin şimdilerdeyse en büyük hedefi Avrupa Birliği’ne üye olmak.



Biz dönelim yolumuza; Pogradec üzerinden, 2 yıl önce Makedonya tarafından gezdiğimiz Ohrid gölünü bu kez Arnavutluk tarafını gezerek Elbasan üzerinden gün batmadan saat 20:00 civarında Tiran’da oluyoruz. Bu yol dağlık. Tek gidiş- geliş. Ohrid gölünden ayrılınca dağları çıkıp ciddi bir iniş yapıyorsunuz.






Arnavutluk sınırını geçtikten sonra trafik değişiyor. Öncelikle tehlikeli kullanıyorlar. İkincisi tabela beklentiniz fazla olmasın. Sinyalizasyon zaten yok denecek kadar az. Tiran’da neredeyse 3-4 trafik ışığına rastladık.  Arnavutluk için diğer bir tespitim. Arnavut insanının yarısı muhtemelen araba yıkayıcısı. Her yerde var. Karşınıza her yerde “LAVASH” yazısı çıkıyor.

Arnavutluk 1980 ‘lerin başı Türkiye gibi. Diğer Arnavutluk bloglarında okuyacağınız gibi ülkenin her yerinde bir araç bolluğu vardır. Avrupa ülkelerindeki kaçak/çalıntı arabalar Arnavutluk’a kolayca sokularak uygun fiyata satıldığı söyleniyor. Ülkenin her yerinde araba tamircisi var. Mercedes bolluğu var.  




Tiran şehrine güney girişini kaçırınca kuzeyden giriş yaptık.  Şehir merkezinin biraz uzağındayız. Şehrin bu tarafında yeni apartmanlar ve yapay bir göl var. Pazar günü olması nedeniyle herkes buralarda. Epey bir uğraştan sonra “gezenti anne”nin bloğunda kaldıkları Center Rooms Oresti Aparta gidiyoruz. Sıcak su var ve merkezi. Önüne arabayı park ediyoruz.  Sabah güzel de kahvaltısı var. Oda 35 Euro. Duşumuzu yapıp dışarı çıkıyoruz. 


İskender Bey, 19. yüzyıldan bu yana Arnavutluk’un ulusal kahramanı ve İskender Bey heykelinin bulunduğu meydandayız. Bu meydanda Saat Kulesi, Ethem Bey Camii, Ulusal Tarih Müzesi ve Opera Binası bulunuyor.


Yemeğimizi yine “gezenti anne” bloğu tavsiyesi ile İskender bey meydanını geçip yola devam edip sağ taraftaki  Rinia Park’ın arkasındaki Taiwan Kafe’de yedik. Lezzetli ve ucuz.  Bir diğer öneri merkezde “Sky Tower Rotating Bar” adında bir restoran/bar.





Tiran’da gezilecek yerler:

Ethem Bey Camii: 1614’te Osmanlı valisi olarak atanan Süleyman Paşa (Sulejman Bargjini) Tiran şehrini kurduktan sonra soyundan gelen kişiler şehrin Müslümanlaşması için çalışmalara devam ederler. Tiran’daki bu şirin camiyi ise Süleyman Paşa’nın alt kuşak torunlarından Hacı Ethem Bey 1823’te bitirir. Enver Hoca döneminde kapalı olan cami, 1991’de halkın ayaklanması ve camiye girmesiyle açılır ve o gün, Arnavutluk tarihinde dine olan baskının yıkılmaya başladığı gün olarak değerlendirilir. 


Camin içi ve süslemeleri görülmeye değer. TİKA tarafından yapılmış. 


Saat Kulesi: Ethem Bey caminin yanında uzanan yapı yine Osmanlı’nın şehre armağanı. Kule; salı, perşembe, cuma günleri kapalı.




Milli Tarih Müzesi: İskender Bey heykelinin kuzey tarafında kalan müze, partizan direnişini anlatan dış duvar resmiyle hemen ilginizi çekecektir. Arnavutlar adlı bu eser, devrimden sonra da korunmuş fakat resimdeki komünist devletin bayrağındaki yıldızın silinmiş biçimiyle.






M.Ö. 2600’da başlayan Arnavut tarihi ayrıntılı biçimde ve seçilen ilgi çekici objelerle 1944’e kadar anlatılıyor. 1944’te Enver Hoca ile başlayan komünist dönem ise adeta yaşanmamış gibi, ona ait hiç bir şey ne bir resim ne de bir yazı yer alıyor müzede. Pazartesi hariç 10.00 – 17.00 arası açık olan müzeye giriş ücreti 100 Lek.

Blokku: Enver Paşa döneminde halkın girişinin mümkün olmadığı, politbüro ve üst düzey görevlilerin yaşam alanı olan meydanlar bugün gençlerin uğrak noktası. Birçok kafe ve gece kulübü caddeye ve sokak aralarına yayılmış.

Murat Toptani Sokağı: Yeni restore edilen ve sadece yayalara açık olan sokak birçok kafe ve restorana ev sahipliği yapıyor. Blloku kadar canlı olmasa da 2 katlı bir kafede bir fincan Türk kahvesi içmenin vereceği rahatlık farklı bir duygu.

Piramit (Uluslararası Kültür Merkezi):  1987’de Enver Hoca’nın kızı tarafından babasına anı müzesi olma amacıyla tasarlanan yapı, devrimden sonra çok farklı amaçlar için kullanılmış. ABD Başkanı Bush, ülkeye geldiğinde Arnavut ve Amerikan bayraklarıyla süslenen yapı Bush’un konuşmasına ev sahipliği yapmış. Daha sonra gece kulübü olarak da kullanılan yapı bugün bir harabeyi andırıyor. İlk bakan gözün onu camları kırılmış eski bir geometrik taş yığınından başka bir tanıma oturtması güç. Belki de piramidin başına gelenler, yeni rejimin eskisinden aldığı bir intikam. Piramit, komünizm döneminde dikilmiş en masraflı yapı olma özelliğini taşıyor.

Enver Hoca’nın Evi: Blloku içerisinde yer alan bina, sanılanın aksine 2 katlı ve çokça mütevazı. Komünist dönemde halkın giremediği bir bölge olan Blloku’da konumlanmış bina, 1960 mimarisiyle tasarlanmış.



Arnavutluk’da Gezilecek  Diğer Yerler:

Gjirokaster:  Eski bir Osmanlı şehri. Büyük bir kalesi ve Osmanlı mimarisinde evleri var.

Sarande – Ksamil – Butrint: Arnavutluk’un en güneyinde, Adriyatik Denizi kıyısında bulunuyor.  Ülkenin deniz turizmi açısından son yıllarda yükselen bir şehri.  Vlore: Şehir merkezinde görülecek pek bir şey yok. Ben Llogara National Park için gitmiştim.

Berat: Arnavutluk’un UNESCO kültür mirası listesindeki 3 şehrinden biri olan Berat, Türkiye toprakları dışında en iyi Osmanlı evlerine sahip bir şehir. Arnavutluk’a gelen pek çok yabancı turistin mutlaka uğradığı Berat’ta konaklama, yine UNESCO tarafından koruma altına alınan evlerde gerçekleştiriliyor.

Elbasan: Geçerken uğrayabilirsiniz.

Durres: Tiran’a oldukça yakın ve deniz kenarında bulunan küçük bir şehir. Yüzmek için Sarande’ye kadar gitmek istemeyenler için alternatif olabilir.

Theth National Park:


Sabah kalkıp kahvaltı ve gündüz gözü ile kısa bir şehir turu ile Karadağ’a doğru yola koyuluyoruz. 80’li yılların Türkiye’sini andıran yollardan Kruja’yı gezip İşkodra ve Karadağ’a geçiş yapmak istiyoruz.  1 saati aşkın sürede Kruja’ya varıyoruz. Ama biz eski Kruja’ya gideceğiz. Yine dar yollardan eski Kruja’ya varıyoruz. Kaleye çıkacağız ancak ne bir tabela ne bir harita. Kötü bir navigasyon işimize yaramıyor, başaramıyoruz.  Vakit kaybetmeden yine ana yola dönüp İşkodra’ya devam ediyoruz. 



Kruja yolu üzerinde Anadolu’da ve Balkanlar’da bir çok yerde türbesi bulunan Sarı Saltuk türbesine rastlıyoruz. 


Öğlen yemeği hedefimiz İşkodra. 14:00’de vardık. Kısa bir şehir turu atıyoruz. Bisiklete binen bayanların sayısı dikkat çekici. 



Ardından şehrin girişinde foursquare’den tavsiyesi ile Restoran Shqiponja’da yemeğe oturuyoruz.  Daha önce Makedonya Struga kentinde yanında yemek yediğimiz Drim nehrinin yanında bu kez Shkoder (İşkodra) da yemekteyiz. Balık çorbası ve küçük pizaları harika.








Güzel yemek sonrası yola koyulup Arnavutluk’a ait Muriqan kapısından çıkıp, Karadağ’ın Sukobin kapısından giriş yapıyoruz.



Yeni bölüm: KARADAĞ; Budva - Kotor – Dubrovnik - Slano

8 GÜN 8 ÜLKE BALKANLAR TURU (Bölüm 1: Türkiye - Yunanistan)



Akşam 20:00 de evimize döndük. Araba ile 2 aile tam 3500 km. Merak edenler oldu. Rotamız şöyleydi; Karşıyaka - Çanakkale - (YUNANİSTAN) Selanik (geceleme) - Kastoria- (ARNAVUTLUK) Pogradec- Elbasan- Tiran (geceleme) - Kruje- İskodra - (KARADAĞ) Bar - Przno - Sveti Stefan - Budva - Tivat - Kotor - Bjela - (HIRVATİSTAN) Plocice - Dubrovnik (geceleme) - Slano (geceleme) - Naum - Metkovic - (BOSNA HERSEK) Mostar - Kifine Selo - Avtocac - Foca - Metalijka (Yeniden Karadağ) Pljeva - Berana (geceleme) {bu rotada Donjs Brvenica ormanları , Durmitor ve Biogradska milli parklarının kuzeyinden geçtik} - (KOSOVA) Proletije milli parkı içinden Peje yani İpek - Prizren - Malet e Sharrit milli parkı yoluyla Kaçanik (MAKEDONYA) hiç durmadan Üsküp - Veles - Gevgelija yoluyla YUNANİSTAN Kavala (geceleme) ve TÜRKİYE Karşıyaka. Yaklaşık 180 saat 50 saati yolda geçti. Yaklaşık 50 saati uyku. 80 saat gezi-gözlem-yemek. Türkiye dâhil 8 gün 8 ülke.


 1.      1. GÜN İzmir- Çanakkale – Selanik


Sabah 08:00 gibi evimizden yola çıkıp Çanakkale asfaltı üzerinde Sakıpağa Sütevinde güzel bir kahvaltı edip enerjimizi topladık. Yaklaşık 802 km’lik bir yolumuz var. Saat 20:00 gibi ulaşmayı hedefliyoruz. Şakran, Dikili, Akçay, Edremit yolu ile Çanakkale’ye ulaşıp hiç beklemeden en kısa arabalı vapur ile Kilitbahir’e geçiyoruz.  Kilitbahir’de geliş yönünde 5 km, Eceabad’da 10 km bayram geliş kuyruğu var. Allah yardımcıları olsun. Eceabat’da kısa bir yemek molası ardından Gelibolu yarımadasını terk edip Keşan, İpsala yolu ile sınıra giderken navigatör sınırdaki araç yoğunluğunu gösteriyordu. İpsala ayrımında önce TIR kuyruğu (5 km.) ardından 3.5 km ‘lik araç kuyruğu. Yunanistan tarafında işi yavaşlatma varmış saat 11.00 de açmışlar. 4-5 saatte geçiliyor. Biz 2.5 saatte geçebildik. 


Meriç nehrini geçip Yunanistan tarafında kontrollerimizi yaptırıp Yunanistan Aleksandropolis, Kavala yolu ile Selanik’e arabamızı sürüyoruz. Radara dikkat. 2 radar işareti sonrası sizi arkadan çeken bir radar sistemleri var.


Beklediğimiz gibi Saat 20:00 civarı Selanik’e vardık. Ana caddesinden gidip merkeze yakın paralel caddelerde otel bakmaya başladık. Pazar olduğu için rahat dolaşıyorduk, Hotel Amalia’yı gözümüze kestirdik. Sıcak su, klima balkon 55 Euro’ya odayı  tuttuk. Pazar gününü hatırına önünde de otopark bulduk.  Eşyaları bırakıp duş alıp yemek yeri bakmaya koyulduk. Restoranlar belli bir bölgede. Hemen hemen her Türkün tarif ettiği ve ne tekim masaların ¾’ü Full tou meze’yi biz de tercih ediyoruz. Lezzetli ve güzel ikramları. Çıkıp İzmir Kordon’nun doldurulmana önceki hali olan rıhtımda dolaşıyoruz. Daha iç sokakta bir kahve içip otelimize dönüyoruz.





Thessalonike (Selanik) şehrinin adı Yunanca Thessalos ve Niki kelimelerinin birleşiminden gelmekte. Anlamı ise Thessalian Zaferi. Adını Makedon prenses aynı zamanda Büyük İskender'in kız kardeşi Thessalonike 'den almakta. Kral Filip kızının thesally'de alınan büyük zafer günü doğması üzerine kızının Thesallonike olarak yani Thesallonian Zaferi olarak adlandırılmasını buyurmuş.




.      2. GÜN:  Selanik - Tiran


Sabah otele çok yakın bir börekçiye gidiyoruz.  1908 tarihli "Xatzi- Hacı'' pastanesinde ıspanaklı-peynirli Selanik böreğini yiyoruz. Yanında çay veya kahve, kurabiye ikramıda var. Pasta ve tatlı çeşitleri de zengin. Bir diğer alternatif 1948 tarihli Terkenli kafeleri.



Selanik'in iki büyük caddesi Tsimiski ve Egmatia hem konaklama, hem de alışveriş için ideal. Genel olarak bunları gezince şehri gezmiş oluyorsunuz zaten. 



Aristoteles Meydanı kordon hattında yer alan bir meydan. Her daim kalabalık, her daim canlı, her zaman gidilesi ve nefeslenebilecek bir meydan. 5 Ağustos 1917 yılında, Selanik şehrinde büyük bir yangın meydana gelmiş. Yangın 32 saat içerisinde 1.000.000 m²' lik bir alanda 9.500 evi tahrip etmiş ve 70.000 insanı evsiz bırakmış. İşte bu yangın sonrası yeniden yapılanmada Selanik'in ana meydanlarından biri olarak tasarlanmış. Şehrin kalbi diyebiliriz. Aristoteles yolunun başlangıcında olduğundan meydan bu isimle anılmakta. 



Meşhur Beyaz Kule; Beyaz Kule ilk olarak tarih sahnesinde 12. yüzyılda yazılmış belgelerde adı geçmekte. O dönemde Bizans imparatorluğuna ait olan kule, 1530 yılında yıkılarak Mimar Sinan (kesin bilgi değil) tarafından tekrar yaptırılıyor. Osmanlılar bu kuleyi suçluları hapsetmek ve idam etmek için kullanılmış. Kulenin adı bir çok defa değiştirilmiş. 1826 yılında burada bir yeniçeri katliamı yapıldığı için adı "kanlı kule" olarak anılmaya başlanmış. Selanik Yunanistan'a bağlandıktan sonra 1912 yılında bu kuleye sembolik bir vaftiz işlemi uygulanarak beyaza boyanmış.


Atatürk'ün evine gidiyoruz. Atatürk'ün evi konsolosluğun hemen yanında. Karşısında 2 hediyelik eşyacı var. Kafeler de. 2 kafede demleme çay var. Hediyelik eşyacı hem Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunu hem de Karşıyakalı bir bayan. 



Atatürk Evi, Türkiye Cumhuriyeti Selanik Başkonsolosluğu ile birlikte aynı bina yerleşkesi içinde bulunmakta. Selanik şehrine Osmanlı mimari dokusunun hâkim olduğu o dönemde bu ev, Türk evlerinin iç içe olduğu bir çevrede diğer evlerden farkı olmayan bir yapıydı. 




Rodoslu Müderris Hacı Mehmet Vakfı'nca 1870 yılında yaptırılan ev önce İbrahim Zühdü Efendi'nin, daha sonra Selanikli Abdullah Ağa ve eşi Ümmü Gülsüm'ün mülkiyetine geçti. Ali Rıza Efendi ise bu evi Atanın doğumundan birkaç yıl önce kiraladı. Atatürk bu evin ikinci katında, güney taraftaki odada doğdu. Aile, Ali Rıza Efendi'nin 1888 yılında vefatına kadar bu evde ikamet etti. Ancak Ali Rıza Efendi'nin vefatından sonra, Zübeyde Hanım çocuklarıyla birlikte Atatürk'ün doğduğu evin bitişiğindeki daha küçük bir eve taşındı. II. Meşrutiyet'in ilanından sonra Selanik'te görevlendirilen Atatürk, bu dönemde, annesi ve kız kardeşiyle birlikte burada kaldı. O, Selanik'ten ayrıldıktan sonra annesi ve kız kardeşi bir süre daha bu evde yaşadı. 1912 yılında Selanik kenti Yunanistan'ın yönetimine geçince Atatürk'ün annesi ve kız 
kardeşi de İstanbul'a gelmek durumunda kaldı.


 Selanik Atatürk Evi, bütün katlarında ahşap karkasın üzerine bağlandığı teknik uygulanarak inşa edilmiş. Dikdörtgen planlı olan ev 13.50x6.80 m. boyutlarında. 







Cumhuriyet'in 10. yıldönümünde Selanik Belediyesi, Türk-Yunan dostluğunun bir göstergesi ve Balkan Konferansı'nın anısına, yapının çift kanatlı sokak kapısının sağ köşesine, Atatürk'ün bu evde doğduğunu yazan mermer bir plaka yerleştirilmesi ve bunun Yunanca'nın yanı sıra Türkçe ve Fransızca tercümelerinin de koyulması kararını almış. Bu plaka, 4 Kasım 1933 tarihinde, Türkiye'nin Atina Büyükelçiliği mensuplarının ve Yunanistan'ın ileri gelenlerinin katıldığı bir törenle yerleştirilmiş. Ev daha sonra, Atatürk'e hediye edilmek üzere Selanik Belediyesi tarafından satın alınarak, anahtarı 19 Şubat 1937 tarihinde Türkiye'nin Selanik Başkonsolosluğuna verilmiş.


Müze, Pazartesi hariç, resmi tatiller dahil her gün saat 10.00 ila 17.00 arasında ücretsiz olarak gezilebilmekte. İçeride ise maalesef Atamızın kullandığı eşyalar falan yok. Sadece balmumu bir heykeli var. 10 Kasım 1953 yılından 2010 yılına kadar eski halde ki müze, 2010 yılında ev tadilat ile yenilenmiş. 2013 yılında tadilat bitmiş. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün, Selanik'te doğduğu evi yeniden restore etti. Çağdaş müzecilik anlayışına uygun olarak yenilenen evde Atatürk'ün silikondan yapılmış heykeli de bulunuyor.





Üç kattan oluşan binanın zemin katında yer alan ‘Atatürk ve Çocuk Odası’ ile başlanılan tarihi yolculukta, uğranılan her oda Atatürk'ün yaşamını ziyaretçilere aktarıyor. Binanın üst katlarındaki sofalarda evin eski teşhir düzenini gösteren maketler sergilenirken birinci katta ‘Selanik Odası’, ‘Manastır Odası’, ikinci katta ‘İstanbul Odası’ ve ‘Ankara Odası’ olarak isimlendirilen odalar yer alıyor. Atatürk'ün hayatını anlatan ve hayatının geçtiği şehirleri tanıtan bilgi panolarına yer verilen mekânın ikinci katındaki ‘Ankara Odası'nda ise ziyaretçiler Atatürk'ü koltuğa oturmuş şekilde canlandıran silikondan yapılmış heykeli bulunuyor. Atatürk'ün yaşamına ait kesitlerin güçlü bir görsellik ve bilgilendirme ile ziyaretçilere sunulduğu mekânda, arşivlerden elde edilen bilgiler ışığında hazırlanan panolar ve belgesel filmlerle ziyaretçilere görsel sunum yapılıyor.



Atatürk evinden aşağı doğru inince karşımıza Hortacı cami çıkıyor. Osmanlı döneminde Selanik şehri sınırları içinde yapılan onlarca cami ve minaresinden günümüze sadece tek bir tanesi kalmış. Günümüzde yıktırılmayan tek minare, Hortacı Camii'nde bulunmakta. İkinci Murad zamanında şehrin alınmasından itibaren, şehirde bulunan tüm kiliseler camiye çevrilmiş. 1913'ten sonra kazanılan bağımsızlık sonrası tüm camiler de doğal olarak kiliseye çevrilmiş. Aslında Roma İmparatoru Galeriu'nun (305-311) kendisi için yaptırdığı türbe olan bu yapı, 6.50 m. kalındığındaki bir duvarla çevrelenmiş. Rotonta diye anılan bu Roma yapısı, Bizans döneminde 5. yüzyılda doğu tarafına bir apsis eklenerek kilise haline getirilmiştir. Bundan sonrada Agios Georgios Kilisesi adını almış. 1590-1591 yılları arasında şehrin yakınlarındaki Hortac köyünden olan Hortaclı Şeyh Süleyman Efendi adında mutasavvıf bir zat burada bir zaviye kurmuş ve Koca Sinan Paşa da kiliseyi bu şeyh adına camiye çevirmiş. Bundan sonra Selanik Türk halkı bu camiyi Hortac Sultan Camii, Hortac Camii, Hortac Efendi Camii gibi isimlerle anmış. Bizans Sanatları Müzesi olarak düzenleneceği ve hizmet vereceği duyurulan bu yapı hala tadilatta. Kesik minaresini ve tarihinden dolayı kalan tek minare olma özelliğinden gidip görünülesi bir yapı.







Saat 13:00 de öğlen sandviçlerimizi yiyerek Tiran’a doğru yola çıkıyoruz. Selanik, Krokos ve Kastoria yolu ile Krystallopigi kapısından çıkarak, Arnavutluk’a Bilisht kapısından giriş yaptık. Arnavutluk’a girmeden benzin almak için Kastoria şehrine girdik. Göl kenarı çok güzel bir kasaba. 




Gelecek  bölüm: ARNAVUTLUK : Tiran -  İskodra