Bu Blogda Ara

5 Mayıs 2013 Pazar

BERLİN’DE SIRADIŞI BİR GÜZERGÂH: DOROTHEENSTADTİSCHER FRIEDHOF MEZARLIĞI



Mezarlıklar güzel ve ilginç yerler. Zamanın not defteri gibi yatanlar, mezar yazıtları. İnsanlar sevdiklerinin ardından onları unutmayacaklarına dair ne sözler vermişler. Çoğu eminim yaşarken pek uygun şekillerde unutuvermişlerdi sevdiklerini ve ancak onları kaybedince aymıştılar; yoklukların acısı yüreklerine çökünce. Yaşamdan çok da farklı değil aslına bakarsanız. Biz de  yaşam boyu ne sözler verip sonra tutamıyoruz değil mi?

Berlin’de sizi tarih kokan bir mezarlığa davet ediyorum. Dorotheenstadischer Friedhof mezarlığı. 1763  yılında kurulmuş. 1814- 1826 arasında genişletilmiş. Ama Hannoverschase caddesi genişletilince mezarlığın güneyindeki bazı mezarlar taşınmak zorunda kalmış. İçinde önemli heykeller var. Bu heykellerin çoğu Karl Friedrich Schinkel ve Johann Gottfried imzalı. 


Huzurlu ve bol ağaçlı vaha gibi. Biz akşamüzeri gidebildik. Chausseestrase 126 no da olan mezarlığa yürüyerek gittik. Dönüşte U – Bahn Schwartzkopffstr durağıdan binip döndük.

Girişte sizi Luther’in heykeli karşılıyor.


Heinrich Mann (1871-1950) Ünlü Alman Romancısı. Kaliforniya’da ölmesine rağmen burada toprağa vermişler.


Bertold Brecht  (1898-1956) Ünlü Alman yazarının başında yontulmamış bir taş var. Eşi ile yan yana yatıyor. Brecht’in müze olan evi de mezarlığa çok yakın . Dolaşabilirsiniz.



Aydınlanma döneminin ünlü düşünürü  Georg  Wilheim Friedrich Hegel (1770 – 1831). 




(1770-1831) XIX. yüzyılın ilk yansında temelde Kant 'ın felsefesine tepki olarak gelişen Alman İdealizmi diye bilinen felsefe akımının bir yanda Fichte öbür yanda Schelling ile birlikte en büyük kurucularından; çoklarının gözünde fetsefe tarihinin son büyük dizgeci fılozofu.

Alman İdealizmi XIX. yüzyılin sonlarına gelinene değin Almanya'daki felsefe gündemini büyük ölçüde belirlemiş olması bakımından son derece önemli bir "felsefe okulu"dur. Kant sonrası felsefenin en büyük dizgeci idealist fılozofu olan Hegel , gerek yayımlanmış yazılarında gerekse de derslerinde "mantıksal" bakış açısından kapsamlı ve dizgeli bir varlık- bilgisi kurmaya çalışmıştır. Hegel en çok, kendisinden sonra Marx 'ın başaşağı çevirerek komünist topluma doğru evrilen maddeci bir tarih anlayışı olarak yeniden yapılandırdığı "erekbilgisel tarih" anlayışıyla öne çıkmıştır. Nitekim XX. yüzyılda Hegel düşüncesinin mantıksal yönü büyük ölçüde gözdeliğini yitirmiş, düşünürün daha çok siyaset ve toplum felsefesi üzerine söyledikleri ilgi ve destek görmüştür. Bununla birlikte yakın dönemlerde Hegel 'in pek değinilmemiş yönlerine giderek artan bir ilgi eşliğinde Hegel Felsefesinin yeniden canlandırılmaya çalışıldığı görülmektedir.
Hegel'in kurduğu sisteme 'diyalektik mantık' denilir. Buna göre bir fikir(yani tez), karşısındaki başka bir tezle(anti-tezle) karışır, bundan yeni bir anlayış doğar ki buna sentez denilir.

Yine aydınlanma döneminin ünlü düşünürlerinden Johann Gottlieb Fichte (1762-1814) Hegel ile yan yana yatıyor.


Johann Gottlieb Fichte ( 19 Mayıs 1762, Rammenau - 29 Ocak 1814, Berlin), ünlü Alman düşünürü. Felsefedeki en önemli kavrayışı, temel çıkış noktası kendi özgürlük anlayışıdır. Fichte'ye göre, irade ya da ben, temel gerçeklik olup, özgürdür, kendi kendisini belirleyen faaliyettir. Ben ya da irade dışında her şey ölü ve pasif bir varoluşu gösterir; yalnızca böyle bir faaliyet, kendi kendisini belirleyen tinsel bir faaliyet, gerçektir. İradenin kendisi, yaşam ve akıl, bilgi ve eylem ilkesidir, her türlü ilerleme ve uygarlığın harekete geçirici gücüdür; bilginin dayandığı temel, kuramsal düşüncenin birleştirici ilkesidir. Şu halde, felsefede yapılacak ilk iş, böyle bir faaliyetin niteliğine, hem kuramsal ve hem de pratik aklın koşullarına, ilke ve önkabullerine ilişkin olarak ayrıntılı bir açıklama sunmaktır. Onun felsefe konumu Kant, Friedrich Schelling, Hegel gibi isimlerin yanı sıra Alman felsefesinin temel taşları arasında yer alır. Alman idealizminin hem temellendiricisi hem de temsilcisi durumundadır. Kant sonrası Alman felsefesinin önde gelen isimlerinden biri olmuştur.

Frederich Hoffman (1818-1900) Dairesel tuğla fırınının mucidinin tuğla kaplı sütunlu mezarı



2 Mayıs 2013 Perşembe

BERLİN İÇİN ÖNERİLER.









Almanya’da gezilecek kentlerden biri de Berlin’dir. Seyahat kitaplarını ve blogları dolaşırsanız standart öneriler görebilirsiniz. Berlin’e giderseniz “welcome” kart alıp bütün Berlini dolaşabilirsiniz. A bölgesi bence yeterli. Belki A+B alın. C bölgesini sadece yani giderseniz Sachsenhausen Toplama Kampına giderken kullanırsınız. Onun için de o gün için gidiş - dönüş C bölgesi bileti almanız yeterli. Almamazlık yaparsanız sivil görevlilerin kontrolu oluyor. Cezası ağır. 

Berlin, Almanya'nın başkenti ve en büyük şehri. II. Dünya Savaşı öncesinde 4,3 milyon kişinin yaşadığı şehirde 2008 itibariyle 3,5 milyon kişi yaşamaktadır. Berlin, Kuzey Almanya'da, Spree ve Havel nehirlerinin arasındaki kumluk bölgeye kuruludur. Kentin ortasından akan Spree nehrinin, iki kıyısında, Cölln ve Berlin adlı iki balıkçı köyü iken ilk kez 1307 yılında birleşmiş. Berlin, 18. yüzyıla kadar önemli arz eden bir şehir değildi. Ancak Prusya'nın güçlenmesi sürecinde öncelikle Kuzey Almanya'nın ve sonrasında da Avrupa'nın siyasi, ekonomik ve kültürel anlamda önemli merkezlerinden biri haline geldi. 1871 yılında kurulan Alman İmparatorluğu'na da başkentlik yapan Berlin, 1933 yılından itibaren Nazi Almanyası'nın da başkentiydi. II. Dünya Savaşı'nda harabeye döndü, müttefik devletler tarafından işgal edildi.


II. Dünya Savaşı'ndan sonra şehir dört sektöre bölündü ve tüm Almanya'da olduğu gibi Berlin de 
ABD, İngiltere, Fransa ve Sovyetler Birliği'nin kontrolüne girdi. Batılı ülkelerle Sovyetler Birliği arasında hızla gelişen siyasi farklılık ülkeyi olduğu gibi kenti de doğu ve batı olmak üzere ikiye böldü. 12 Ağustos 1961 tarihinde Berlin Duvarı'nın yapımına başlandı ve Berlinlilerin doğudan batıya geçişi en katı yöntemlerle engellendi. Zamanın imparatorluk merkezi Mitte ile birlikte, Berlin'i inşa eden mimar Karl Friedrich Schinkel'in tasarladığı binalar, büyükelçilikler, saraylar, müzeler tamamen kentin doğu kesiminde kaldı. Türkiye'den kaçak yollarla getirilen Bergama Sunağı'nın sergilendiği dünyanın en önemli müzelerinden biri olan Bergama Müzesi, Cölln ile Berlin'i birleştiren anlaşmanın yapıldığı St. Nicholas Kilisesi de tıpkı diğer önemli yapılar gibi Doğu Berlin'de kaldı.

1989'da duvarın yıkılması ve 3 Ekim 1990'da iki Almanya'nın resmen birleşmesiyle Berlin eyalet şehir olarak eski bütünlüğüne kavuştu ve birleşik Almanya Federal Cumhuriyeti'nin başkenti oldu.
 
Deutches Technikmuseum - Demiryolu, gemi, uçak, bilgisyar, radyo - TV gelişmeleini gördüğünüz müze. Müze 6 ana bölümden oluşuyor ve her bir konuya ayrı bir bina ya da bölüm ayrılmış.
Bu müzeden özel bir ayrıntı: 24 Haziran 1948 gecesinde Sovyet birlikleri Batı Berlin'e açılan bütün yolları kapadılar. Batı sektörlerine verdikleri gazı ve elektriği neredeyse tümüyle kestiler. Batı Berlin'i dış dünyadan soyutlamak suretiyle, batıda kurulması planlanan yeni devletin önünü kesmeyi amaçlıyorlardı. Bunun üzerine batılı güçler ABD askeri valisi Lucius D. Clay başkanlığında Batı Berlin'in ihtiyaçlarını karşılamak üzere bir hava köprüsü kurdular. Berlin ablukası boyunca yaklaşık 200.000 uçuş ile yaklaşık 1,5 milyon ton ihtiyaç maddesini şehre ulaştırdılar. Batı Berlin'de bulunan üç hava limanına 2-3 dakikada bir bir uçak iniyordu. Batı Berlin halkının direnişi ve hava köprüsü sayesinde yaklaşık bir yıl sonra, Mayıs 1949'da Berlin ablukası son buldu. İşte bu uçakların anısına müzenin çatısında bir ABD uçağını kondurmuşlar.

 


Berlin’de tarihi bir hava alanı TEMPELHOF: Almanya'nın başkenti Berlin'de bulunan ve dünyanın ilk sivil havaalanı olarak 1923 yılında hizmete açılan tarihi Tempelhof havaalanı 2008 de kapatıldı. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra ABD'nin eski Batı Berlin'e ikmal yapabilmek amacıyla kurduğu hava köprüsüyle eski Doğu Berlin'deki komünist rejime karşı bir sembol niteliği kazanan Tempelhof havaalanının bulunduğu arazi, 1885 yılında, Alman imparatoru 1. Friedrich Wilhelm'in zamanında Prusya ordusunun talim alanı olarak kullanıldı. Bu alanda, kardeşi Wilbur ile birlikte ilk uçağı icat eden Orville Wright da uçuş yapmıştı. Dünyanın ilk sivil havaalanı olarak 1923 yılında açıldıktan sonra 1930'lı yıllarda hava trafiğinin yoğunluğu konusunda Londra ve Paris havaalanlarını geçen Tempelhof'ta 1934 yılında 59 bin 198 iniş ve kalkış yapılmıştı. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Tempelhof havaalanını devralan Amerikalılar, eski SSCB'nin, Batı Berlin'e ikmal yollarını kesmesi üzerine Batılı ülkelerden bu havaalanına hava köprüsü kurmuşlardı.


Marx - Engels Forum. Spree ırmağının kenarı. Alexanders Platsz yakını. Karl Marx oturuyor. Friedrich Engels ayakta. Heykelin sağı ve solunda dünyadaki devrimlerden fotoğraflar var.  Bizden de 1960 döneminden bir foto var.


Bit pazarları: Berlin’de Cumartesi ve pazarları çok büyük bit pazarları kuruluyor.  İkinci el kitapların yanı sıra kıyafetler, albümler, antikalar hatta çektiğim fotoğraflardan göreceğiniz üzere gelinlikten, gaz maskesine kadar ne ararsanız bulma şansınız var.



Flohmarkt am Mauerpark
Bernauer Straße 63-64 10437 Berlin
Pazar 8.00-16.00

Arkonaplatz
Berlin - Mitte için U8 Bernauer Str. trenine binebilirsiniz.
Cumartesi 10.00-18.00

Boxhagener Platz
Berlin - Friedrichshain için U5 Frankfurter Tor; Tram 21'i kullanabilirsiniz.

Heidestr.
Heidestr. 10, Berlin - Tiergarten için U6 Reinickendorfer Str. trenini kullanabilirsiniz. Cumartesi-Pazar 10.00-18.00

Moritzplatz
Berlin - Kreuzberg için U8 Moritzplatz trenini kullanabilirsiniz.
Cumartesi & Pazar 8.00-16.00

Shöneberg Belediye Binası:  20 Haziran 1963 tarihinde ABD Başkanı John F.Kennedy’nin Batı Berlin’deki arkamızda bulunan Shöneberg Belediyesi’nin balkonundan yaptığı konuşma tarihe geçti. Kennedy’nin Almanca “Ben Berlinliyim” demesi uzun süre unutulmadı. İch bin ein Berliner. http://www.youtube.com/watch?v=-tj5VbRHdGg
"İch bin ein Berliner"








 Staendige Vertretung : Spree Nehri kenarında tur botlarının kalktığı alanda bulunan Staendige Vertretung… Berlin tarihini gözler önüne seren, her daim tıklım tıklım, politik ve aydın kesimin müdavimi olduğu, duvarlarında politik dönemlere ve aydınlara atıflar yapan fotoğraf, resim ve kareografilerin yer aldığı özel bir mekan. Mekanın isminin altında yazdığı gibi size kült ve politik bir mekan atmosferi yaşatıyor öyle ki yemek tabaklarının dahi 50 yıllık maziyi özetleyen gazete küpürleriyle bezeli olması kafi geliyor. Masamızdaki servislerden tarihini okurken simgesel ağırlığına daha bir vakıf oluyoruz. İsmi “daimi (sürekli) temsil” anlamına gelen mekanda servis hızlı, yemekler fena değil. Müdavimler kendilerini belliediyor


Salata çeşitleri ve Flammkuchen (bir nevi Alman pizzası) ile başlangıçlar alındıktan sonra, ana yemek olarak brüksel lahana ve patates eşliğinde kuzu kavurma (“braised leg of lamb”) alıyoruz. Tatlımız ise hoş sohbet ile vanilyalı dondurma ve taze meyve kompostosu oluyor.

Ben Berlin'i çok beğendim. Gidip beğenmeyenler var. Ama gezdikçe  beğenirsiniz.

KENTİN DÜĞÜM NOKTALARI: MEYDANLAR



Karşıyakamız hem farklılıkları bir arada bulunduran hem de birlikte yaşamaya olanak sağlayan; diğer yandan hem birey olmamızı ama hem de toplum haline gelme yeteneğine ulaştıran bir kenttir. Türkiye’de birçok kentin ilerisinde bir yerdir. Dünyada bir çok kentte bu farklılıkların bir araya geldiği, bu farklılıkların alış verişte bulunduğu mekânlar vardır. Buraları kentlerin belki de düğüm noktalarıdır. İşte bir kentin en önemli düğüm noktalarından birisi de meydanlardır. Bir kentte böylesi mekânlar olmaksızın farklılıkların birbiriyle karşılaşması, iletişime geçmesi ve bir toplumu oluşturmaları pek kolay değildir. Kentlerinizde böyle mekânlar yoksa o kentin barındırdığı nüfus ne kadar büyük, ne kadar modern, ne kadar çok bina olursa olsun kentin kimliği ve kültürü oluşamaz. İnsanların bir araya geldiği, iletişime geçtiği, ortak aktiviteler ve eğlenceler düzenlediği meydanları ve kamusal açık alanları olmayan bir yerleşim alanı demokratik de değildir.

İşte bu nedenle bu ay bana ayrılan bölümde meydanlara yer vermek istedim. Karşıyakamız’da akla gelen bazı meydanlar var. Gerçek meydan anlamında içinde anıt bulunan tören amaçlılar; Cumhuriyetimizin 50. yılında açılan Anayasa Meydanı (veya bilinen hali ile Anıt), Bostanlı Demokrasi Meydanı. Mahalle ölçeğinde Şemikler, Nergiz, Alaybey, Bostanlı meydanları. Ama yine de en ünlü ve doğalı mikro ölçekte olsa da aşağıda yazdıklarımıza hitap eden “HERGELE MEYDANI” dır. Hergele meydanı apayrı bir yazı ve inceleme konusudur.


Daha önceki yazılarımda da belirtmiştim kentler insanlar gibidir, bir bedeni bir ruhu vardır. Böyle baktığımızda tiyatrolar, kütüphaneler, müzeleri nasıl şehrin ruhu ise, meydanlar da şehrin bedeninin bir parçasıdır. Tıpkı kaldırımları, sokakları, sahili gibi. İster ülkemizde ister yabancı bir ülkede olsun, orayı keşfetmeniz için mutlaka meydanlarında zaman geçirmeniz gerekir. Restoranına, kafesine oturup soluklanmanız, o şehrin kokusunu içine çekmeniz gerekir. Roma’ya gidip Fiori meydanında oturup kahve içerken pazarcılar, çiçekçiler arasından Giordano Buruno’nun yakıldığı yerdeki heykeline bakıp o dönemin bağnazlığını bu güne bağlayıp düşünmezseniz Roma eksik kalır.



Meydanların ilk oluşumunun iktidarın kendi gücünü ve otoritesini sağlamlaştırma niyetiyle bağlantılı olduğunu biliyoruz. Dinin egemen güç olduğu Ortaçağ döneminin meydanları, dinsel törenlerin yanı sıra yasalara uymayan asilerin ibret için cezalandırıldığı ve idam edildiği otorite tesisine hizmet eden alanlardı. Daha sonra Rönesans döneminde ise, oldukça büyük biçimde inşa edilen bu meydanlara konulan askeri simgeler, dinsel simgeler ve iktidarın gücünü simgeleyen anıtsal yapı ve heykellerle bireyin iktidar karşısındaki güçsüzlüğü gösterilmek istenmiştir. Hatta 3. Napolyon’un 1853′de Baron Haussman’dan büyük meydanlar ve geniş bulvarlarla Paris’i yeniden imar etmesini istemesinin arkasında; halk isyanını kolay biçimde bastırmaya yönelik askeri bir kaygı olduğu, yaygın biçimde dillendirilen bir iddia vardır.
 
Birçok sosyolog ve mimar meydanlar için; kentlilerin dini, siyasi, kültürel ve ticari nedenlerle açık bir mekânda toplanma gereksinmesinin kentsel hayatla yaşıt olduğunu yazar. Kent meydanları, agora, forum, plaza, campo, piaza, grand place olarak adlandırılmaktadır. Meydanlar Cumhuriyetin ilk dönemlerinde kentin temel öğesi olarak kent kültürünün önemli bir parçası olmuştur. Ancak Türkiye’nin 1950’li yıllarda başlayarak hızlanan gelişme ve değişme sürecinde yaşadığı hızlı kentleşme olgusuyla birlikte, kentler sürekli büyümüş ve nitelik olarak değişmiştir. Bu nedenlerden dolayı kent meydanları, tarih boyunca kentlerimizin kimliğini ve kişiliğini ortaya koyan önemli bir kentsel yaşam odağı iken günümüzde taşıt trafiğini hafifletecek kavşaklara veya otopark olarak kullanılarak özgün değerlerini yitirmişlerdir. Ankara Cebeci Meydanı otopark, Konya Zafer meydanı bisiklet binme amaçlı kullanılırken övündüğümüz Karşıyaka’da Demokrasi Meydanına kay kaycılar için asılmış tabela da üzücüdür.



Karşıyaka’da halen var olan meydanlar aslında benim kastettiğim mekânlar değil. Hayalim Karşıyakalının birbiri ile buluştuğu kahveleri, restoranları ile çevreli, küçük dükkânların, sokak müzisyenlerinin, sokak ressamlarının, sokak tiyatrocularının olduğu bir meydan yaratabilmek. Tabi böyle bir meydan yaratmak aslında kolay değil. Birkaç binayı yıkınca ortaya güzel bir alan çıkıyorsa 2- 3 apartman bir otopark rantı iştahını kabartıyor. Veya iki heykel dikip, yeşillendirme ile de olmuyor. 


Karşıyaka için bence kaçan bir meydan çarşının sonundaki istasyon bölgesidir. Yapılan metro çalışmalarında durak yer altına çekilip, minibüsler başka bir alana kaydırılabilseydi burada eski istasyon binası (ki sonra bir Karşıyaka Müzesi olmasını istiyoruz), Zübeyde Hanım Anı evi, belediye, yüz yıllık çarşımız ile soluklanabileceğimiz bir mekan olabilecekti. Belki daha zahmetli ve masraflı meydanı İskelede geçen yolu yer altına alarak kazanabiliriz. Keza Bostanlı’da cami – balıkçılar parkı ve Cemal Gürsel Caddesinin bir bölümü ile yaratılabilir. Buralarda yolları mutlaka yeraltına almak gerekecek. Maliyetli ama yapılabilir. Önemli olan yapmayı istemek.


Peki hükümet ve yerel yönetimler bunu ister mi? Mimar Doğan Kuban hoca şöyle diyor “Eski Türk kentlerinde, genellikle, meydan bulunmamaktadır. Türk kentlerinde Avrupa’daki gibi belirgin bir meydan anlayışı olmadığını, bu meydanların işlevini yerine getiren camiler ve cami avlularının bulunduğunu ve toplumsal yaşantının merkezi zaten cami olduğu için ayrıca kent meydanın gelişmesini teşvik edecek bir toplumsal isteğin de oluşmadığını” belirtmektedir. Aslında düşündüğümüzde, meydan dediğimizde köy değil kent meydanları akla gelmelidir. Zira Osmanlı yaşam biçiminde semt ve mahallelilik kavramı önemlidir. O dönem kamusal alanlar genellikle erkeklere aitti ve erkeklerin yaşamı da yürüyüş mesafesindeki ev – işyeri - kahvehane - cami – çarşı beşgeni arasına sıkışmış durumdaydı. Dolayısıyla bu alanlarda kadın – erkek, çoluk – çocuk bir meydan kültürünün oluşması da beklenemezdi.

Dünyada meydanlara baktığımızda baskıcı iktidarlar, iktidarın gücünün sembolü olan kent meydanlarından yanaydılar. Bugün de iktidarlar “kent meydanı” istememektedirler. Birbiriyle en az ilişki içinde yaşayan “cemaat/hısım – akraba/memleketli” adacıklardan oluşan bir kent, bugünün iktidarlarının da tercihidir. Zaten var olan kent meydanları, uygulanan politikalar sonucu giderek kamusal alan niteliklerini kaybetmektedirler. Hatta buralardaki milli bayramlarımızdaki törenler bile yavaş yavaş kaldırılmaktadır. Kentlilerin iş ve ev arasındaki sıkışmış yaşamları, neredeyse gettolara dönüşen mahalle veya sitelerdeki yaşamları; AVM adlı toplu alışveriş merkezlerine hapsedilmek istenmektedir.

Yukarıda bahsettiğim ve Karşıyaka’da hatta İzmir’de özlemini duyduğum meydan; toplumcu bir yerel yönetim anlayışında inşa edilen ve bir mekânsal boşluğun oluşturulmasından öte bir konudur. Kent meydanlarının kamusal alan niteliklerinin korunmasına özen gösteren ve mimari alanda da bir yandan geçmişin mirası ile birleşerek demokratik ve eşitlikçi meydan projeleri yaratılmalıdır.

Neticede şehir meydanları, o şehirde yaşayanların geçmişle ve gelecekle köprü kurdukları, ruhlarının dinginlik kazandığı, “biz” duygusunu hissettikleri, sosyal varlıklarını, ilân ettikleri ortak paylaşım alanlarıdır. Karşıyakalı olarak “Biz Karşıyakalıyız”ı daha güçlü söyleyebilmek, Karşıyaka kent kültürünü geliştirmek için özgürlük ve demokrasi mücadelesi vereceğimiz en az bir meydana ihtiyacımız var.