Bu Blogda Ara

30 Nisan 2010 Cuma

HÜR İRADE NEDİR?


SOKRAT, öğrencilerini yetiştirirken "okuduklarınızı ve duyduklarınızı değil, kendi öz düşüncelerinizi, kendi içinizde olup bitenleri söyleyin. Başkalarının ağaçlarından meyve yeme alışkanlığından sıyrılarak, kendi bahçenizin fidanlarını yetiştirin. İşte o zaman, meyve yemenin zevkini tadacaksınız" diyerek, öğrencilerinin kendi kişiliklerini ve iradelerini özgür düşünce ortamında geliştirmeye yöneltmiştir.

Öncelikle “hür” ve “irade” kavramlarının Türk Dil Kurumu sözlüğünde nasıl tanımlandığına bakalım. “Hür” kelimesinin karşılığı “özgür, özgür bir biçimde” diye tanımlanıyor. Dolayısıyla burada “özgür” kelimesini “hür” kelimesi ile eş anlamlı gösteriyor. Özgür ise “herhangi bir kısıtlamaya, zorlamaya, şarta bağlı olamayan, serbest, hür”, “bireysel”, “yönetim bakımından yabancı bir gücün etkisi altında bulunmayan, başka bir yönetime bağlı olmayan, bağımsız, hür (ulus, ülke)”, “kendi kendine hareket etme, davranma, karar verme gücü olan”, “tutuklu olmayan, hür”, “başkasının kölesi olmayan, hür”, “siyasi bir güç tarafından denetlenmeyen, engellenmeyen” olmak üzere beş ayrı tanım ile açıklanmıştır. “İrade” ise “Bir şeyi yapıp yapmamaya karar verme gücü, istenç” olarak tanımlanmıştır.

Türkçe de özgür kelimesinden önce hür kelimesi serbest ve kölelikten kurtuluş anlamında kullanılırken günümüzde eş anlamda özgür kelimesi de kullanılmaktadır. Özgürlük kelimesi hürriyet kelimesinin ifade ettiği serbestlik ve köle olmama anlamından başka anlamlar da içermektedir. Bu bakımdan yazımda hür ve özgür kelimelerini ben eş anlamlı olarak kullanmayı tercih ettim.

Özgürlük yada hürriyet, genel olarak, herhangi bir dış kuvvetin etkisi altında olmadan-herhangi bir bağımlılık ilişkisi içinde olmadan-davranabilmek-hareket edebilmek-anlamına geliyor. Ancak burada söz konusu olan mutlak anlamda bir bağımsızlık da değildir. “Bağımlılık içinde bir bağımsızlık” olarak da tanımlayabiliriz. Hür irade ise, başkalarının iradesine tabi olmadan, ne yapacağına kendi nefsinle-kendin olarak karar verebilmek olarak kısaca özetleyebiliriz. Burada altı çizilmesi gereken iki nokta var. Birincisi; “herhangi bir dış kuvvetin -iradenin- etkisi altında olmamak - herhangi bir bağımlılık ilişkisi içinde olmamak”. İkincisi de, “kendi nefsinle – kendin - olarak karar verebilmek” dir.

Özellikle “İrade” hür insanın karar ve davranışlarında etkili olan bir kavramdır. İrademiz ile çevreden gelen bilgileri sahip olduğun bilgilerle değerlendirerek, işleyerek – sentezleyerek - çevreye karşı bir reaksiyon - eylem - oluşturabilme yeteneğidir. Aslında bu, bir yerde, varolabilme yeteneği, kabiliyeti anlamına da gelmekte. Çünkü bu işi yaparken yada yapabiliyorsan kendin olarak da gerçekleşerek varolabiliyorsun; bu şekilde, çevreyle kurulan etki-tepki dengesi içinde varlığımızı sürdürebiliyoruz.

İnsanın düşüncede ve eylemde hür iradesi ve rızası, bireysel hürriyetinin ölçüsüdür. Tabiî ki hür iradenin anlamı zekâ, akıl, irade ve ruh hürriyetidir.
Özgürlük kanıtlanır mı? Kimimiz hayır diyebilir. Ancak özgürlüğü yaşamak mümkündür düşüncesindeyim. Bazı felsefeciler de özgür irade, kanıtlanamaz ama yaşanabilir demektedir. Özgür iradenin varlığını savunan filozoflar, psikolojik yada ahlaksal deneyimin basit tasvirlerinden hareket ederler. Descardes “İrademizin özgür olduğunu kanıtsız, sadece ona ilişkin deneyimlerimizle biliriz” demekteydi. Leibniz özgür iradeye ilişkin “canlı iç duygu”muzu yardıma çağırmaktaydı. Bergson “bilincin dolaysız verileri”nde özgürlüğü bulmakta. Friedrich Engels ise “Hür İrade, konuyu bilerek karar verme gücünden başka bir şey değildir” demiştir.

Hür irade; aslında seçme ve tercih etme yetisine sahip olma özelliğiyle insan doğasında, doğuştan kazanılmış bir hak niteliğinde de düşünülebilir. Bu açıdan bakıldığında hür iradenin insanın elinden alınması mümkün değildir. Ancak hür irade, bilincin sadece kendisinin oluşturduğu bir ürün de değildir. İnsan bilincinin bir tercih yapmasını doğuran başka sebepler de vardır. İşte bilgili olmak insanı insanlarla birbirine bağlar. Bilginin iletişimi ve kullanımı ile bireysel düşünce insana aynı zamanda bir sorumluluk da yükler. Kendisine iletilen bilgiler ışığında tercihlerini yaparken, aynı zamanda hür iradesini bu bilgiler ışığında sınırlandırabilmektedir. Böyle bir sınırlama hür iradeyi yok etmez. Hür iradeyi sorumlulaştırır. Sorumluluk da dinamik bir olgudur. Zira sorumluluğu getiren bilgi de sürekli yenilenmektedir. Daha iyi bir geleceğe önayak olma ancak ve ancak insanın sorumlu olmasına bağlıdır. Sorumluluğun sınırlarını ise bilginin paylaşılması ve bilinç çizmektedir.

İnsanlarda karar alma ve kararı yerine getirebilme özgürlüğü vardır. Karar alma bir kaç olanak karşısında bunlardan birini seçebilme serbestîsidir. İnsan bu yetkiyi küçüklüğünden beri kendinde bulur. Dolayısıyla düşünce özgürlüğü ve bunu uygulama yani hür irade doğal olarak insanda doğuştan vardır. Ancak hür irade insanın; her istediğini yapması, başkalarının zararına da olsa hür düşündüğünü uygulamaya koyabilmesi değildir. Oysa hangi tür özgürlük olursa olsun, insanlara hiç bir zaman ve mekânda sınırsız olarak verilmemiştir. Zira sınırsız özgürlük fayda yerine zarar getirdiği gibi, toplumu fikir, düşünce ve ahlâk kargaşasına ve yozlaşmaya götürür.
“Hür irade” kavramında “irade” ifadesini biraz daha irdelemekte fayda vardır. Arapça asıllı bu kavram, bir şeyi yapıp yapmamaya karar verme gücü, yetisi, istek ve dilek anlamlarıyla eski dilde buyruk anlamında da kullanılmıştır. Eski dilde irade-i cüz’iye, insan iradesi için kullanılıyor olup, bir işin yapılıp yapılmamasını insanın denetimine bırakan iç güç, kişisel irade anlamında kullanılmıştır. İrade-i Külliye, yapılıp yapılmaması Tanrı elinde olan anlamında kullanılmıştır. İrade kavramı Türkçede istenç kavramıyla karşılanan bir kavramdır. İrade, başarının temelidir. Kaygıdan uzaklaşıp, kendine güvenmenin bir önemli bağlantısı da “irade” ile olur.

Bireyin yapıp etmelerindeki seçeneklere kendi istem ve eğilimleri doğrultusunda karar verme yeteneği ya da gücü olan irade, insana doğuştan verilme bir yeti olmayıp, bireyin bu yetiyi yaratıcı ve etkin şekilde kullanabilmesi için bir mücadele vermesi gerekmektedir. Bu uğraş ve mücadele iki ayrı alanda söz konusudur. Bunlardan ilki ve mücadelesi daha kolay olanı, baskılara ve dış etkilere karşı olan savaşımdır. Bu savaşımı kazanabilen birey, kendisine ait tüm düşünce, davranış ve eylemlerine kendi karar verebilir. Diğeri ve daha zor olanı ise, bireyin kendi benliğine karşı olan içsel savaşımıdır. Bu savaşımın belirgin özelliği de, kişinin öncelikle dürüstlük ve cesaretle eylem ve davranışlarındaki hata ve kusurlarından dolayı, vicdan öğesini ön plana çıkararak özeleştiride bulunabilmesidir.
İradeli hareket evrende yalnızca insanoğluna özgüdür. İradeli hareket, nesnel bakımdan, basit veya şartlanmış reflekslerden, fizyolojik hareket noktasının, sırf beyine ait olmasıyla ayırt edilir. İradeli bir fiilde klasik olarak şu aşamalar görmektedir; amacın tasarlanması, zihinde tartılması, karar verme ve uygulama. İlk iki aşamada, kavramların işleyişine, akıl yürütmeye veya önceden düşünüp taşınmaya, üçüncü aşama, bu akıl yürütmeyi sonuçlandıran yargıya, dördüncü aşama ise bu yargı tarafından başlatılan harekete karşılık gelir. Sonunda hangi yargının ağır basacağı, özgürlük ve beraberinde irade, zeka ve bilinç üçgenini önümüze koyar. Eğer insan fiilleri önceden kestirilebilecekse insanın özgür olamadığını kabul etmek gerekir, hatta insanın özgür olduğuna inandığı zaman bile özgür olamadığı söylenebilir. Ancak özgürlük belki de başka bir tarzda ele alınmalı ve insanda doğuştan bulunan mutlak ve metafizik bir irade özgürlüğü olarak değil, uzun ve çetin bir evrim sonucunda ve bilimlerin gelişmesi sayesinde, belirlenmeler ve tabii zorunluluklar üstünde kurulan bir hâkimiyet olarak düşünülmelidir. Schopenhauer “İradenin Özgürlüğü” eserinde şöyle der; “insan öncelikle, kendi eylemlerinin, kendi yapısının iradenin kontrolünde olduğunu görmelidir. Bu bilginin ışığıyla, iradenin yöneltmelerinden kendini kurtarmalıdır. Ancak bu şekilde özgürlüğünün tam olarak farkına varır. Sonuç olarak özgürlük, bilginin iradeyi kontrol altına almasıdır”.

Zeka hür irademiz ile yaptığımız hareketlerde önemli bir faktördür. Zekamız çocukluktan olgunluğa kadar gelişir. Bu gelişmeyi akıl ve bilgi ile kuvvetlendirip, ahlak ve erdemle güzelleştirdiğimizde bireysel hür zekamızı toplumun faydası ve gelişmesi için daha etkin kullanabileceğimizi unutmamalıyız. Yaşamımızın hatta dünyamızın her döneminde hür iradeyi, zeka köleliğini isteyen durumlarla karşılaşılmaktadır Ama bizler bunlara karşı özgürlüğe kavuşacak şekilde kendimizi donatmakla yükümlüyüz. İnsan zekası, ruhunda özgürlük meşalesi yandıkça esareti sevmeyeceğini unutmayalım.

Hür irade baskı altında olmadan, herhangi bir dış kuvvete tabi olmadan karar verebilmek olduğunu yine yukarıda belirtmiştim. Burada altı çizilmesi gereken nokta, “kendi isteğimiz” denilen iradenin varolması için çevre ile ilişkilerimizde bilgi, duyarlılık, akıl, kuvvet ve güzelliklerin yanı sıra hırslardan da arınmış olması gerekmektedir. Diğer yandan hür iradeli bireyler yetiştirmek isteyen toplumlar, bireyleri de sürü haline getirmekten çekinmelidir. Birey hürse toplumda hürdür. Bireye ve topluma hürriyet veya özürlüğü getiren en önemli faktörlerden bir de bilgi (pozitif bilim) ve zekadır. Hürriyetimizi (özgürlüğümüz) yok edici düşmanlar; kinlerimiz, korkularımız, dünyevi hesaplarımız, hırslarımız ve etrafımızdan gelen sinsi etkilerdir. Hürriyetini arayan birey önce bütün bunlardan sıyrılabilmelidir. Bilinçle iradesine hâkim olan kişi hürriyetinin eşiğinde demektir, ona oldukça yaklaşmıştır. Bu durumda hürriyetin, iradenin kaynağı değil somut sonucu olarak ortaya çıktığını bize göstermektedir. Konuşmamı Oswald Wirth'ın bir sözü ile sonlandırmak istiyorum “insan, içindeki kötülükleri yenmeği başardığı ölçüde hürriyet sahibi olur” .

KAYNAKÇA
Orhan Hançerlioğlu. Felsefe Sözlüğü, 6. baskı, İstanbul, 1982,
Nurettin Topçu. Hürriyet. Düşünen Adam Dergisi 20. sayı. 17 Mayıs 1961.
www.aktolga.de.
http://mitoloji.info/filozoflar/
Özgürlük “kendin olma cesareti” – SOHO. Ganj Yayınları 2005.
Anonim; Felsefe. TÜSİAD Yayınları. 2002.

Hiç yorum yok: