Bu Blogda Ara

30 Temmuz 2010 Cuma

Viyana'dan İzlenimler

İzmir'de günün sıcağı basmadan saat 05:30 da Yılmaz - Seval Sekin, Ahmet - Sibel Güzel hocalarımız ile buluştuk. Sabah 7:30 Sun Expres uçağı ile İzmir Adnan Menderes Havaalanından Viyana'ya hareket ettik. Güzle bir yolculuk ile Yerel Saat ile 8:30'da Viyana Havaalanına indik. Biz Türkler sıralara kaynak yapmaya çok meraklıyızdır. Ancak Japon turistlerin bu fütursuzluğunu şaşkınlık ile izleyip hep birlikte pasaport kontrolünden geçtikten sonra bavullarımızı beklemeye koyulduk. O sırada Karşıyaka'dan eski bir dost ile karşılaştık. New York'dan gelen Quinton Hosley. Fırsatı kaçırmadık sohbet ettik. İspanya'dann teklif varmış. Kaan'da Karşıyaka şapkamızla o anı tespit ettik. Viyana: (Almanca: Wien, Osmanlıca: Beç) Avusturya'nın başkenti ve en büyük şehri, aynı zamanda ülkenin 9 eyaletinden yüzölçümü bakımından en küçüğü. Yaklaşık 1.650.000 nüfusuyla ülkenin en kalabalık kentidir, çevre ilçeleriyle birlikte Viyana'da yaklaşık iki milyon insan yaşar, ki bu da Avusturya nüfusunun yaklaşık dörtte biridir. I. Dünya Savaşı sonrasında nüfusunun dörtte birini kaybetmiştir. Hala daha Habsburg hanedanının izlerini taşıyan eski kent merkezi ve Schönbrunn Sarayı Avusturya devletinin başvurusu üzerine Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü tarafından dünya kültür mirası olarak kabul edilmiştir. Viyana'nın sembolü olan Stefan Kilisesi şehrin merkezinde bulunur. Bunları yazımın ilerleyen satırlarında rastlayacaksınız. Viyana günümüzde 23 bölgeden oluşur. Bunların adlarının yanında numaraları da vardır. Mesala 'Innere Stadt'a ayrıca '1. bölge' denir. Adres, sokalarda ve posta kodlarında da bu bölge numaraları bulunur. O yüzden kaybolmak için özel çaba sarfetmeniz gerekir. Havaalanından şehre bir tur yaparak girdik. Viyana için oldukça sıcak bir gün. Haftasonu ve cumartesi. Yollarda spor yapan bisiklete binen Viyanalılar. Nehiir üzerinde havuz gemiler.Sakin ve dinginlik içerisinde Yukarıda şehir merkezinin kuzeydoğusunda kalan, metroyla ulaşılabilen Prater, şehrin en büyük parkı, dinlenme ve eğlence alanı. Bu parkın içinde bir de lunapark var. 1897’den beri dönen ve Avrupa'nın ilk dönme dolabı olan “Giant Ferris Whell” küçük birer vagon görünümünde. Çok yavaş bir şekilde dönüyormuş. Ücreti de 8 Euroymuş. 65 m yüksekliğe çıkmakta. Viyana’nın saraylarına, görkemli yapılarına çok güzel manzara imkânı sunuyormuş. Arzu edenlere bilgi buraya kırmızı metroyla (U1) gidilebilir. Şehre girince ilk durağımız “Hundertwasser Evi” oldu. Friedensreich Hundertwasser, Avusturyalı bir mimar-ressam. Simgesel ögeler içeren resimleriyle tanınan Avusturyalı ressam Hundertwasser yapıtlarında hep canlı renklerin peşinde koşmuş, çevre ve mimari ile de yakından ilgilenmiştir. Resimlerindeki parlak, canlı renkleri yapılarına da taşımış ve bu konuda seramik malzemeden yararlanmıştır. Sanatçı, bina tasarımı ve eski yapılara yeniden model verilmesi için çok sayıda proje geliştirmiş, 1979- 1986 yılları arasında yapımı gerçekleşen Viyana’daki ‘Hundertwasser-Krawina House’ tasarımına katılma olanağı verilen ilk yapı olmuştur. Bu yapıda sanatçı, mimar Prof. Josef Krawina ile büyük bir uyum içinde çalşmıştır. ‘Hundertwasser-Krawina House’ çok özel bir mimari karaktere sahiptir. Yapıdaki her daire çizgi etkisi yaratan mozaik bantları ve farklı farklı boyanmış renkleriyle uzaktan bile ayırt edilebilir. Aşağıdaki resim Viyana Kunst Haus Kafe'de ilk Cafe Melangemizi içtik. Bir Türk işletmecisi var. Kafada Kaf Kaf şapkasını görünce muhabete başladık. Bir türlü süper lige çıkamıyorsunuz diyor. Bu yıl inşallah direk çıkacağız diye söz verdik... Viyanada ilk durağımız Schönbrunn Sarayı : Avusturya'nın başkenti Viyana'daki Kraliyet sarayıdır. Sarayın arazisi 1569 yılında Habsburg Hanedanına geçmiş. O vakitler burası eğlence amaçlı, oyun, gezi park alanı ve hayvan üretme çiftliği olarak kullanılıyormuş. İmparator Matthias bu arazide avlanırken tesadüfen bir "güzel çeşme" bulur ve sarayın adını buradan aldığı anlatılmaktadır [Schönbrunn = Schöner Brunnen ) güzel çeşme anlamına gelen bir isim. Bu sarayı saray yapanın İmparatoriçe Maria Theresa olduğu söyleniyor (1750lerde). Kızı Marie Antoinette bu sarayda büyümüş. 1805'te Napolyon Austerlitz'de ve yine 1809 'da Avusturya'ya karşı zafer kazanınca, yendiği Avusturya İmparator Franz I'in kızı Maria-Louisa ile evlenip bu sarayı mesken tutmuş. Sisi'nin eşi Franz Joseph 1830'da bu sarayda doğmuş ve yetiştirilmiş. UNESCO'nun da Dünya Mirası listesine aldığı bir saray. Aslında Versailles Sarayı'na rakip olarak yaptırıldığı da söyleniyor. İmparator I. Karl, 1918'de tahtı bıraktığını bildiren ve Habsburg Hanedanı hakimiyetine son veren anlaşmayı burada imzalamıştır. Bahçeleri çok güzel.Sarayı arkamıza alarak bahçeye doğru bakınca ta uzaklarda bir Neptün Çeşmesi görünüyor. Çeşmenin arkasındaki, zigzaglı ve yokuş bir alanı 37 derece sıcakta ve verilen kısa süreli serbest zamanda tırmanmayı göze alamdık. Ancak rivayet odur ki güzel bir zafer takı ve arkasında da bir gölet görüyormuş. Biz sadece çeşmeye kadar gittik. Viyana'da nereye baksan Mozart Kardeş. Bu sıcakta Viyana'da daha fazla terlemeyelim deyip kendimizi yola vurduk. Hedef Baden kasabası. Baden, Avusturya'nın Aşağı Avusturya Eyâleti'nde kaplıcalı kasaba ve ilçe merkezi. Kentin nüfusu yaklaşık 25.000. Bölge daha Roma öncesi dönemde bir yerleşim bölgesiydi. Bölgenin kaplıcası çok eski dönemlerden beri bilinmektedir. Romalılar'ın Aquae olarak adlandırdıkları kükürtlü termâller, imparatorluk zamânında da yaygın olarak kullanılmıştır. Ludwig van Beethoven ve Wolfgang Amadeus Mozart gibi isimler, bu kaplıcaların ziyâretçileri arasındaydı. Aşağıdaki resim Beethoven'nin 1821- 23 arası her yaz geldiği ev. Neunten (Yani Dokuzuncu) Senfoniyi burada bestelemiş. Kapıda böyle bir plaket var. 1480 yılında şehir statüsü kazandı.Baden, II. Viyana Kuşatması'nda çok zarar gördü. 1683'ten önce 1.700 kadar olan nûfus, kuşatmayı yapan askerlerin çekilmesinden sonra 300'e indiği ve şehrin kuzeydoğu duvarı kıyısında bulunan Sankt Stefan Kilisesi'nin (muhtemelen kulenin savaşta kullanılmasından dolayı) çok hasar gördüğü yazılı kaynaklarda vardır 19. yüzyılda saray halkının yazlık yerleşim yeri oldu. 1812'de kentin önemli bir kısmı bir yangında zarar gördü. 19. yüzyılın silâhlarına karşı savunma imkânı veremeyen şehrin duvarları, artık eski ve gereksiz görülmeye başlandığından birçok Avrupa kentinde de olduğu gibi Baden'in duvarları 1805'te yıkılmaya başlandı; 1814'te son kent kapısı yıkıldı. 1945-1955 yılları arasında Baden'de Sovyet işgâl bölgesinin ana askerî karargâhı bulunuyordu. O yıllardan kalma Martinek kışlası, 2008'e kadar Avusturya Silâhlı Kuvvetleri'ne hizmet etmeye devâm edecektir.Baden şehri, 19. yüzyıldan beri Operet merkezi olarak bilinir. İmparator II. Franz Joseph zamânından beri şehrin tiyatrosunda operetler sahnelendirilir. Baden, Avusturya'da ilk resmî hamamı açmış olan şehirdir. Hamamın karşısında yaya köprüsünün altından Schwechat ırmağı akar ve hemen karşısındaki tiyatroda kültürel faaliyetler vardır. Karnımız acıkınca kasabadaki bir bira bahçesini Yılmaz Sekin hocamın belirlemesi ile seçtik. Paulanter Biergarten. Yemeklerinden de memnun kaldık. Tavsiye ederiz. Yaz yaz bitmez. Hemen Seegrote devam edelim. Seegrote yüzyılın başında maden olarak açılmış yapay bir mağara. Nazilerin ilk jet uçağını üretmek için fabrika olarak kullandığı mağarada çalışan esirlerin günlerini geçirdikleri atölye ve şapel, o günlerden kalan bazı aletler var. 37 derce sıcaktan 9 dereceye girmek güzel. Üzeriniz ince ise dışarıdan 0.5 Euro ya battaniye alabiliyorsunuz. Bir ara durak yapıp Heiligenkreuz (kutsal haç)manastırına uğradık. Avusturya’nın en eski ve önemli dini yapılarından birisi. XII. yy‘dan kalma bu yapı 1529 ve 1683 yılları arası Osmanlı saldırılarına hedef olmuş. Kilise, mezarlık ve Holy Trinity (Kutsal üçleme; Baba-oğul ve kutsal ruh)heykeli görülmeye eğer. Manastırın iç bahçesine girine üç büyük çınar ve Holy Trinity görüntüsü mükemmel. Bir de dünyada çok az olan, galiba 24 tane ve manastıra adını veren altın bir haç var. Bu arada bir de düğüne denk geldik.:))

Saat beş gibi Viyana'ya döndük. Otelimizde bir duş alıp, dinlendik ve hemen şehrin merkezine hareket ettik. İlk durak Hofburg Sarayı. Yapı olarak, sonradan da eklenen binalar ile, pek çok kısımdan meydana gelen bir kompleks. Habsburg İmparatorluk Sarayı. Yapımına 13.yy.da başlanan ve sürekli yeni bölümler ilave edilen oldukça büyük bir saray. Yeşil bir kubbesi ve Herkül heykellerinin süslediği çatısı var. Sarayda, İmparatoriçe Sisi’nin gümüş koleksiyonunun sergilendiği bir bölüm de var. Sisi şehrin sembolü zaten, bundan sonra da her yerde karşımıza çıkacak. Kemerli kapıdan arka tarafa doğru geçince sarayın arka bölümünü görüyoruz. Karşısı şehrin önemli meydanlarından biri olan Maria Theresienplatz (Maria Teresa Meydanı). Bu meydanda, görkemli ve birbirine çok benzeyen iki yapı var. Kunsthistorisches Museum (Güzel Sanatlar Müzesi) ve Naturhistorisches Museum (Doğal Tarih Müzesi). Opera binasını görerek sağlı sollu lüks mağazaların, çok şık kafelerin olduğu sokaklarda yürüyerek hedefimiz Stephansplatz. Karntner Sokağı boyunca yürürken solda meşhur bir pastane görüyoruz. Damel Kafe, kayısı kokulu çikolatalı sacher pastası ile ünlü. Bu tadı dönüşte yemek sonrasına bıraktık. Ama siz bırakmayın hemen yemenizi tavsiye ederim. Saat 9:30 da pastane kapanmıştı. Stephansplatz şehrin görkemli bir sembolü olan gotik tarzdaki, çatısı renkli seramik kaplı, uzun kuleli, etkileyici bir kilise olan Stephan Katedrali var. Bu gün Viyana'da açık hava konserleri ve gençlik çeşitli kıyafetlerle sokaklarda. 18:00 gibi başlayan etkinlikler 22:00 de bitiyor ve şehir yine uykuda. Yollar Araç trafiğine kapalı, turistler için faytonlar var. Graben’de yürüdük. Peter Kilisesi ve büyük bir veba anıtının da bulunduğu bu cadde şehrin önemli bir alışveriş ve yaşam merkezi. Yeşil, bakır çatılı kilise Aziz Petrus’a adanmış. Viyana diyince aklınıza ilk gelen yemek elbette, şinitzel. Herkesin tavsiyesi Figlmüller...Stephansdom katedralinin arka tarafında faytonların beklediği at idrarı kokan bir alanda bir pasaj göreceksiniz. O pasajın içinde bir tane, ve hemen pasajın çıkışından sağa dönünce 40m. ileride , yol üstünde bir tane olmak üzere 2 adet Figlmüller bulunuyor. Hey hat!. Pasajdakinde kuyruk var. En az 20m. Bir koşu diğerine baktım Ağustos'a kadar kapalı. Bu Viyananılar para kazanmak istemiyor. Yok bir de AB ülkelerinde kriz var. Pasajın içindekinin küçük ve otantik. Kokulu. Mönüye web sayfalarından bakarsak "Figlmüller şinitzel" ve "patates salatası" dikkati çeker. Figmüller'de şinitsel olmayınca yine Yılmaz hocamızın önderliğinde bir başka tavukçuya gittik. Orası da harikaydı. Yemek sonu katedralin olduğu meydana dönüp arka tarafındaki Domgasse Sokağı’na gittik. Mozart’ın, Viyana’da yaşadığı yıllarda (1784-1787) oturduğu ve “Figaro’nun Düğünü” eserini bestelediği ev hedefimiz. Ancak otel olmuş. Dışarıdan resim çektirdik. Yorgun Viyana gecemizi azimle bir "Sachertorte" ile sonuçlandırmayacaksak yazık bize. Yukarda dediğim gibi Damel kafeyi kapalı görünce hedef "Hotel Sacher". Malum Viyana tam bir kahve ve tatlı cenneti. Güzel kafelerde muhteşem tatlılar var. Bunların en meşhurlarından biri olan "Sachertorte". 1832 yılında Franz Sacher tarafından keşfedilen bu tatlı, yoğun çikolatalı kek gibi görünüyor. Üzeri çikolata kremasıyla kaplı ve tam bu krema katmanının altından da mayhoşumsu bir kayısı marmelatı tadı geliyor. 1876'da Franz Sacher'in oğlu tarafından kurulan Hotel Sacher'in tescilli markası durumunda. Orijinal sachertorte konusunda Demel Cafe ile Hotel Sacher arasında uzun yıllar ciddi bir mücadele yaşanmış. En sonunda Demel Cafe, kendi sachertorte'sinin adını değiştirmek ve "Demel Sachertorte" yapmak zorunda kalmış. Neticede Sachertortemizi yedik ve otele döndük.

Yazılarımın devamı yakında... Bratislava, Prag, Salzburg ve Münih.

4 yorum:

Adsız dedi ki...

çok güzel bir yazı, ben ağustos sonu gibi buna benzer bir gezi yapmak istiyorum yazılarınız benim için yol gösterici nitelikte. emeğinize sağlık

Adsız dedi ki...

çok güzel bir yazı, ben ağustos sonu gibi buna benzer bir gezi yapmak istiyorum yazılarınız benim için yol gösterici nitelikte. emeğinize sağlık

Adsız dedi ki...

merhaba,
baden ve seegrote'e nasıl gittiniz acaba? ekstra tura katılmadan nasıl gidilebilir?

Cem Karagozlu dedi ki...

Selamlar, tavsiyem Baden'de pek bir şey yok. Seegrote de idare eder. Viyana'da kalın ve doya doya gezin. İlla gidecem derseniz; Baden şehrine gitmek için ise önce metro ile Karlplatz’a gelip metrodan inip dışarı çıkmanız gerekiyor çıktığınızda hemen önünüze Baden treni geliyor. Baden en son durak ve yol 1 saat sürüyor. Buradan seegrote ye otobüsler kalkıyor. İyi yolculuklar....