5 Şubat 2011 Cumartesi

Sanctum'un Gerçeği Kara Delik Minya

Bu gün sinemalarda gösterime giren filmlerden birisi de SANCTUM'du(Kutsal Yer). Üç Oscar ödüllü yönetmen ve yapımcı James Cameron'ın yönetici yapımcılığını üstlendiği, 3 boyutlu sualtı macera filmi Sanctum'da dünyanın en güzel ve ulaşılması en güç mağara sistemlerinde keşif gezisi yapan bir sualtı mağara ekibinin öyküsü anlatılıyor.



Bir tropik fırtına, sualtı ekibini yeraltı mağaralarının derinliklerine sürükleyince macerada başlamış oluyor. Filmde Richard Roxburgh, Rhys Wakefield, Ioan Gruffedd, Alice Parkinson oynuyor. Yönetmenliği ise Alister Grierson yapıyor. Filmin oyuncuları oldukça başarılı. Geriliminin bir sebebi de bütün oyuncuların filmin çekimlerinden önce dalgıç kursuna gidip dalmayı öğrenmeleri bence. Bir çok tehlikeli sahnede kendileri oynayan oyuncular hissettikleri gerçek korkuyu filme büyük başarıyla yansıtmışlar. Mesela geri solunum cihazı denen aleti kullanmak çok büyük tecrübe gerektirir. Suyun dibinde elinizde solunum yaptığınız bir tüp ama sadece nefes alabiliyorsunuz içinizdeki havayı suya boşaltmanız lazım.










Biraz araştırma yapınca filmin Queensland'daki Gold Coast açıklarında, Güney Avustralya mağaralarında gerçek mekânlarda ve Village Roadshow Stüdyoları'nda çekilmiş. Üç boyutlu görüntüleri güzel ama Avatar daha etkileyiciydi. Bu filmde de Cameron/Pace Fusion 3D Kamera Sistemi kullanılmış.



Senaryo baba oğul ilişkisini, kapitalist ya da finansör bir adam ve sevgilisi, sadakat ve dostluk kavramları üzerine kurulmuş. Film Esa - Ala mağarasında geçsede aksiyon içinde bencillik, inat, tecrübe, öfke, içgüdü hepsi anlatılmış.

Neyse filmden çıkıp eve gelince bu mağranın orjinaline nerede diye araştırınca National Geographic'in 2006 Eylül sayısında ulaştım. "SUDAKİ GİRDAP". Metni Neil Shea yazmış. Fotoğraflar ise dünyaca ünlü mağra fotoğrafçısı Stephen L. Alvarez tarafından çekilmiş.





"Dünyanın farklı ülkelerinden 12 maceracı, Papua Yeni Gine açıklarındaki bir adada, yağmur ormanlarının derinliklerinde inanılmaz bir hızla ilerleyen yeraltı sularının oyduğu nehir mağaralarını keşfetti. "

Köpüklü, beyaz su zaten yüzeyde de yeterince ürkütücüdür. Bir nehri yeraltına, kireçtaşından karanlık tünellere boşalttığınızı düşünün. İşte asıl o zaman korkunç olur. New Britain Adası; yağmur ormanlarının derinlikleri. Rapidler yeryüzünün en büyük, en ıssız nehir mağaraları arasında yer alan devasa geçitlerde müthiş bir hızla ilerliyor...

Papua Yeni Gine açıklarındaki adanın mağaralarına ulaşmak için kâşifler önce devasa –çökme– dolinlere inmek zorunda. Bu çukurlar, yılda tahmini 5500 milimetre yağış alan bölgede, yeraltına sızan suların çözünebilir kayada yarattığı çökme sonucu oluşmuş. Yukarıdan, çarpma etkisiyle oluşmuş kraterler gibi görünüyorlar; sanki uzun yıllar önce ormana göktaşı yağmuru yağmış gibi...



İngiliz mağaracı David Gill, “Tehlikeli bir çukurun dibinde, bembeyaz köpüklü suyu görünce insan korkuyor,” diyor. Elektrik mühendisi olarak görev yapan Gill, mağaracılığı Derbyshire'ın (İngiltere) ıslak, soğuk çukurları ve terk edilmiş kurşun madenlerinde kendi kendine öğrenmiş. Nehir mağaralarının ezici güzelliğini ise 22 yıl önce New Britain'da, Nakanai Dağları'ndaki Nare adlı doline giden bir ekibe liderlik yaptığı sırada görmüş. Ve Gill geçtiğimiz Ocak ayında –yanında İngiltere, Fransa ve ABD'den gelen 11 maceracı daha olmak üzere– adadaki en büyük dolinlerden birini, genişliği 800 metreyi bulan Ora'yı, iki ay sürecek bir keşif gezisinde incelemek için Nakanai'ye geri döndü.


(Black Hole Wilderness)

Ekibin amacı: Ora'nın tabanındaki mağaranın derinliklerini zorlamak, devasa galerilerini haritalandırmak ve mağarayı oyarak içinden geçen nehri –mümkünse sonuna kadar– izlemek. New Britain Adası'ndaki (Papua Yeni Gine) Minye adı verilen devasa çökme çukuru, yağmur ormanına oyulmuş dipsiz bir kuyu gibi görünüyor. New Britain'ın "dolin" olarak anılan çökme çukurları yeryüzündeki en büyük örnekler arasında yer alıyor ve çoğu aşağıda kocaman mağaralara açılıyor. Ocak 2006'da Britanya, Fransa ve ABD'den 12 mağaracının görev aldığı bir ekip adaya giderek, en büyük dolinlerinden Ora'ya indi ve içinden geçen mağarayı inceledi



(Yukarıdaki resim) Robbie Shone (soldaki), Dave Nixon (soldan ikinci) ve iki hamal, Ora'daki keşif gezisinin ardından Kavakuna Dolini'ne yaklaşmak üzere nehir sisi içinde yürüyor. Keşif seferinin sonuna doğru, ekip daha önceki havadan yapılan çekimlerde farkedilmeyen bir dolin saptadı. Keşif seferinin lideri David Gill, "Doğrusu bundan daha iyisi olamaz," diyor. "Burası inanılmaz ölçüde egzotik, güzel ve bakir bir alan."


Herb Laeger, Ora Mağarası'ndaki tehlikeli rapidlerin üzerinde ilerliyor. İki aylık yolculukları süresince ekip 13 kilometre boyunca yeraltı suları, şelaleler ve göller keşfetti.



Herb Laeger, Ora Mağarası'ndaki rapidlerinde ilerliyor. "Tropikal kuşaktaki görece ılık sularda olmamıza karşın, üşümeye başladım," diyor. "Ora'da neredeyse hep ıslaksınız." Yeraltında nehir kıyısını izleyen ekip, kıyının ortadan kalktığı yerlerde birkaç defa nehri aşmak zorunda kaldı. Çapraşık ve tehlikeli geçiş yerleri, bir ekip üyesinin nehri yüzerek diğer tarafa ulaşmasını ve diğerleri için bir halatı sıkıca bağlamasını gerektirdi. Yıllar önce farklı bir dolinde İsviçreli bir mağaracı nehri aşarken suya gömülmüş ve ekip arkadaşlarının yetişmesine fırsat kalmadan boğularak yaşamını yitirmişti. (Filmde de benzer bir sahne var)


(Alttaki resim) Dave Nixon (arka plandaki) ve Robbie Shone, ekibin bir boğazın kenarında tesadüf eseri keşfettiği Mageni adlı mağaradaki bir şelaleyi araştırıyor. Nixon havuzu yürüyerek aştıktan sonra şelaleyi tırmanırken, Shone aşağıda ona bağlı olan halatı tutuyordu; bu sırada şelalenin gürültüsü seslerini neredeyse bastırıyordu. Şelalenin ötesinde Mageni beş kilometreyi aşkın uzunlukta karanlık bir mağaraya açılıyordu; ama ekip ana tüneli dolaşmakla yetindi. "Zaman kısıtlaması nedeniyle çok, hem de çok sayıda yan geçit araştırılmadı," diyor Nixon. "Oraya tekrar gitmek için can atıyorum!"



Bir mağarayı mağara yapan şey nedir? Her ikisinin de Ora nehir mağaraları sisteminde yer almasına karşın, Hayalet Baca ve Ora Mağarası neden farklı iki mağara olarak değerlendiriliyor? "Sudaki Girdap" makalesinin 154 -171sayfalarındaki mağara sistemi çizimini incelediğinizde, iki mağara arasında "keşfedilmemiş bir geçit" olduğunun farkına varacaksınız. Mağaracılıkta, iki mağaranın ancak bağlantı sağlayıcı geçitlerin keşfedilmesi halinde tek bir mağara olarak sınıflandırılabileceği düşüncesi genel kabul görür . Çoğu kez bir mağaracının bir geçit aracılığıyla birinden diğerine ulaşamadığı durumlarla karşılaşılır. Bu keşif seferinde, bağlantı sağlayıcı ve henüz keşfedilmemiş geçide göre ırmağın yukarısında kalan mağaraya bir diğer girişten ulaşıldı. Mağaranın Hayalet Baca adıyla anılması da bu girişin bir "baca" ya da çukur biçiminde olmasından kaynaklanıyor.



Neyse yazımızı filmde örgülenen baba oğul ilişkisi içerisinde geçen şiir ile bitirelim. Baba oğlunun yaşaması için çaba gösterirken birbirlerini de tanıyorlar. Netice olarak filmin sonunda baba Frank Mc Guire, oğlu Josh'a miras bırakacağı tek şey annesinden öğrendiği bu dizelerdir.



Kubilay Han buyurdu: Xanadu’da...
Görkemli bir zevk kubbesi dikilsin...
Alph’in, o kutsal ırmağın aktığı...
İnsan ölçüsüne sığmayan mağaralardan geçip...
Günyüzü görmeyen denize döküldüğü yerde...

Böyle demiş, Marco Polo’nun ‘Dünyanın Hikâye Edilişi: Harikalar Kitabı’nın etkisiyle rüyasında gördüklerini kaleme alan İngiliz şair Samuel Taylor Coloridge, ‘Kubilay Khan’ adlı ünlü şiirinde... 54 dizelik bu şiir, yayınlandığı tarih olan 1816’dan beri farklı yorumlarla karşılaşmış, pek çok filmde kendisinden söz ettirmiş.

İşte size bir güzellik şiirin tamamı:

Samuel Taylor Coleridge - Kubilay Han
KUBLA HAN(KUBİLAY HAN)

kubla han, buyurdu yapila,
gorkemli bir zevk kubbesi, xanadu’da,
alph’in, o kutsal irmagin,
ucsuz bucaksiz magralardan gecerek
gun gormeyen bir denize aktigi yerde.

iki kere bes millik verimli toprak
duvarlar ve kubbeler sarildi;
bahceler vardi, dereleri parlak,
ciceklenmis bir cok gunluk agaci;
guneslicayirlari kucaklayan,
daglar kadar yasli ormanlar vardi,

fakat o derin ve hulyali ucurum
yesil dagdan sedir ormanina inen
vahsi bir yer! her zaman kutsal ve buyulu.
bir kadin hayaletin dolasip durdugu
soluk ay isiginda sevgilisi seytani cagiran.

ve bu ucurumdan, sonu gelmez bir kaynasmayla,
sanki topragin hizli ve derin nefes alislariyla,
bir an icinde guclu bir kaynak fiskirdi:
onun hizli ve kesintili patlamalariyla
devasa parcalar firladi, sicrayan dolu gibi,
samanli tahil gibi harman dovenin altinda.

ve bu dans eden kayalarin arasinda
bir an icinde savruldu kutsal irmak.
saskinca bes mil boyunca medreseler yaparak
orman ve vadiden akıp gecti kutsal irmak,
sonra ucsuz bucaksiz magralara ulasti
ve bir gumburtuyle cansiz okyanusa karisti:

kubla, bu gumburtunun ortasinda, duydu uzaktan
atalarin seslerini savas kehaneti yapan!
zevk kubbesinin golgesi
dalgalarin ortasinda yuzuyordu;
orada kaynak ve magralarin
karismis nagmeleri duyuluyordu.
buzdan magarali, gunesli bir zevk kubbesi,
nadir gorulecek bir mucizeydi.

santurlu bir genc kiz
duslemistim bir zaman:
habesli bir genc kiz,
santurunu calan,
soyleyerek abora daginin sarkisini.
icimde yeniden canlandirabilsem
onun muzigini ve sarkisini
bana oyle derin bir haz verebilirdiki,

o gur sesli ve uzun soluklu muzikle
o kubbeyi havada kurabilirdim,
o gunesli kubbeyi, o buz magralarini!
duyanlarin hepsi onlari orada gormelidir,
hepsi haykirmalidir, amann! dikkat!
simsek cakan gozleri, ucusan saclari!
onun cevresinde uc kere dolas
ve gozlerini kapa kutsal bir korkuyla,
cunku o cicek ozuyle beslenmis,
ve cennet sutu icmistir...

1 yorum:

Adsız dedi ki...

Paylaşım için teşekkürler.