Bu Blogda Ara

24 Nisan 2011 Pazar

Esnaflıktan Sanayiciliğe Uzanan Yolda Karşıyaka

(Bu yazım Karşıyaka Karşıyaka Dergisinin 28, 29 ve 30. sayılarında üç bölüm olarak yayınlanmıştır)



Geçtiğimiz hafta sonu Karşıyaka Çarşısına girince adet edindiğim gibi Galeri Nur’un vitrinine bakmak istedim. 1980’li ilk yarısında üniversite hayatımızda ne cep telefonu, ne internet olması haberleşmede buluşma noktası ve saat çok önemliydi. Hergele meydanı kalabalıklaşmaya başladığı için bizim grup saat 16.00 dan sonra Galeri Nur’un köşesine buluşmaya başlamıştı İşte önündeki kaldırımda beş, altı senemizin geçtiği Galeri Nur’un vitrinlerinin boş olması ve her iki vitrine yapışmış bir A4 kağıt gözüme ilişti. Sayın Mehmet Akgül kendisi gibi naif bir yazı kaleme alınmıştı. Yazı şöyle diyordu; “Karşıyaka Çarşısı'nda yaşanan sosyal ve ekonomik değişiklikler karşısında biz de bazı kararlar almak zorundaydık. Ya kalitemizde, ya da yerimizde değişiklik yapmamız gerekiyordu. Kalitemizden ödün vermektense yerimizi değiştirmeye karar verdik. Sizlere Hoşça kal Karşıyaka diyoruz”. Benim açımdan her Karşıyakalının üzerinde düşünmesi gereken bir yazı aslında, anlamlı. Karşıyaka çarşısı son on beş yılda çok önemli değişiklik geçirdi ve geçirmeye devam ediyor. Çarşımız İzmir ve Türkiye’ye örnek esnaf ve sanayici çıkarmıştır. Ama bu güne geldiğimizde Karşıyaka çarşısında o yıllardan kalan kaç esnaf kaldı bakmak gerekir. Bu gün çarşıya girdiğinizde o yıllardan kalan esnafları bir çırpıda sayarsınız. 06, Beyoğlu, Evin pastaneleri, Küçük Avcı kahve, Sakıpağa, Ömerağa, Doğruluk gıda. Kuyumculardan Temizocak, Çorapçıoğlu daha yeniler, yirmi beş otuz yıllık Murat, Efes kuyumculuk. Yüncü İhsan, Babadağlı. Ferah ve İmbat eczaneleri. Sim Gümüş, Köfteci Erol, Kağıtçı Salih, Eşarpçı Levent akla gelenler.



Tüm bu düşüncelere karşın Karşıyaka çarşımızda yıllar içinde öncesinden kimler kapanmış. İşte bazıları; Numune fırını, Çığır Kırtasiye, Ses sinaması, Abdullah Lokantası, Ayakkabıcı Fadıl, üç tane manav, Foto Yıldız, Foto Macit, Küçük İkbal, Sarıaraba, Karakulak, Baba Lokantası, Celalin Meyhanesi, Sami bey pastanesi, Çorapçı Fahmi, Butik Ali, Tezgahbaşı daha burada sayamadığımız niceleri. Acaba bunları koruyabilseydik Karşıyaka Çarşımız şimdikinden daha farklı mı olurdu? Türkiye’de değil Avrupa’nın önemli bir butik ve tarihi çarşısı olurdu mutlaka. Maalesef Karşıyaka’mız 50’li 60’lı yılları yaşamıyor. Tabiî ki o günleri sadece bizim büyüklerimiz değil bizler de özlüyoruz. Ama dünya durmuyor. Çarşımızda bu değişimler olurken bazı esnaflarımız tarih içinde yerini aldı, bazıları ülke sanayimize hizmete devam etti.

Peki, çarşımız bu kadar kozmopolit yapıya nasıl kavuştu? Karşıyaka tarihine baktığımızda Karşıyaka’nın yerleşim tarihini ilk çağda Yamanlar sırtlarında, İyon dönemine kadar gerilere götürebilmek mümkünse de, kentleşme bağlamında yörenin asıl önem kazanıp, gerçek yerleşim alanı haline gelmesi, 19. yüzyılın ikinci yarısından sonradır. Bir başka ifadeyle, yerleşim birimi olarak Karşıyaka’nın tarihi, 19. yüzyılın öncesine gidememektedir. 10 Ekim 1883 tarihli ve Aydın Vilayeti Valiliği tarafından kaleme alınmış bir raporu Sevgili Dostum Sabri Yetkin’nin notlarından alıyorum. Rapor Karşıyaka’nın 1860’lı yıllardaki durumunu şöyle betimliyordu: “...Bundan yirmi sene evvel yalnız üç beş parçası bağ olmak üzere bir takım batak ve sazlık araziyi ve on, on beş adet köyle damını havi olduğu halde İzmir’den Alaşehir’e giden demiryolu hattı bu mahallin sahile yakın tarafından geçmesiyle ahali tarafından bağlar dikilmeye ve tarlalar açılmaya ve bazısının içlerine bağ köşkleri yapılmaya başlanmıştı ta ki, İzmir liman ve körfezinde vapurlar seyir ve seyahate ve bu mahalle günde üç dört defa sefere başlayınca vasıtaların bahşettiği kolaylık buranın imarına rağbet yaratmış, günden güne sazlık ve bataklıkları imha ile bağlar ve bahçeler yetiştirilmiş ve yedi sekiz seneden beri burası gelişerek, şehrin her sınıf ahalisi tarafından güzel güzel köşk ve sahil-haneler yapılmış, bir çok muntazam ve müzeyyen [süslenmiş] köşkler, yalılar, gazinolar, ferah ve dil-güşa [gönül açan] bahçeler teşkil eylemiş ve İzmir’in kadimden beri umuma ait bir tenezzüh [gezinti] mahalli olmadığından ... her Pazar ve Cuma günleri oraya bir çok halk toplanmaktadır.” Yukarıdaki belgenin ifade ettiği gibi, Karşıyaka’nın büyüyüp gelişmesini sağlayan en önemli unsur, İzmir-Kasaba Kumpanyasına ait demiryolu hattının Karşıyaka’dan geçmiş olmasıdır. Karşıyaka’nın gelişimini sağlayan ulaşıma yönelik iki önemli unsur daha vardır; bunlardan birincisi, Yahya Hayati Paşa’nın 1883 yılında İzmir Körfezinde Vapur işletme imtiyazını Osmanlı Hükümetinden almasından sonra Karşıyaka’ya düzenli vapur işletilmesi, ikincisi ise 1885 yılında İzmir – Karşıyaka şosesinin tamamlanmasıdır.

Bu gelişmeye paralel Karşıyaka çarşısı oluşmuş ve yine bu süreçte çarşı esnafı ile Karşıyakalı günlük hayatında onlarla iç içe, iletişim haline geçmiştir. Karşıyakalı ihtiyacı olan her şey için başvuru noktalarından biri çarşı esnafı olmuştu. Çarşı esnafının öncelikle dürüstlük ve doğruluğun temel ilkesiydi. Bu gün müşteri memnuniyeti denilen kavram aslında o günlerde Karşıyaka çarşı esnafının ticari ahlakıydı.

Bu arada Karşıyaka’nın sadece çarşısı değil nüfusu da kozmopolit oldu. Aslında Karşıyaka’da yaşayan bizlerin ailesi ya 1900’lü yılların başında ya da sonraki dönemlerde göç yoluyla Karşıyaka’mıza geldik. Bu süreçte bir Karşıyakalılık, bir Karşıyakalı duruşu ve bir Karşıyaka kültürü oluşturduk. Karşıyaka sadece son 15- 20 yılda göç almadı. Türkiye’de 1950 yılında şiddetlenmeye başlayan iç göç beraberinde nüfus, istihdam, yaşam kalitesi ve kentleşme açılarından birçok sorunları da beraberinde getirmiştir. Bu sorunlardan Karşıyaka’mızda olumlu ya da olumsuz etkilerini görmüştür. Burada temel faktörlerden biri olan küreselleşme kültürler arasındaki duvarları yıkmaya başlayınca Karşıyakalının alışveriş kültürünü tüketim kültürüne dönüştürmeye başladı. O eski mahalleler çözüldükçe, sosyal ilişkiler ve buna bağlı olarak alışveriş kültürü de değişti. Ha bu arada çarşımızın esnafı da değişti, tabelalarda store, caffe, shop, center, outlet vb kavramlar ile mekân terimleri çarşı tabelalarında, dükkânlarında İngilizce ya da melezleştirilmiş bir dil yarattı. Burada en önemli etkinin son yıllarda yaşanan göçlerin Karşıyaka’ya olumsuz yansıması, eğitimin veya eğitim seviyesinin düşüklüğü ile popüler kültürün baskısı olduğu kanısındayım. Ancak tüm olumsuz gelişmeye karşın hala Karşıyaka çarşısı ayakta. Bu satırları okuyanlardan bazılarınız benim gibi hala bir şeyin hızla tüketildiği ve değiştirildiği günümüzde, tercihlerini fazla değişmeyen, tercihlerini uzun süre koruyan kişilerden olabilirsiniz. Bu yüzden çarşıya gittiğinizde kendiniz hala mutlu ve huzurlu hissediyorsunuzdur. Arkadaşlarınızı görüyorsunuzdur. Esnaf dostunuz ile bir bardak çay içebiliyorsunuzdur (Bu kadar tutucu olma durumu bazen yaşadığınız topluma yabancılaşmaya da yol açabiliyor dikkat). Her türlü ilişkinin ticari çıkara dayandığı günümüzde bunlar çok küçük ayrıntı gibi gelebilir. Fakat alışveriş yaptığınız ya da kafanızı dinlediğiniz ve dostlarınızla muhabbet ettiğiniz yerler sizlerde olumlu hisler uyandırması tercihlerimizi etkilemektedir. Kendinizi Karşıyaka çarşısının, Karşıyaka ticaretinin tabiî ki Karşıyaka’nın bir parçası gibi hissetmeniz ve Karşıyaka’nın hayatınızda bir yer ayırması sizi aslında huzurlu kılmaktadır.



Bu kadar değişiklik size kötümser gelebilir ama Karşıyaka çarşısından, Karşıyakalı esnaftan çok önemli sanayiciler de çıktı. Zira; bir hedef ve amaç konulduğunda esnaflık; zaman içinde çabası, yatırımı, istihdamı, gelişimi ve teknolojisiyle sanayiciliğe de giden yolun başıdır ve ülkemizde buna ilişkin sayısız örnek içinde Karşıyakalılar da girişimci, global marka ve saygıdeğer isimler yaratmıştır.

Bunun örneklerini sıralarsak, aklımıza ilk gelen adı Karşıyaka ve Kaf Sin Kaf ile özdeşleşmiş Sayın Selçuk Yaşar’dır. Selçuk Bey’in babası Durmuş Yaşar 1927 yılında İzmir Şeritçiler Çarşısı’nda denizcilik malzemeleri ve boya satışı yaptığı ilk dükkânı, Durmuş Yaşar Müessesesi’ni kurdu. 1941 yılında ise Türkiye’nin ilk boya atölyesinin kurdu. Türkiye’nin ilk yerli boya ürünleri olan “Yaşarin” ve “Hazırlanmış Boya” üretilmeye başlandı. Mütevazı adımlarla başlanan bu yolculuk, 1945 yılında Selçuk Yaşar’ın büyüme ve holdingleşme kararını alması ile vizyonunu genişletti. Karşıyakalı olan, Kaf Sin Kaf’ımıza yaptığı manevi ve maddi katkılar yanı sıra Sayın Selçuk Yaşar’ın Türk Sanayisindeki ilklerini şöyle sıralayabiliriz; Mikronize maden tesisi, matbaa mürekkepleri üretimi, özel sektör bira, gübre, süt, et entegre, su fabrikaları, kültür balığı tesisleri.

Karşıyaka çarsından akla gelen bir diğer örnek Temizocak Kuyumculuktur. 1936 yılından bu yana Karşıyaka çarşısında hizmet veren Karşıyakalı firma, İzmir Atatürk Organize Sanayi bölgesindeki fabrikasında entegre üretim gerçekleştirmektedir.

Ya geçtiğimiz yıl “Karşıyaka” şarabını çıkartan Yazgan Şarabın ilk şarap tesisinin Arabacılar sokağında 1943 yılında kurulduğunu ve ilk yıl 23.000 ton üretim yaptığını biliyor muydunuz?

1923 yılı mübadillerinden Karşıyaka’ya gelen Sakıpağa, Karşıyaka’da yoğurt üretmeye başladı. Oğlu Tevfik bey çarşıda Sakıpağa yoğurdunu Karşıyakalıya sevdirdi. Üçüncü kuşak Sabahattin, Seracettin ve Selahattin Kardeşler 1984’de Örnekköy tesislerini kurdu, bu gün Türkeşli tesislerinde yaptıkları ürünleri Ege, Akdeniz şehirlerine ve İstanbul’a taşımayı başarmışlardır. Sıra dördüncü kuşağın yapacağı atılımlardadır.

Bir diğer akla gelen firma Terbay. Kemal Baysak lise arkadaşı Cemal Tercan ile 1954 yılında İzmir’de soğuk demir atölyesi olarak kuruldu. O yıllarda tüm ülkeyi kaplayan inşaatlara betonyerler, vinçler üretmeye başladılar. Türkiye’nin sanayi ve ekonomik büyümesine paralel olarak şirket makine, inşaat, turizm ve ithalat alanlarında faaliyetlerini genişletti.

1976 yılında Karşıyakalı fırıncılar Kareksan’ı fikir olarak oluşturdu. 1981 yılında en yeni teknoloji ile Türkiye’de ilk tünel tipi fırın ile en büyük kapasiteye sahip örnek teşkil eden ekmek üretim tesisini kurdular. Bu gün Karşıyaka’da 3000 metrekare kapalı alanda çeşitli ekmek ve pastacılık ürünü üretmektedir.

Yukarıda anlatmaya çalıştığım olumlu ve olumsuz değişimlerden Karşıyaka’mız nasıl katma değer yaratarak atlatabileceği düşünülmelidir. Benzer konuda bir öneri 1998 yılında yine bir grup Karşıyakalı tarafından dile getirilmişti. O yılın başında Sevgili Tibet Kızılcan’nın vefatının ardından hem Tibet'in bir vasiyetini yerine getirebilmek, hem de Karşıyaka'mıza bir şeyler verebilmek için bir araya gelen “Karşıyaka’yı Yaşayanlar” (Aralarında bu yıl talihsiz bir şekilde kaybettiğimiz Sevgili Tuncay Şekeci’de vardı) “Karşıyaka'da Doğduğunu, Karşıyaka'da Yaşadığını, Karşıyakalı Olduğunu Unutma” ile dile getirdi. Neydi bu slogan. Karşıyaka’da doğmuş olman veya Karşıyaka’ya hayatının bir döneminde iş nedeni ile eş nedeni ile taşınman, Karşıyakalı olup da İzmir’de veya Türkiye hatta dünyanın herhangi bir yerinde yaşaman senin Karşıyakalı olmanı, Karşıyaka’nın spor, sanat, kültür, sosyal, ekonomi hayatına hizmetini engellemelidir. Yani yolu Karşıyaka’da bitmelidir.

2 yorum:

kskliep dedi ki...

Kalemine sağlık Cem Abi.Tadına doyamadığım bir yazıyı daha arşivime ekliyorum.

Cem Karagozlu dedi ki...

Çok teşekkürler