Bu Blogda Ara

26 Haziran 2012 Salı

BİR VAPURUN HİKAYESİ "EFES"

Karşıyaka’dan İzmir’e inmek (!) için en çok kullanılan vasıtalardan birisi vapurdur. Çocukluğumda çok büyük gelen, yavaş giden ama bir kuğu gibi süzülen heybetli vapurlar anılarımda kalan en güzel görüntülerdir. Zaman zaman motor dairesini izlemek o heybetli motorların ritmik sesini dinlemek ayrı bir keyifti. Körfez vapurları her ne kadar İzmir’in görülse de aslında Karşıyakalınındır. İzmirli de “körfez vapuru” yerine “”Karşıyaka vapuru” der. Çünkü Karşıyakalı vapurları çok kullanır, işine, alışverişe hatta maça gidip gelirken bir alışkanlık ve kültür oluşturmuştur. Eskiden internet, cep telefonu yok. Karşıyaka’nın Alsancak Stadındaki galibiyetlerinden, vapurların düdüğü ile Karşıyakalı haberdar olurdu. Hele şampiyon olmuşsanız, o vapur salkım saçak Karşıyaka’ya gelirdi. Karşıyaka Ortaokulu’nu bitirdikten sonra annemin ısrarları ile İzmir Atatürk Lisesi’ne başladım. Üç yıl gidiş gelişlerimde vapuru kullandım. Ardından üniversite Bornova’da olunca vapura her gün binmek hayal oldu. Bu gün de zaten daha çok İstanbul motoru tarzı tekneler ulaşımda kullanılıyor. İsimleri İzmir’i simgelemeyen, bana göre şekilsiz tekneler. Son zamanlarda büyükşehir belediyesinin yeni vapur ihalesine başlayacağı ve katamaran alacağı yazıldı. Tek tek elimizdeki sembolleri kaybetmek için çaba sarf ediyoruz. Oysa eski vapurlar, bu vapurlara binen insanlar hepsi ayrı ayrı bir hikâyedir. Karşıyaka’dan Konak’a varan yolculukta tüm kıyıya panoramik açıdan bakarsınız. Vapurda sizinle kanat çırpan martılar, sabah gidiyorsanız dingin bir deniz, akşam dönüşte muhteşem bir gün batımı. Yanında çay, belki binerken alınan bir gevrek eşlik eder. Sabah gazeteyi omuz üzerinden okuma… Belki son birkaç yıldır sigara tiryakileri daha az keyifli. Diğer yandan vapurun çıkarttığı beyaz köpükler bizi ne hayallere götürür? O eski güzel vapurlardan birine denk gelmişseniz, hava güzelse güverteye oturmuşsanız, vapur arkadaşlarınla sohbet. Anılarıma gittiğimde, küçükken özellikle Sur, Efes, Bergama ve Selçuk vapurlarının (İzmir dördüzleri) ritmik motor sesini dinlemek bile ayrı bir zevkti. Yavaş da giderlerdi. Hasköy biraz daha hızlı giderdi. Atatürk Lisesi’ne gitmeye başladığım senelerde yeni sefere başlayan Alaybey ve 9 Eylül her zaman güzel anılar bıraktı bende. Annemin, babamın tembihlediği gibi hala vapur yanaşmadan yerimden kalkmıyorum. Binerken de aceleye gerek yok, herkese yetecek iyi bir yer var. Yazımın başında dediğim gibi Körfez vapurları bu gün 100. yılını kutlayan Kaf Sin Kaf içinde önemli kilometre taşıdır. Zira bir Karşıyakalı için adeta deplasman sayılacak Alsancak stadına gidip gelmede kullanılan vapurlar galibiyetin de hüznün de habercisidir. Gazeteler bile yıllardır galibiyet veya şampiyonluk manşetlerini yanda Efes vapurunu salkım saçak doldurmuş ellerinde bayraklarla Karşıyakalılar fotoğrafı eşliğinde “Vapur Döndü”; mağlubiyet veya küme düşme haberleri de arkası görülen ve Karşıyaka’dan hareket etmiş fotoğraf ile “Vapur Demir Aldı” manşeti ile verilir. Körfezde vapur seferleri 1884 yılında Hamidiye şirketi ile başlar. Körfezde bu güne kadar bir çok vapur çalışmıştır. Bazıları tarihe ve İzmir’e mal olmuştur. İzmir dördüzleri diye anılan Sur ve Efes 1938, Bergama ve Selçuk 1951 yapımıdır. Bu gün Sur ve Selçuk yok. Bergama restore edilip hala kullanımda, konumuz olan Efes Karşıyaka’da Bostanlı iskelesinin sağ tarafında kıyıya bağlı olarak restoran olarak hizmet veriyor. İzmir veya körfez dördüzleri olarak anılan bu gemileri hatırlayanlar nasıl ayırt ettiğimizi bilirler. Sur ve Efes’in ikinci katta ön güvertesi vardı ve bacaları silindirikti. Buna karşın Bergama ve Efes’in önü yarım daire gelir ve camdı, güvertesi yoktu. Bacaları Denizcilik Bankası'nın ünlü kumbaralarına model olmuş biçimdeki kavisliydi. Her iki farklı vapurda alt arka ve üst salonlarında deri kaplı koltukları, birinci sınıf oturma yerleri vardı. Altta başta ikinci sınıf tahta oturma yeri vardı. Bu tahtaların da kendine has bir kokusu vardı. Her iki sınıfta koltukların arka sırtlarında bulunan pirinç çubuklara takılmış iri düğümlü filelerden oluşan küçük paket ya da çanta koyma yerleri bulunurdu. Arka güvertede eskiden tahta tek kişilik kolçaklı “vapur koltuklar” bulunurdu. Atatürk Lisesi birinci sınıfına özellikle gidişte 12:20 vapurunda arka salonun altında merdiven ile inilen alt salonu tercih ederdik. Küçük lombozlu bir salondu. Dalgalı günlerde deniz bu lombozlara kadar çıkardı. Konumuzu oluşturan Efes 1938 Alman yapımı olup 12 Ağustos 1938 tarihinde İzmir’e gelir. İkizi Sur ise bir süre sonra gelmiştir. Her ikisi de İzmir Körfezi için ısmarlanmış olup, iki yüz elli biner liraya mal olmuşlardır. 518 gros tonluk ve 44 metre boyundaki vapurlar yaz aylarında 1095, kışın ise 960 yolcu kapasitelidir. Çift uskurlu ve 12 mil hız yapabilmektedirler. İkisinin adı da Mustafa Kemal Atatürk tarafından konulur. Vapurlar beyaz ve ahşap renginin çok güzel bir kombinasyonu ile boyanmıştır. Sadece 1942 yılında pasif savaş tedbirleri gereği mavi renge boyanmış, daha sonra yine eski renklerine dönmüştür. 1990’ların başında iki vapur da sonunda emekli edilir. Efes vapuru özel sektöre satılır ve Karşıyaka’ya gelir, Bostanlı mendireğinde kötü bir revizyonla restoran olur. Sur vapurunun makineleri ikizi Efes için yedek parça olarak alındıktan sonra Gelibolu’nun Burhanlı mevkiinde kaderine terk edilir. Efes vapurunda beyaz ve ahşap renginin çok güzel kombine boyanmıştır. Bu gün körfezde altı vapur var. En eskisi, ikinci gençliğini yaşayan Bergama. Diğerleri sırası ile 1976 ve 1977’de hizmete giren 9 Eylül ve Alaybey. 1962 yapımı Gölcük (eski adı Hasköy). 1987 ve 1988 yapımı Kordon ve Yalova – I. Geçen yıl batan bir de İhsan Alyanak vapurumuz vardı. Bunların dışında 14 tanede benim motor dediğim yolcu tekneleri var. Yılan hikayesine dönen ihale biterse körfezde yeni vapurları inşallah göreceğiz. Gelelim Efes vapuruna. “Efes” Karşıyakalılar Bostanlı iskelesinin sağ tarafındaki mendireğe bağlı olarak restoran hizmeti veriyor. Ama o kadar çiğ bir beyaz ki. Hiç gözünüze batmıyor. O güzel bacası bile sökülmüş, yerine eğreti bir sarı baca kondurulmuş. Aslına uygun bir restorasyon ile arka ve ön güverteleri başlı başına bir keyif mekânı olur. Karşıyaka için, Karşıyakalı için anıların yaşanacağı, dostlukların perçinleşeceği. Belki bir şampiyonluk kutlaması, belki bir dönem arkadaşları yemeğine sık sık ev sahipliği yapar. Ama maalesef bu balıkçı mavnası görünümü ile dikkat çekmiyor. Karşıyaka vapurları dediğimiz gibi birçok duyguya, anıya ev sahipliği yapmıştır. Mayıs ayı yazımızı yine bundan tam kırk yıl öncesi bir hıdrellez sabahında bitirelim. Biraz hüzünlü. 6 Mayıs 1972 sabahı Karşıyakalı hanımlar o sabah daha da erken kalkmışlar eşlerini işe, çocuklarını okula gönderip hıdrellez kutlaması için komşuları ile sahile gidiyor. 1965 yılında Karşıyaka’sına yeniden dönen büyük usta Atilla İlhan, 1968’de Karşıyaka’da evlendi. O sabah eşi ile vedalaşıp evinden çıkan Atilla İlhan, Demokrat İzmir Gazetesine gitmek üzere Konak vapuruna bindi. Tam vapura bineceği sırada Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan'ın idam haberini aldı. Vapurda bir şiir yazmaya başladı ve Konak iskelesine vardığında bitirdi o meşhur “Mahur Beste”sini. “Şenlik dağıldı bir acı yel kaldı bahçede yalnız. O mahur beste çalar müjganla ben ağlaşırız. Gitti dostlar şölen bitti ne eski heyecan ne hız. Yalnız kederli yalnızlığımızda sıralı sırasız. O mahur beste çalar müjganla ben ağlaşırız. Bir yangın ormanından püskürmüş genç fidanlardı. Güneşten ışık yontarlardı sert adamlardı. Hoyrattı gülüşleri aydınlığı çalkalardı. Gittiler akşam olmadan ortalık karardı. Bitmez sazların özlemi daha sonra daha sonra. Sonranın bilinmezliği bir boyut katar ki onlara. Simsiyah bir teselli olur belki kalanlara. Geceler uzar hazırlık sonbahara. Bir hatırlatma. Bu arada şiirde adı geçen "müjgan" bir bayan olarak aklınıza gelmesin. Farsça'da müjgan, kirpik demektir. Şiirde “ben ve kirpiklerim” ağlaşırız demektedir.

1 yorum:

ozgrkdn dedi ki...

Alıp da oradan oraya savuran bu güzel hüzünlü yazı için tşkr,kaleminize sağlık.Çocukluk gençlik..karman çorman oldum..kış dalgasında Bergama'nın alt salonundayım sanki.6 Mayıs sabahı radyo haberi verirken ,çatı katındaki evimizde banyoda,hava sıcak olduğundan küvete kesintiler nedeniyle aldığımız suyun içinde elimi gezdiriyordum..Bazı sarsıcı olaylar esnasında yaptıklarımız nasıl da hafızalarda derin yer ediyor.O anı ömrümce unutmayacağım,elimde serin suyu hissederek..Attila İlhan annemin komşusu,kızkardeşi de.Her zaman vapurla karşıya geçerken kız arkadaşlarıyla yakınına oturmak,farkedilme çabalarını anlatır durur:)...Artık Metrodayız!Var mıdır metro aşkları?