Bu Blogda Ara

24 Aralık 2012 Pazartesi

KARŞIYAKA PAZARI



KARŞIYAKA PAZARI

“Pazar”; sözlükte alıcı ile satıcının bulunduğu yer diye tanımlanır. İlk pazar yerleri antik dönemde “Agora” olarak adlandırılmıştır, bu nedenle aslında bir kültür mekânıdır. Eski Yunan sitelerinde, önceleri toplantı yeri, sonraları dini, siyasi ve ticari merkez olarak kullanılan meydan kavramı agora olarak adlandırılmıştır. Site devletler döneminde ticaret ve sanat birlikte gelişti. Bunun neticesi olarak, bu işlerle uğraşanlar toplu bir yer aradılar. Evvelce toplanma yeri olarak kullanılan yerler; depo, satış yeri ve malların değiştirildiği binalar olarak kullanılmaya başlandı. Toplum hayatında olan gelişmeler, mimaride de etkilerini gösterdi ve yepyeni mimari tarz gelişti ve İyonya tipi agoralar ortaya çıktı. Bu agoraların üç tarafı revakla çevrili, bir tarafı caddeye açık idi. Şehrin bütün ana yolları agaroya açılırdı. Zamanla dört tarafı kapalı hale getirilen agoraların orta yerleri, seyyar satıcıların portatif tezgâhlarını kurabilecekleri şekilde düzenlenmişti. Dini bakımdan çok saygı duyulan bir yer olan agora, bulunduğu şehrin aynı zamanda siyasi merkezi idi. Buraya girmek için insanın temiz ve suçsuz olması gerekiyordu.

 İşte bu agoralar bizim pazar yerlerimizin ilk dönem yerlerini oluşturdu. Ben mevsimlerin değişimini pazarlardan takip ederim. Mevsimin ilk enginarları, pırasası, karnabaharı, çileği, eriği, domatesleri, biberleri, kısaca tüm sebze ve meyveler kasalarla pazar tezgâhlarında yerlerini alır. Pazarlar yalnız ülkemize has bir mekân değildir. Tüm dünya şehirlerinin belirli günlerde kurulan pazarları vardır. Yurt dışında bir şehre gittiğinizde, şehri ve insanları tanımak için önereceğim en güzel yerlerden birisi de pazar yerleridir. Floransa ve Budapeşte’nin kapalı pazarları. Roma’nın, Berlin’in veya Paris’in açık pazar yerleri bizim buraların pazarlarından pek farklı değildir. Pazara çıkınca, hem yakın coğrafyanın insana bahşettiklerini öğrenirsiniz hem de yöre insanının doğanın kendine sundukları ile neler yapabildiklerini görürsünüz. Tezgâhlar arasında dolanırken, aynı zamanda insanların nasıl yaşadıklarının da ipuçlarına şahit oluruz. Çevrende dönen konuşmalardan akşama ne pişecek, nasıl yapılacak, insanların ekonomik durumları nasıl, beslenmeye, giyinmeye elveriyor mu, hemen anlaşılır.

Bir pazarın müdavimi olduğunuzda, pazarcılarla yıllara dayanan düzenli bir ilişki geliştirdiğinde, artık o yere de ait olmuşsunuz demektir. O yerin pazarı ile kurduğun ilişki,  senin o bölge ve insanı ile ilişkindir aynı zamanda. Müdavimi olduğumuz satıcılardan yıllar içinde ne çok şey öğrenmişizdir bir düşünün. 

Özellikle çocukluk ve yetişkinlik dönemimde babamla çıktığım Karşıyaka pazarından birçok anıyı dağarcığımda saklarım. Hasan dayının Menemen üzümleri, eski itfaiye binasının yanına gelen Yamanlar köylülerinin Yamanlar domatesleri. Dağlardan topladıkları otları satan teyzeler. Ödemişli patatesçi amca. Eminim bu işlere meraklı iseniz, sizlerin de anıları vardır.  Pazarlar sadece benim için değil, doğaya, insan ilişkilerine, yiyeceklerinin iyi ve taze olmasına önem veren herkes için önemlidir diye düşünüyorum. Eskiden rulman takılmış pazar arabalarının sesini anımsarsınız. Ellerde fileler, öyle şimdiki gibi naylon torbasız. Pazarcının kesekâğıdı bile gazetelerden yapılmıştı. Çocuk yuvası boyunca özellikle müstahsil kadınların getirdiği küçük küçük sebzeler, tereyağlar, kestaneler. Alaybey’deki, Karşıyaka pazarını hala çoğumuz unutmadık. Şimdiki katlı pazaryeri bana çok suni geliyor. Sanki katlı otoparkta alışveriş yapıyoruz. En üst kat düğün salonu, zemin kat park yeri. O nedenle gitmiyorum. Bostanlı ve çoğunlukla Çiğli İstasyonaltı mevkiindeki pazaryeri daha cazip.


İzmir’de ilk pazaryeri 1930 buhranından halkı rahatlatmak için yerel yönetimlerce düşünülerek hayata geçirilmiş. 1932 yılında beton zeminli ve tezgâhlı ilk pazaryeri Eşrefpaşa’da hizmete girmiş. Pazaryerinin sağladığı bolluk ve ucuzluk hemen ilk haftalarda görülünce İzmir’in diğer semtlerinde de pazaryerleri kurulmaya başlanmış. İzmir’de açılan ikinci pazaryeri Karşıyaka’da kurulan “Ankara Pazarı” olmuştur. Bugünkü Kemalpaşa Camiinin alanında 22 Mayıs 1932 tarihinde hizmete girmiş. Pazara Menemen ve köylerinden müstahsillerin getirdiği sebze ve meyveler, Dedebaşı’ndan kasapların getirdiği etler Karşıyakalılar tarafından beğeni ile alınmaya başlamış. Karşıyaka çarşısında Ankara Pazarı adı altında ünlene bu yere her hafta daha çok üretici gelmeye başlayınca pazaryerine sığılmaz olmuş, etraftaki boş arsalara, sokaklara yayılmaya başlamış. Bir süre bu şeklide devam ettiyse de soruna çözüm olamamış. 1950’de Belediye Akşam Kız Sanat Okulunun karşısındaki arsaya pazarı nakletmeye karar veri ama bu nakil 1954 yılında uygulanır. Ancak bu alanda kömür dağıtım merkezinin olması sebebiyle pazara gidenler ve pazarcılar çok hoşnut olmazlar. 1958 yılında Karşıyaka Çocuk Yuvasının arkasında belediyeye ait büyük bir arsayı pazar yeri haline geçirmek üzere karar verilir. Modern bir pazar yeri için proje hazırlanır. 97.000 TL’ye ihalesi yapılan pazar yeri 18 Şubat 1961’de hizmete girmiştir. O dönem için Türkiye’nin en modern pazaryerlerinden biriydi. Yerler beton, yine beton tezgâhlar. Üstü kapalı altı bloktan oluşuyordu. Her blokta ayrı ürünler satılacaktı. Tabi itfaiyenin pazarla iç içe olması pazar günü çıkan yangınlara gidecek itfaiyecileri zorda bırakıyordu. Karşıyaka pazarının ilgi görmesi sonucu Bostanlı, Nergiz, Soğukkuyu, Şemikler pazarlarının kurulmasına yol açtı. Anımsadığım kadarı ile Bostanlı ve Şemikler Cumartesi, Nergiz Cuma günleri kuruluyordu. Karşıyaka, Alaybey pazarının 1980’li yıllarda 1690 sokağın sonu, Karşıyaka Erkek Lisesine çıkan sokaklara, Çocuk Yuvasının yanındaki sokakları kapsayacak şekilde büyümesi bu pazarın başka bir yere taşınması tartışmalarını beraberinde getirdi. Ardından pazarın bir bölümünde Tanzim Satış Mağazası (TANSAŞ) açıldı. Sonra pazar yeri tel örgüleri ile çevrilerek Pazar günleri dışında spor alanı olarak kullanılacağı söylendi. Uygulamaya geçildi. Aslında bu uygulamanın amacı pazarı bu alana sıkıştırıp sokak aralarına yayılmasını önlemekti. Fakat bu uygulamadan gelen tepkiler ile vazgeçildi ve tel örgüler söküldü, pazar eski sınırlarına genişledi. Bu dönem artık herkesin dışı kumaş kaplı pazar arabaları da olmuştu. Fileler ya mutfak çekmecesinin kuytu bir kenarında unutulmuş veya atılmıştı. Her satıcıdan naylon poşetlerde sebze ve meyveler alınıp bu pazar arabalarına dolduruluyordu.  Rulman tekerlekli limon kasalarından yapılmış gürültülü pazar arabaları da tarihteki yerini almıştı. Neticede Belediye Başkanları Nevzat Çobanoğlu ile başlayan Kemal Baysak ve Cihan Türsen ile devam eden pazaryerini taşıma çabaları 2002 yılında Şebnem Tabak döneminde Bahçelievler çok katlı pazarı açıldı. Alaybey pazarı da anılarımızdaki yerini aldı.


Bu gün Roma, Berlin gibi büyük kentlerde bile haftanın belli günlerinde belli bir alanda kurulan ve o yörenin müstahsillerinin geldiği pazarlar var. Biz maalesef 4000 metrekarelik Bostanlı, 35 bin metrekarelik Bahçelievler pazaryerleri ile övünüyoruz. Bence paradan bile eski olan pazar kültürümüzü yaşatmak için Karşıyakamızın daha küçük ve butik pazarlara ihtiyacı var.

Hiç yorum yok: