Bu Blogda Ara

30 Mart 2014 Pazar

OSMANLI DÖNEMİNDE KARŞIYAKA İBTİDAİLERİ VE RÜŞTÜYELERİ



(KarşıyakaLife'ın 2014 Şubat sayısında yayınlanmıştır)

Sömestr tatili çocukların sabırsızlıkla beklediği tatil ve ebeveynlerinin başarıları ile övüneceği ya da dövüneceği zamanlardan birisidir.  Tavsiyem; 15 günlük bu kısa tatilde çocuğunuzla birlikte AVM ile bilgisayar arasına sıkışmadan kısa seyahatler, olanak yoksa bulunduğunuz şehri bir otobüs abonmanıyla yanında bir gevrek ile keşfetmek olacaktır. Tabi gezmenin yanı sıra okuyarak. Bu ay köşemize sömestr tatili ile başlayıp gezi ve okuma ile devam edince yazımızı da Osmanlı Döneminde Karşıyakamız’daki ibtidai ve rüştiyelere ayıralım dedim.

Osmanlı Devleti döneminde halka yönelik eğitim öğretim temel olarak medrese sistemine dayanırdı. Osmanlının klasik yani Tanzimat öncesi eğitim sisteminde birinci basamak Sıbyan okulları idi. Hemen her mahallede bulunan bu okullar günümüzdeki ilkokulların karşılığıdır. Genellikle 4 yıllık bir eğitimin yapıldığı bu okullarda erkek ve kız çocuklar beraber okurlardı. Bu okullarda alfabe, Kuran okuma, dini bilgiler, güzel yazı gibi temel eğitim verilirdi. Sıbyan okullarında temel eğitimi alan öğrenciler mesleki eğiteme ya da genel eğitime devam ederlerdi. Genel eğitimin ikinci ve üçüncü basamağının adı medreseydi. İkinci basamak medreseler ortaokul ve lise düzeyinde eğitim yapardı. Ülkenin hemen her şehrinde her kasabasında yaygın bir şekilde bulunan bu ikinci basamak medreseler daha çok dini bilgilerin öğretildiği okullardı. İkinci basamak medreseleri başarı ile bitirenler  imam, hatip, müftü ve sıbyan mektebi öğretmenliği gibi görevlere atanırlardı. Üçüncü basamak medreseler ise Yüksek öğrenimin yapıldığı eğitim merkezleriydi. İkinci basamak medreselerde başarılı olan öğrenciler isterlerse İstanbul, Edirne, Bursa gibi şehirlerde bulunan medreselerde eğitimlerine devam ederlerdi. Bu medreseleri bitirenler kadı, müderris olarak atanırlar ya da devlet dairelerinde görev alırlardı.



Klasik dönemdeki bu eğitim öğretim tarzı Tanzimat döneminde geniş çaplı bir düzenleme geçirmiştir. 1839 yılında Maarif Teşkilatının yaptığı bir düzenleme ile klasik Sıbyan okullarının yerine I. Kademe İbtidailer açıldı. Bu okullarda eğitim öğretim süresi 4 yıl olup, okula devam mecburiyeti erkekler için 6-10, kızlar için 7-11 yaşları arasındaydı. Sıbyan okullarından mezun olan öğrenciler isterlerse II. Kademe Rüştiyelere devam edebilecekti. Bu okullarda dini ilimler, matematik, coğrafya, yazı, resim, müzik gibi dersler okutulmuştur. 4 yıllık bir eğitimin verildiği rüştiyeler 500 haneden fazla olan her kasabada açılma hedefiyle kuruldu. Rüştiyeyi bitiren öğrenciler sınava tabi tutularak II. Kademe İdadilerde – Sultanilerde eğitimlerine devam edebileceklerdi. Müslim ve gayrimüslim çocukların bir arada eğitim göreceği bu okulların eğitim süresi 3 yıl olarak belirlenmişti. Türkçe, Fransızca, mantık, coğrafya, tarih, matematik, kimya, resim dersleri okutulmuştur. İdadiler seviyesinde kurulan Sultaniler Fransızca ve Türkçe eğitim yaparlardı. Galatasaray Sultanisi bunun ilk örneğiydi. Daha sonra Darüşşafaka ve Robert Koleji de sultani tipi açılan okullardır. Bu okullarda eğitim biraz daha çağdaştı.

Bu ön bilgi ile 1890 yılında gelişim sürecindeki Karşıyaka’ya gelelim. Osmanlı arşivleri ve salnameler incelendiğinde 1890’ın son aylarında Soğukkuyu Mahallesi’nde bir ibtidai mektebi açıldığını görüyoruz. Okulun yönetimi de bir heyete bırakılmış. Bulunabilen paralarla öğretim ücretlerinin ödenmesine ve okulun iyi bir şekilde idare edilmesine çalışıldıysa da, Karşıyaka’ya rağbetin artması, yazlıkların daimi mesken olması ve yaz-kış oturulabilecek evlerin çoğalması üzerine, mektebin var olan gelirleri yetmemeye başlar. Bunun üzerine, Donanmacı Caddesi’nde 56 mecidiye kira getiren 2 dükkan inşa edildi. Sonradan, idare işleri, 1908 yılında da hizmet etmeye devam edecek olan heyete bırakıldı. Bu heyet, her şeyden önce, mektebin gerekli olan tamirine başlamakla beraber, erkek ve kız çocuklarının bir arada eğitim ve öğretime devam etmeleri nedeniyle, bunları ayırmak için bir kız mektebi inşasını düşünerek, 1905 yılında, Bahariye Caddesi’nde halkın yardımlarıyla 200 lira harcayarak yeni bir kız ibtidai mektebi inşasına başladı. Ayrıca okulun öğretmen, nakış ustası ve bevvabesinin (hademe) maaşlarına karşılık olmak üzere, Donanmacı Caddesi’ndeki dükkanların bitişiğine, aynı tarzda bir dükkan daha inşa edildi. Böylece kız çocukları, inşa edilen bu yeni mektebe taşındı. Soğukkuyu Mektebi de erkeklere tahsis edildi. Kısa bir süre sonra, ihtiyacın gereği olarak, erkek mektebine muallim-i sani (müdür), kız mektebine de muallime-i saniye ve bir de muavine tayin edildi. Ayrıca kız mektebine bir oda ilave edildi. 1908 yılında öğretmenlerin maaşlarının ders ücretleriyle sınırlı olduğu Karşıyaka ibtidai mekteplerinin gelirleri 30.000 kuruşa yakındı. Bu mekteplerin 1908 yılındaki durumları şöyleydi 93 öğrencisi olan Karşıyaka Erkek İbtidaisi; Muallim-i Evvel Hafız Ahmed Efendi, Muallim-i Sani Hafız Emin Efendi, Bevvab Mehmed Efendi. Karşıyaka Kız İbtidaisi; Muallime-i Evveli Zişan Hanım, Muallime-i Saniye Nafize Hanım, Muavine Nuriye Hanım, Nakış Muallimesi Madam Amaya isimli öğretmenlerden oluşuyordu.



Karşıyaka’nın günden güne gelişmesi ve kalabalıklaşması, mevcudu yüz öğrenciye ulaşmış olan Kız İbtidai Mektebi’nin dar gelmesine sebep olmaktaydı. Karşıyaka Mekteb-i İbtidaisi’nden yetişen erkek öğrenciler idadi mektebine gidebildiği halde, kız öğrencilerden hiçbiri rüştiye eğitiminde bile başarı sağlayamamaktaydılar. Bu durum, her şeyden önce, Karşıyaka’da bir kız rüştiyesine olan ihtiyacı hissettirmekteydi. Bu yüzden, vilayetten gelen istek üzerine, tahsis edilen 200 lira ile tek katlı bir rüştiye inşasına başlandı. Bu 200 liranın maarif yardım hissesinden ve 1321 senesi bütçesinin inşaat düzenlemelerine ek olarak ödenmesi için, 26 Şubat 1906’da gerekli padişah izni çıktı. Masrafın 165 liralık kısmı halk tarafından ödenecek, bina toplam 365 liraya mal olacaktı. Fakat Karşıyaka’nın gösterdiği gelişme ve ilerleme, sonradan bu mektebin de yetmeyeceği kanısını uyandırmıştı. İnşaat daha geniş bir ölçüde tutuldu ve iki buçuk katlı bir bina yapıldı. Birinci katında ibtidai kız ve ikinci katında rüştiye kız öğrencilerinin eğitim görmelerine, üç buçuk arşın yüksekliğindeki bodrum katının da tamamen yemekhaneye ayrılmasına karar verildi. 1905 yılında Bahariye Caddesi’nde yapılmış olan kız ibtidai mektebinin boş kalacağı düşünüldüğünde, buranın da erkek rüştiye öğrencilerine ayrılması fikri ortaya çıktı. Böylece hem erkeklerin, hem de kızların rüştiye mektebine kavuşmaları tasarlandı. Bu yüzden 20 arşın uzunluğunda, 21 arşın genişliğinde ve 16 arşın yüksekliğinde planlanan inşaata başlandı ve bulunabilen gelirler ve hayırsever halkın yardımlarıyla, gerekli harcamalar yapılarak, okul, altı ay içinde inşa edildi. 1906 yılında erkek ve kız, her iki rüştiye okulunun resmi açılış töreni yapılarak, eğitime başlandı. Burada dikkati çeken nokta, Karşıyaka Kız Rüştiyesi’nin tek katlı ve 365 liraya mal edileceğinin hesaplanması, fakat ihtiyaçtan dolayı, okulun iki katlı olarak inşa edilmiş olmasıdır. Masraf da maarif yardım hissesinden ve 1321 senesi bütçesinin inşaat düzenlemelerine ek olarak ödenekten, elde edilen gelirlerden ve halkın yardımlarıyla karşılandı. Demek ki, halk da iyi bir şekilde bilgilendirildiğinde, eğitim ihtiyacını gidermek için gerekli yardımı yapabilmekteydi. İnşaata Uşakizade Muammer Bey 10, oğlu Sadık Bey 40 Osmanlı Lirası yardımda bulundu. Hatta gayrimüslim vatandaşlar bile, bu inşaatın yapımına parasal destek verdiler. 1908 yılında Karşıyaka Erkek Rüştiyesi’nin öğrenci sayısı 20 idi. Okulun öğretmeni Mehmet Akif Efendi, bevvabı Ali Ağa’ydı. Kız rüştiyesinin ise öğrenci sayısı 13, birinci öğretmen vekili Emine Hanım, bevvabı Mustafa Ağa, bevvabesi de Zeynep Hanım’dı. Demek ki, Karşıyaka’da 1908 yılında rüştiye öğrenci sayısı, erkek ve kız, toplam 33 kişiydi. Tabi o dönem Karşıyaka’da Müslüman okullarından başka gayrimüslimlerin gittiği okullarda bulunuyordu.

İzmir genelinde Müslümanların ibtidai eğitiminin yetersiz olduğu ve çağa uygun olmadığı görülse de Karşıyaka halkı çocuklarının eğitimi için elinden geleni yapıyordu. Diğer yandan İzmir’de eğitim alanında Müslümanlar, gayrimüslimler ve yabancılar arasında duvarlarla çizilmiş bir sınır olmadığını, devlet okullarında müslim ve gayrimüslimlerin beraber okuduklarını, yine bir dönem Müslümanların ve genelde de gayrimüslimlerin yabancı okullarına devam edebildikleri de görülmektedir.

Hiç yorum yok: