Bu Blogda Ara

26 Temmuz 2016 Salı

8 GÜN 8 ÜLKE BALKANLAR TURU (Bölüm 1: Türkiye - Yunanistan)



Akşam 20:00 de evimize döndük. Araba ile 2 aile tam 3500 km. Merak edenler oldu. Rotamız şöyleydi; Karşıyaka - Çanakkale - (YUNANİSTAN) Selanik (geceleme) - Kastoria- (ARNAVUTLUK) Pogradec- Elbasan- Tiran (geceleme) - Kruje- İskodra - (KARADAĞ) Bar - Przno - Sveti Stefan - Budva - Tivat - Kotor - Bjela - (HIRVATİSTAN) Plocice - Dubrovnik (geceleme) - Slano (geceleme) - Naum - Metkovic - (BOSNA HERSEK) Mostar - Kifine Selo - Avtocac - Foca - Metalijka (Yeniden Karadağ) Pljeva - Berana (geceleme) {bu rotada Donjs Brvenica ormanları , Durmitor ve Biogradska milli parklarının kuzeyinden geçtik} - (KOSOVA) Proletije milli parkı içinden Peje yani İpek - Prizren - Malet e Sharrit milli parkı yoluyla Kaçanik (MAKEDONYA) hiç durmadan Üsküp - Veles - Gevgelija yoluyla YUNANİSTAN Kavala (geceleme) ve TÜRKİYE Karşıyaka. Yaklaşık 180 saat 50 saati yolda geçti. Yaklaşık 50 saati uyku. 80 saat gezi-gözlem-yemek. Türkiye dâhil 8 gün 8 ülke.


 1.      1. GÜN İzmir- Çanakkale – Selanik


Sabah 08:00 gibi evimizden yola çıkıp Çanakkale asfaltı üzerinde Sakıpağa Sütevinde güzel bir kahvaltı edip enerjimizi topladık. Yaklaşık 802 km’lik bir yolumuz var. Saat 20:00 gibi ulaşmayı hedefliyoruz. Şakran, Dikili, Akçay, Edremit yolu ile Çanakkale’ye ulaşıp hiç beklemeden en kısa arabalı vapur ile Kilitbahir’e geçiyoruz.  Kilitbahir’de geliş yönünde 5 km, Eceabad’da 10 km bayram geliş kuyruğu var. Allah yardımcıları olsun. Eceabat’da kısa bir yemek molası ardından Gelibolu yarımadasını terk edip Keşan, İpsala yolu ile sınıra giderken navigatör sınırdaki araç yoğunluğunu gösteriyordu. İpsala ayrımında önce TIR kuyruğu (5 km.) ardından 3.5 km ‘lik araç kuyruğu. Yunanistan tarafında işi yavaşlatma varmış saat 11.00 de açmışlar. 4-5 saatte geçiliyor. Biz 2.5 saatte geçebildik. 


Meriç nehrini geçip Yunanistan tarafında kontrollerimizi yaptırıp Yunanistan Aleksandropolis, Kavala yolu ile Selanik’e arabamızı sürüyoruz. Radara dikkat. 2 radar işareti sonrası sizi arkadan çeken bir radar sistemleri var.


Beklediğimiz gibi Saat 20:00 civarı Selanik’e vardık. Ana caddesinden gidip merkeze yakın paralel caddelerde otel bakmaya başladık. Pazar olduğu için rahat dolaşıyorduk, Hotel Amalia’yı gözümüze kestirdik. Sıcak su, klima balkon 55 Euro’ya odayı  tuttuk. Pazar gününü hatırına önünde de otopark bulduk.  Eşyaları bırakıp duş alıp yemek yeri bakmaya koyulduk. Restoranlar belli bir bölgede. Hemen hemen her Türkün tarif ettiği ve ne tekim masaların ¾’ü Full tou meze’yi biz de tercih ediyoruz. Lezzetli ve güzel ikramları. Çıkıp İzmir Kordon’nun doldurulmana önceki hali olan rıhtımda dolaşıyoruz. Daha iç sokakta bir kahve içip otelimize dönüyoruz.





Thessalonike (Selanik) şehrinin adı Yunanca Thessalos ve Niki kelimelerinin birleşiminden gelmekte. Anlamı ise Thessalian Zaferi. Adını Makedon prenses aynı zamanda Büyük İskender'in kız kardeşi Thessalonike 'den almakta. Kral Filip kızının thesally'de alınan büyük zafer günü doğması üzerine kızının Thesallonike olarak yani Thesallonian Zaferi olarak adlandırılmasını buyurmuş.




.      2. GÜN:  Selanik - Tiran


Sabah otele çok yakın bir börekçiye gidiyoruz.  1908 tarihli "Xatzi- Hacı'' pastanesinde ıspanaklı-peynirli Selanik böreğini yiyoruz. Yanında çay veya kahve, kurabiye ikramıda var. Pasta ve tatlı çeşitleri de zengin. Bir diğer alternatif 1948 tarihli Terkenli kafeleri.



Selanik'in iki büyük caddesi Tsimiski ve Egmatia hem konaklama, hem de alışveriş için ideal. Genel olarak bunları gezince şehri gezmiş oluyorsunuz zaten. 



Aristoteles Meydanı kordon hattında yer alan bir meydan. Her daim kalabalık, her daim canlı, her zaman gidilesi ve nefeslenebilecek bir meydan. 5 Ağustos 1917 yılında, Selanik şehrinde büyük bir yangın meydana gelmiş. Yangın 32 saat içerisinde 1.000.000 m²' lik bir alanda 9.500 evi tahrip etmiş ve 70.000 insanı evsiz bırakmış. İşte bu yangın sonrası yeniden yapılanmada Selanik'in ana meydanlarından biri olarak tasarlanmış. Şehrin kalbi diyebiliriz. Aristoteles yolunun başlangıcında olduğundan meydan bu isimle anılmakta. 



Meşhur Beyaz Kule; Beyaz Kule ilk olarak tarih sahnesinde 12. yüzyılda yazılmış belgelerde adı geçmekte. O dönemde Bizans imparatorluğuna ait olan kule, 1530 yılında yıkılarak Mimar Sinan (kesin bilgi değil) tarafından tekrar yaptırılıyor. Osmanlılar bu kuleyi suçluları hapsetmek ve idam etmek için kullanılmış. Kulenin adı bir çok defa değiştirilmiş. 1826 yılında burada bir yeniçeri katliamı yapıldığı için adı "kanlı kule" olarak anılmaya başlanmış. Selanik Yunanistan'a bağlandıktan sonra 1912 yılında bu kuleye sembolik bir vaftiz işlemi uygulanarak beyaza boyanmış.


Atatürk'ün evine gidiyoruz. Atatürk'ün evi konsolosluğun hemen yanında. Karşısında 2 hediyelik eşyacı var. Kafeler de. 2 kafede demleme çay var. Hediyelik eşyacı hem Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunu hem de Karşıyakalı bir bayan. 



Atatürk Evi, Türkiye Cumhuriyeti Selanik Başkonsolosluğu ile birlikte aynı bina yerleşkesi içinde bulunmakta. Selanik şehrine Osmanlı mimari dokusunun hâkim olduğu o dönemde bu ev, Türk evlerinin iç içe olduğu bir çevrede diğer evlerden farkı olmayan bir yapıydı. 




Rodoslu Müderris Hacı Mehmet Vakfı'nca 1870 yılında yaptırılan ev önce İbrahim Zühdü Efendi'nin, daha sonra Selanikli Abdullah Ağa ve eşi Ümmü Gülsüm'ün mülkiyetine geçti. Ali Rıza Efendi ise bu evi Atanın doğumundan birkaç yıl önce kiraladı. Atatürk bu evin ikinci katında, güney taraftaki odada doğdu. Aile, Ali Rıza Efendi'nin 1888 yılında vefatına kadar bu evde ikamet etti. Ancak Ali Rıza Efendi'nin vefatından sonra, Zübeyde Hanım çocuklarıyla birlikte Atatürk'ün doğduğu evin bitişiğindeki daha küçük bir eve taşındı. II. Meşrutiyet'in ilanından sonra Selanik'te görevlendirilen Atatürk, bu dönemde, annesi ve kız kardeşiyle birlikte burada kaldı. O, Selanik'ten ayrıldıktan sonra annesi ve kız kardeşi bir süre daha bu evde yaşadı. 1912 yılında Selanik kenti Yunanistan'ın yönetimine geçince Atatürk'ün annesi ve kız 
kardeşi de İstanbul'a gelmek durumunda kaldı.


 Selanik Atatürk Evi, bütün katlarında ahşap karkasın üzerine bağlandığı teknik uygulanarak inşa edilmiş. Dikdörtgen planlı olan ev 13.50x6.80 m. boyutlarında. 







Cumhuriyet'in 10. yıldönümünde Selanik Belediyesi, Türk-Yunan dostluğunun bir göstergesi ve Balkan Konferansı'nın anısına, yapının çift kanatlı sokak kapısının sağ köşesine, Atatürk'ün bu evde doğduğunu yazan mermer bir plaka yerleştirilmesi ve bunun Yunanca'nın yanı sıra Türkçe ve Fransızca tercümelerinin de koyulması kararını almış. Bu plaka, 4 Kasım 1933 tarihinde, Türkiye'nin Atina Büyükelçiliği mensuplarının ve Yunanistan'ın ileri gelenlerinin katıldığı bir törenle yerleştirilmiş. Ev daha sonra, Atatürk'e hediye edilmek üzere Selanik Belediyesi tarafından satın alınarak, anahtarı 19 Şubat 1937 tarihinde Türkiye'nin Selanik Başkonsolosluğuna verilmiş.


Müze, Pazartesi hariç, resmi tatiller dahil her gün saat 10.00 ila 17.00 arasında ücretsiz olarak gezilebilmekte. İçeride ise maalesef Atamızın kullandığı eşyalar falan yok. Sadece balmumu bir heykeli var. 10 Kasım 1953 yılından 2010 yılına kadar eski halde ki müze, 2010 yılında ev tadilat ile yenilenmiş. 2013 yılında tadilat bitmiş. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün, Selanik'te doğduğu evi yeniden restore etti. Çağdaş müzecilik anlayışına uygun olarak yenilenen evde Atatürk'ün silikondan yapılmış heykeli de bulunuyor.





Üç kattan oluşan binanın zemin katında yer alan ‘Atatürk ve Çocuk Odası’ ile başlanılan tarihi yolculukta, uğranılan her oda Atatürk'ün yaşamını ziyaretçilere aktarıyor. Binanın üst katlarındaki sofalarda evin eski teşhir düzenini gösteren maketler sergilenirken birinci katta ‘Selanik Odası’, ‘Manastır Odası’, ikinci katta ‘İstanbul Odası’ ve ‘Ankara Odası’ olarak isimlendirilen odalar yer alıyor. Atatürk'ün hayatını anlatan ve hayatının geçtiği şehirleri tanıtan bilgi panolarına yer verilen mekânın ikinci katındaki ‘Ankara Odası'nda ise ziyaretçiler Atatürk'ü koltuğa oturmuş şekilde canlandıran silikondan yapılmış heykeli bulunuyor. Atatürk'ün yaşamına ait kesitlerin güçlü bir görsellik ve bilgilendirme ile ziyaretçilere sunulduğu mekânda, arşivlerden elde edilen bilgiler ışığında hazırlanan panolar ve belgesel filmlerle ziyaretçilere görsel sunum yapılıyor.



Atatürk evinden aşağı doğru inince karşımıza Hortacı cami çıkıyor. Osmanlı döneminde Selanik şehri sınırları içinde yapılan onlarca cami ve minaresinden günümüze sadece tek bir tanesi kalmış. Günümüzde yıktırılmayan tek minare, Hortacı Camii'nde bulunmakta. İkinci Murad zamanında şehrin alınmasından itibaren, şehirde bulunan tüm kiliseler camiye çevrilmiş. 1913'ten sonra kazanılan bağımsızlık sonrası tüm camiler de doğal olarak kiliseye çevrilmiş. Aslında Roma İmparatoru Galeriu'nun (305-311) kendisi için yaptırdığı türbe olan bu yapı, 6.50 m. kalındığındaki bir duvarla çevrelenmiş. Rotonta diye anılan bu Roma yapısı, Bizans döneminde 5. yüzyılda doğu tarafına bir apsis eklenerek kilise haline getirilmiştir. Bundan sonrada Agios Georgios Kilisesi adını almış. 1590-1591 yılları arasında şehrin yakınlarındaki Hortac köyünden olan Hortaclı Şeyh Süleyman Efendi adında mutasavvıf bir zat burada bir zaviye kurmuş ve Koca Sinan Paşa da kiliseyi bu şeyh adına camiye çevirmiş. Bundan sonra Selanik Türk halkı bu camiyi Hortac Sultan Camii, Hortac Camii, Hortac Efendi Camii gibi isimlerle anmış. Bizans Sanatları Müzesi olarak düzenleneceği ve hizmet vereceği duyurulan bu yapı hala tadilatta. Kesik minaresini ve tarihinden dolayı kalan tek minare olma özelliğinden gidip görünülesi bir yapı.







Saat 13:00 de öğlen sandviçlerimizi yiyerek Tiran’a doğru yola çıkıyoruz. Selanik, Krokos ve Kastoria yolu ile Krystallopigi kapısından çıkarak, Arnavutluk’a Bilisht kapısından giriş yaptık. Arnavutluk’a girmeden benzin almak için Kastoria şehrine girdik. Göl kenarı çok güzel bir kasaba. 




Gelecek  bölüm: ARNAVUTLUK : Tiran -  İskodra

Hiç yorum yok: