Bu Blogda Ara

15 Eylül 2016 Perşembe

8 GÜN 8 ÜLKE BALKANLAR TURU (3. Bölüm: KARADAĞ : Budva ve Kotor)



Arnavutluk’dan çıkmadan elimizdek birkaç Lek var. Üzerini Euro ile tamamlayıp benzin alıyoruz. Litresi 1.16 € . Skobin kapısına yöneliyoruz. Skobin sınır kapısında fazla beklemeden giriş yaptık.  Ulcinj tarafından deniz ulaştık. Saat öğlenden sonra 15:00. Kıyı kıyı yolumuza devam ediyoruz. Bratica’yı geçip Dobro Vota üzerinden İtalya’nın Bari kentinin karşısındaki Bar şehrine girmeden yolumuza devam ediyoruz.


Ve deniz, daha medeni ve doğal olduğu kadar tüm güzellikleri ile Karadağ veya Montenegro. Monte-Dağ, Negro-Kara demek, Sırpçası Crna Gora. Eski Yugoslavya’yı oluşturan 6 devletten bir tanesi olan Karadağ, 2006 yılın da Sırbistan – Karadağ federasyonundan çıkarak bağımsız bir devlet olmuş. Henüz AB’ye girmemiş olsa da Euro olarak kullanılan para birimiyle hazır durumda. Geçim kaynaklarının önemli bölümü turizm. BU nedenle turiste saygı sevgi, anlayış var. Alışverişte kandırma yok. Her keseye göre hizmet var. Kalma, yemek ve eğlence. Çok lüks de yaşayabilirsiniz , sırt çantanızı alıp da gidebilirsiniz.

Karadağ’da sürücüler kurallara harfiyen uyduklarından hız sınırını kesinlikle aşmıyorlar, seyyar radarlarıyla polisler her an, her hangi bir yerde denetim yapabiliyorlar. 



Durmani yoluyla Lucice’ye inmeye karar veriyoruz. Hem bir nefes alıp hem de denize gireceğiz. Adriyatik’in serin beklediğimiz ama ılık sularına bırakıyoruz kendimizi. Ücretsiz şemsiye, şezlong ve duş (Çeşme kulakların çınlasın). Bir bira içip yola devam ediyoruz. Bir sudan ucuz. 0.75 €.



Yolumuzda karşımıza Sveti Stefan çıkıyor. İnternette, Budva diye yazıp arattığınızda karşınıza ilk çıkan görüntülerden biri Sveti Stefan adasıdır. Budva’ya gelen jet sosyetenin tercih ettiği adaya maalesef biz sıradan vatandaşlar için girebilmek mümkün değil. Amanresorts tarafından satın alınan ada restore edilen evleriyle birlikte komple otele ait. Dolayısıyla adaya girebilmenin otel müşterisi olmanın dışında pek yolu yok. Yine de şansını zorlamak isteyenler için 2 seçenek var. İlk seçenek adada az da olsa hala yaşamaya devam eden bir ev sahibinin davetlisi olmak. İkinci seçenek ise ada içinde bulunan, rezervasyonları aylar öncesinden dolan restoranlardan birine rezervasyon yaptırmak.


 


Budva:

Güzel kıyı kasabası Budva’nın nüfusu 16.000, ama Karadağ turizminin merkezi olan Budvanska Rivijera adlı kıyı şeridinin merkezi olarak kumsalları, hareketli gece hayatı ve iyi korunmuş Akdeniz mimarisi ile yazları yaklaşık 600.000 ziyaretçiyi kendine çekiyor. Kasaba 3.500 yıllık tarihiyle bölgenin en eski yerleşim yerlerinden birisi.  Booking üzerinden otelimizi buluyoruz. Oda kahvaltı 75Euro. Şehide doluluk %80. Pazarlığa göre 25-40 Euro arası pansiyon odalarıda var. Tercih sizin.



Budva, jet sosyetenin yeni gözdesi, Tivat Havaalanına tarifeli seferler var. Havaalanında özel jetlerde dikkat çekici. Yine Budva marinasında demirli lüks yatlar (özellikle Rus) bunun açık göstergesi. Bu ülkede paparazzilerin yasak olması, sosyetenin çekim merkezi haline gelmesinde büyük etken. Sokaklarda gezerken çok sayıda, Rus güzellerine rastlıyorsunuz. Plajlar kalabalık. Bu plajlarda Madonna gibi birçok ünlü konser vermiş.  Elbette tatil demek eğlence demek, gündüz deniz, güneş, kum ve beach kulüpler. Gece yemek ve eğlence için çok alternatif yaratılıyor. Uluslararası DJ’lerin pop, rock, tekno ve house tarzı müzik yaptıkları bir çok kulüp, bar ve disko var. Yine Budva’nın bazı ilginç özellikleri var. Örneğin Rolling Stones’un konser vermiş olduğu en küçük kasaba. Rolling Stones, A Bigger Bang Tour turnesi kapsamında Budva’daki Jaz Beach‘te sahne aldı. Jaz Beach’te Madonna, Lenny Kravitz, Armand Van Helden, Goran Bregoviç, Dino Merlin gibi ünlüler de konserler vermişler. 







Chest O’Shea’s Irish Pub (Stari Grad), Garden CafeMillenivm, Palma, Rabello (Jadranski put), Ričardova Glava, Trocadero, Caspar, Hacienda ve Raffaello Grand Cafe, Caffe Greco, (Stari Grad, giriş ücretsiz, DJ müziği), Caffe Jef, (Stari Grad, giriş ücretsiz, DJ), Maine (folk müzik), Caffe Greco, (Stari Grad, giriş ücretsiz, DJ müziği), Caffe Jef, (Stari Grad, giriş ücretsiz, DJ), Maine (folk müzik), Rafaello, Renaissance, Torine, (Beçici, folk müzik), Trocadero, Miracle Lounge (Topliş Tepesi, DJ müziği, giriş gece bire kadar ücretsiz, sadece yazın açık), Miracle Lounge (Topliş Tepesi, DJ müziği, giriş gece bire kadar ücretsiz, sadece yazın açık) en ünlüleri ve hemen hepsi de gece yarısına doğru hareketlenmeye başlıyor ve yaz döneminde sabaha kadar açık kalıyorlar. Ülkenin bir çok yerinden ve yakın Avrupa ülkelerinden buraya eğlence için hafta sonu kaçamağına gelen çok sayıda turist var. Özellikle de Budva kızları oldukça güzel ve çekici. Topuklu ayakkabılarıyla her birinin bacak boyu 1,5 metreymiş gibi görünüyordu. Sütun gibi deyimi buradan geliyor anlaşılan. Herkes şık, herkes rahat, herkes eğleniyor. 

Biz akşam yemeği Kanoba Demizana'da yiyoruz (Kanoba= Restoran; Demizana= damacana). Foursquer ve tripadvise 5 üzerinden 4.5 verdiği için tercih ettik. Pahallı ama lezzetli ve porsiyonlar bol. Daha sonra daha sessiz kumsalda bir Bar’da oturup geceyi bitirip otelimize gidiyoruz.


Sabah kahvaltı sonrası eski şehri dolaşıyoruz. UNESCO dünya mirası listesinde olan ve 1979 yılında önemli ölçüde zarar gören Old Town 1987’ye kadar restore edilmiş. Yunanlılar, Romalılar ile Venediklilerin egemenliğinde kalmış. İtalyan mimarisi şehri etkilemiş. Pahalı mağazalarının vitrinlerine bakarak, dar sokaklarda ilerleyip, dışarıdan bakıldığında eski şehrin duvarlarını aşan çan kulesinin sahibi Sv. Jovan Katolik kilisesine yürüyebilirsiniz. Meydanda kurulu olan amfi tiyatronun hemen arkasındaki, Ortadoks St. Trojice Kilisesinin var, 1804 yılında yapımı tamamlanmış kilisenin dış kapı girişlerinin üzerinde oldukça canlı renklerle yapılmış ikonalar bulunuyor. Şehrin kalan kısmını da gezmeyi tamamladıktan sonra bir sonra Kotor’a doğru yola çıkıyoruz.







KOTOR:

Budva’dan 11:00 gibi yola çıktık. Yaklaşık 30 km. Ama biz yolu kıyıdan uzatıyoruz. Zamanınız varsa mutlaka bu yoldan gidiniz. Önce Jaz kentine uğradık. Oradan Kovaci yolu ile Mrcevac’a saptık. Tivat burnundan kıyıdaki dar yoldan Donja Lastava, Lepetane, Donji Stoliv ile Kotor’a ulaştık. Daltel gibi işlenmiş yeşil ve mavinin buluştuğu fiyordları geze geze yolumuza devam ediyoruz. Yol boyu küçük küçük keyifli köyleri geçiyoruz. Yerli ve yabancı turistler her köyde var. Denizin ve hayatın tadını çıkarıyorlar.









Nihayetinde körfezin en dibindeki Kotor’a varıyoruz, Kotor Körfezi (Boka Korotska, Bay of Kotor). Limana yanaşmış olan dev bir Cruize Gemisi tüm heybetiyle kaldırım kenarına park etmiş gibi duruyor. Denizin kıyıdaki derinliğini tahmin edebilirsiniz.  Eski şehrin an akapısını geçip köpriyide geçince sağdaki sokağın sonunda bir otopark var. Öğlen saati ve Temmuz başı olmasına rağmen sirkülasyon o kadar fazla ki, aracımıza yer buluyoruz. Yürüyerek, surların yanından akan Skurde Nehri’nin körfezle buluştuğu noktadaki köprü üstünden geçip, parkın içinden yürüyerek Kotor Şehri’nin giriş kapısına geliyoruz.





Kotor Körfezi‘nde yer alan ve Sırpça adı Kotor olan 13.000 nüfuslu bu harika kasabanın adı Latince: Acruvium; Yunanca: Ασκρηβιον, Askrèvion; İtalyanca: Càttaro. Eski Akdeniz limanı Kotor Venediklilerce inşa edilmiş kale duvarları ile çevrili ve kasabanın mimarisinde Venedik tarzı hakim.

UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan, Venedikliler tarafından inşa edilmiş Kotor, sırtını dağın dik yamaçlarına yaslamış ve iç denizde, doğal bir limanda konumlanmış bir şehir. Şehri 4,5 km boyunca çevreleyen, 20 mt yüksekliğindeki duvarların kalınlığı 2 ila 16 mt arasında değişmekte. Çok korunaklı olan bu şehre, Roma, Bizans, Venedik ve Avusturya egemenlikleri hâkim olmuş. Şehirde daha çok Venedik etkisi altında kalmış. Osmanlı’da bu şehre 16. ve 17. YY’lar da bir süreliğine hâkim olmuş.

Kapının girişinde sol tarafta bulunan Turist Danışma merkezinden, Stari Grad (old town = eski şehir) ın bir haritasını ücretsiz olarak temin ediyoruz. Sea Gate (West Gate), River Gate (North Gate) ve Gurdic Gate (South Gate) olmak üzere şehrin 3 kapısı bulunuyor. Biz, çoğu turist gibi deniz tarafında bulunan ana kapıdan yani şehrin batısındaki Sea Gate’den giriş yapıyoruz. 16. YY’ da yapılmış kapının kemer kısmının üzerinde bulunan Venedik Aslanı ve en üst kısımda bulunan büyükçe, kabartma yapılmış Eski Yugoslavya amblemi dikkat çekiyor. Dikkati çeken başka bir şeyde; 2. Dünya Savaşında Kotor’un geri alınmasıyla Tito tarafından kapı üzerine yazdırılan “TUDE NECEMO SVOJE NE DAMO”  Başkalarına ait olanı istemeyiz ama bizim olanı da teslim etmeyiz” yazısıyla beraber, sosyalizmin simgeleyen yıldız ve 21-XI-1944 kurtuluş tarihinin yazılı olduğu mermer bölüm oluyor.

İçeri adımınızı attığınızda kendinizi orta çağ şehrinde buluyorsunuz. Ancak çok akalbalık. İnsan selinden şehrin keyfi çıkmıyor. Daha tenha mevsimde gelmek lazım. Deniz tarafından girdiğimizde şehrin en büyük meydanı olan Silahlar (Odoruzja) Meydanında, bizi ilk karşılayan saat kulesi ve utanç taşı oluyor. Şehrin sembollerinden, 1602 yılında yapılmış olan bu saat kulesi 1667 ve 1979 depremlerinde hasar görmüş ve denize doğru hafifçe eğilmiş. Kulenin hemen altındaki piramide benzer utanç taşına ise, suç işleyenler bağlanır, işlediği suç yazılarak boynuna asılır ve teşhir edilirmiş.

Duke Sarayına yaslanmış, uygun fiyatlı kafelerin çoğunlukta olduğu bu meydandan sağa doğru ilerliyoruz,  1667 depreminde ciddi hasarlar alan ve sonrasında yenilenen, şehrin zengin ve önde gelen ailelerine ait en önemli malikânelerinin bulunduğu sokakta,  sol tarafta Bizanti ve Pima sağ tarafta Beskuca ve Buca malikânelerinin önünden geçiyoruz. Bir arkada Sv. Tripuna Meydanı var. Öğlen 2’ye geliyor hem yorulduk hem karnımız acıktı. Buca Palace (Buca malikanesi) 'da bulunan Astoria butik otel ve restoranı tercih ettik. İçerisi klimalı. Öğlen yemeğimizi bu güzel yerde yiyoruz. 4 kişi çok güzel 2 makarna, 2 salata,  1 balık, su ve biraya toplam bahşiş dahil 65 euro ödüyoruz. Alaçatı’dan ucuz :)

Yemek sonrası tüm eski şehri dolaşıyoruz. 

Sv Tripuna meydanı çevresinde Belediye Sarayı, Tarihi Arşiv Binası, Piskoposluk ve St. Triphon Katedrali bu meydanı çevreleyen önemli yapılar. Simge yapılardan biri olan, 1166 yılında Gotik tarzda yapılmış St. Tripon Katedral’de depremden nasibini almış, depremden sonra çan kuleleri barok tarzında inşa edilmiş. Venetian Askeri hastanesi yönüne gidip Gurdic hapisanesinin olduğu kuleye çıkıp körfezi fotoğraflıyoruz.









En arka sokaktan St. Joseph kilisesine ulaşıyoruz. Bu meydanda kahve ve su molası

Dar sokağı geçip bir alttaki Cırkula Meydanına geliyoruz. 17. YY’ da yapılmış ve Karampana Çeşmesi olarak adlandırılan bu tulumbadan su almaya gelen kadınların, tulumba başında yaptıkları sohbet ve konuşmalardan adını alarak bu meydan dedikodu meydanı olarak isimlendirilmiş. Şehrin soylu ailelerinden Grgurinalara ait bir malikâne olan, Maritime Denizcilik Müzesinin binası, Barok tarzda 1732 yılında yapılmış






Arnavut kaldırımlı, dar ve gölge sokaklardan yürüyerek, St. Nicholas ve St. Luke kiliselerinin bulunduğu, St. Luke meydanına varıyoruz. 1195 yılında yapılan ve depremlerden zarar görmeyen tek kilise olan St. Luka kilisesi önceleri Katolik kilisesi olarak hizmet verirken, daha sonra Ortodokslara bırakılmış. Meydanda ki diğer bir kilise, iki çan kulesine sahip, St. Nicholas Kilise’si Bizans tarzında inşa edilen kilisenin yapımı 1902 de başlamış ve 1909 yılında tamamlanmış.

Şehrin arkasındaki St Jhon Kalesine çıkmıyoruz. 



Silahlar (Odoruzja) Meydanına gelip girdiğimiz kapıdan çıkıp arabamıza gidiyoruz. 


Otopark yolunda park eden tur otobüsleri trafiği maalesef etkiliyor.

Ver elini Dubrovnik diyerek yola çıkıyoruz. Nefis fiyordun tadını çıkararak geçiyoruz.

Yol boyunca Perast Adaları ilk karşımıza çıkan yer. Yolda dağların arasında kalan kilise ve şapeller var. Küçük kasabalara yoldan ayrılıp inme gerekiyor. Yolları dar.








Pearst’dan adalara tekneler var. Sveti Dorde adında ki doğal ada üzerinde ise meşhur ve fotoğraflardan tanıyacağınız St. George Benedictine manastırı bulunuyor. Benedictine tarafından 9. yy. da kurulan ilk manastır, yıllar içerisinde korsan istilaları, depremler, yangınlar, tadilatlar, onarımlardan sonra bugünkü durumuna geliyor. Manastır içerisinde bir de mezarlık var. Adaları gezmek isterseniz kişi başı 2 Euro karşılığında Perast’tan bineceğiniz teknelerle ulaşabilirsiniz. 


Perast Adaları içinde bir diğeri içinde küçük yapı bulunan Gospa od Skrpjela adıyla yapay bir ada, seferden başarıyla dönen her denizcinin burada bulunan bir batık üzerine attığı kayalarla oluşturulduğu rivayet ediliyor. Atılan taşlarla oluşan bu ada üzerinde, ilk yapı olan kilise 1452 yılında inşa ediliyor. 1632 yılında Sırp Ortodoks’lar tarafından yapılan Our Lady of the Rocks kilisesi var.

Bu arada arzu ederseniz körfezi dolaşmazsınız. Feribot kullanabiliyorsunuz 4euro. 1 saat kazanırsınız ama bu doğal güzelliği bırakmayın.

Karadağ’da geçeceğimiz son yerleşim yeri Herceg Novi. Yılın 200 gününü güneşli geçiren bu şehir, 1482 yılında Osmanlı tarafından fetih edilmiş. 200 yıl kadar hüküm sürülen bu topraklar daha sonra Venediklilere bırakılmış.  Kısa süre Rusların elinde kalmış ve Avusturyalı’ ların da egemenliğine girmiş. 1382 yılında Bosna Kralı tarafında kurulan bu kentte Osmanlı’nın kanlı savaşlar verdiği ve ismini buradan alan Kanlı Kule’ye uzaktan bakarak geçiyoruz. 

Ve Hırvatistan sınırındayız. Prva Banka şehrinden sınırı geçiyoruz.

(Devamında Hırvatistan: Dubrovnik ve Slano)

Hiç yorum yok: