Bu Blogda Ara

9 Haziran 2009 Salı

KİŞİSEL GELİŞİMİMİZDE ÜNİVERSİTE EĞİTİMİ


Üniveristelerde final zamanı. Çok yakın zamanda o sınavlarda bitecek . Kiminiz diplomayı alıp hayat yolunda yeni bir dönemeçe gireceksiniz. Aşağıda genç arkadaşlarımızın ufkuna yeni bir görüntü getirmek üzere bir derlememi paylaşıyorum. Hepinizin yolu açık olsun...
CK




KİŞİSEL GELİŞİMİMİZDE ÜNİVERSİTE EĞİTİMİ

Niçin kişisel gelişimimize önem vermeliyiz? Üniversite ve lisansüstü eğitimlerinde zaten kendimizi geliştiriyoruz. Emsallerimizden farklı olmak niye? Gerçekte yapılması gereken belki de “bireysel kariyer yönetimi planı”dır. Kişisel gelişimimize katkıda bulunacak yetkinliklerimizin geliştirilmesi, bize sadece iş yaşamımızda yardımcı olmaz. Örneğin, “etkili iletişim” konusunda bir eğitim aldığınızı ve kendinizi bu konuda geliştirmek istediğinizi varsayalım. Gelişen iletişim becerinizi sadece iş ilişkilerinde mi kullanacaksınız? Kuşkusuz hayır. Bu yetkinlik, iş dışı yaşamımızda da oldukça yararını göreceğimiz ve kullanacağımız bir özelliktir. Sorumluluk alma, sağduyu, stresle başa çıkabilme, sürekli öğrenme, sorgulama, sorun bulma ve çözme, karar verme, çatışma yönetimi, zaman yönetimi, ekip çalışması gibi iş dünyasında oldukça geçerli yetkinlikler, özel yaşamımızda da kullanılır.

Çocukluğumuzdan bu yana önce Anadolu Liseleri, sonra Üniversite sınavları ile kendimizi hep başkaları ile yarışır halde buluruz. Daha sonra bu yarış, iyi bir iş bulma ve nihayet çalıştığımız işte daha iyi bir konuma gelme ile devam eder. Biraz dikkatli düşünelim: Neden hep başkalarıyla yarışıyoruz? Çünkü sistem bunu gerektiriyor. Peki, odak noktamızı başkalarına değil de, kendimize çevirsek ne olur? Yani kendi kendimizle yarışsak, kendimizin bugününden daha iyi olmaya çalışsak… Böyle bir bakış açısı kuşkusuz başkaları ile olan yarışımızda da bize katkıda bulunur, ama daha önemlisi bize hiç kaybolmayacak bir hedef verir. Çünkü başkaları ile olan yarışta kazanabiliriz, ama her zaman bu günümüzden daha iyi olduğumuz söylenemez. Dolayısıyla kendisi ile yarışmak kişiye hiç bir zaman son bulmayacak doğru bir vizyon kazandırır. Zaten bireysel gelişimin de amaçladığı; başkalarından üstün olmak değil, kendimizin bugünkü halinden daha üstün olmaktır.

Bu konuya benzer bir bakış açısını 87 yaşında yarım bıraktığı üniversite eğitimine devam eden Bay Rose’un Üniversite balosunda yaptığı konuşmanı paylaşarak devam ediyorum. Şöyle diyor; “Yaşlandığımız için, eğlenmekten, oynamaktan, yaşamaktan vazgeçmeyiz.. Eğlenmek, oynamak ve yaşamaktan vazgeçtiğimiz için yaşlanırız. Genç kalmanın mutlu olmanın ve başarıya ulaşmanın sadece dört sırrı vardır.. Her gün gülmek ve yaşama katacak mizah bulmak.. Bir rüyanız olmalı mutlak.. Rüyalarınızı kaybettiniz mi, ölürsünüz. Etrafımızda dolaşan pek çok kişi aslında ölü ve bundan kendilerinin bile haberi yok.. Yaşlanmakla, büyümek arasında çok büyük bir fark vardır.. Eğer 19 yaşındaysanız ve bir yıl hiçbir şey yapmadan, hiçbir şey üretmeden bir yıl sırtüstü yatarsanız, sadece bir yaş yaşlanır, 20 olursunuz.. Ben 87 yaşındayım ve ben de bir yıl hiçbir şey yapmadan, hiçbir şey üretmeden sırtüstü yatarsam, 88 yaşımda olurum. Herkes bir yılda bir yaş yaşlanır. Bunun için özel bir yetenek ya da bilgiye ihtiyaç yoktur. Oysa bir yaş daha büyümek için, mutlak bir şeyler yapmak, üretmek, kendini geliştirecek fırsatları bulmak ve kullanmak gerekir. Asla pişman olmayın.. Biz yaşlılar, genelde yaptıklarımızdan değil, yapmadıklarımızdan pişman oluruz çünkü.. Ölümden korkan insanlar, pişman olanlardır.. Pişman olmaktan korktukları için hiçbir şey yapmayanlardır..". Sanırım Bay Rose’un bu anlamlı sözleri üzerine bana söyleyecek pek fazla bir şey bırakmıyor. Yaşlanmak mı? Büyümek mi? Karar sizin…

Her insan tektir ve özeldir. Tanımlar ve kuramlar sanki insanın bu özelliğini ortadan kaldırıp insana bakışı belli kalıplar içerisine sokmaya çalışıyor gibi görülebilir. Ancak bu tanımlar olmadan da düşünmeyi sürdürmek ve bilgiye ulaşmak olanaksız görülmektedir.

Eğitim, önceden saptanmış amaçlara göre insanların davranışlarında belirli değişiklikler sağlayan planlı etkinlikler dizgesidir. Eğitim yeni yetişen kuşakları yaşama hazırlamak amacı ile onların gerekli bilgi, beceri, anlayış kazanmalarına ve kişiliklerini geliştirmelerine yardım etme sürecidir.

Eğitim, temel olarak kişileri ilerideki mesleklerine hazırlamaya yönelik bir araçtır. Ancak ülkemizdeki üniversite eğitim sistemi, gencin istediği mesleği seçmesini engellediği de söylenebilmektedir. Üniversite eğitiminde öğrencilerin sevdikleri bir mesleği seçmek yerine Öğrenci Seçme Yerleştirme Sınavlarında aldıkları puanların önem taşıdığı görülmektedir. Mesleği için eğitim görülecek okulun, dolayısıyla ileride gelir getirici amaçla çalışılacak olan işin seçilmesinde genç, bilinçli bir seçim yerine toplumun ve çevrenin istekleri doğrultusunda tercihini kullanmaktadır. Bu durum ister istemez öğrencilerin genellikle istemedikleri okullarda okumak zorunda kalmalarına, sevmedikleri bir mesleğe sahip olarak hayata atılmalarına yol açabilmektedir. Buna karşılık genç, istemediği bir mesleği olmasına rağmen, yapacağı işin seçiminde özellikle ilgi alanı doğrultusunda bir tercih yapmak durumunda kalabilir.

Ancak kişi ister istekle, ister istemeden tercih ettiği fakülteler arasında sınavda aldığı puana göre birine gitsin; üniversite eğitimi, öncesiyle de bütünlük arz eden dinamik bir süreçtir. Bu nedenle, üniversiteye gelen öğrencilerin bilimsel ve kültürel altyapıları ve üniversite eğitiminden beklentileri, üzerinde durulması gereken önemli konulardır. Diğer bir önemli nokta da üniversite eğitiminin; iş dünyasının, devlet ve toplumun beklentilerine cevap verecek hale getirilmesidir. O nedenle bir öğrenciyi mükemmel bir insan yönünde şekillendirmede son söz şüphesiz ki, bilimselliği esas alan üniversitedir. Bu bağlamda bilgi, beceri ve bilimsel yaklaşımlar yanında ahlâkî değerler ve küresel gereksinimler de bir üniversite mezunu için önemli kavramlar haline gelmektedir.
Üniversiteler ancak, eğitimdeki bu yeni kavramlar çerçevesinde kendi içinde yeniden yapılanarak diğer eğitim kurumlarına örnek olabilir ve değişen şartlara göre gerekli yeniliklere öncülük edebilirler. Üniversitede yetişen bilim adamları, aldıkları eğitim doğrultusunda geliştirdikleri felsefe ve bilgi sistemlerine göre daha bütüncül bir yaklaşımla eğitim sorunlarını inceleyebilirler ve bu anlayışla üniversite gençliği yetiştirebilirler. Bütün bu gerçekler ışığında 21. yüzyılda üniversite eğitiminin yeni ufuklara doğru yönelmesi gerektiği anlaşılmaktadır.
Üniversite"nin sözlük anlamı ve amacı nedir? İngiliz OXFORD sözlüğüne göre "üniversite" sözcüğünün kökeni Latince "universitas = lonca, birlik, vb."dir. Yani bildiğimiz üniversitenin kökeni, "bilgeliklerini paylaşmak ve aktarmak için bir araya gelen bilgeler topluluğu!" anlamındadır (Görüldüğü gibi, bildiğim tüm yabancı dilde yazılışlarında kelimenin kökeninde de “c” harfi olmadığı gibi, bir bileşik kelime de değil, yalnızca türetilmiş bir kelime olduğu ortadadır. Dolayısıyla bunu "evrenkent" olarak Türkçeleştirmek yanlıştır).
Şimdi üniversite eğitiminin niteliği üzerinde durmak istiyorum. Bana göre üniversite eğitiminin başlıca iki amacı, öğrencilere eğitim verilen alanda temel bilgileri vermek ve o alanda öğrencileri iş yaşamına hazırlamaktır. Günümüzde bunlardan sadece ilkine ağırlık verilmekte (o da üniversite öğretim elemanlarının yetkinliklerine bağlı olarak…), ikincisi ise neredeyse unutulmuş görünmektedir. Gerçi temel bilgilerin alınması son derece önemlidir, çünkü çalışma yaşamında edineceğimiz yeni bilgi birikimini bu temel üzerine inşa edeceğiz, bu temel ne kadar sağlam olursa, üzerine inşa edilen kariyer binası da o kadar sağlam olur.
Üniversite sadece temel bilgileri vermekle kalmaz, yeni bir bakış açısı kazandırır. Lise eğitimine kadar (meslek liseleri dışında) standart bilgilerle donatılan öğrenciler üniversiteye başlamakla birlikte o güne kadar öğrendiklerinin sadece bir temel olduğunu, bunların dışında çok farklı uzmanlık alanlarının varlığını ve bu alanlarda öğrenilecek çok şeyin olduğunu algılamaya başlar. Bu çok olumlu bir gelişmedir ve bilgiye bakış açısında önemli bir değişikliği simgeler. Dolayısı ile üniversite mezunu olmakla bireylerin olaylara bakış açılarında önemli gelişmeler sağlanır.

Diğer bir konu, genellikle üniversitede son sınıflara yaklaşırken öğrencilerin ilk yıllardakinin aksine, öğrenim gördükleri alanda artık oldukça bilgili oldukları izlenimine kapılmalarıdır. Oysa bilginin sonu yoktur, nasıl ki üniversiteye yeni başlayan bir öğrenci lisede öğrendiklerinin çok temel bilgiler olduğunu algılıyorsa, son sınıfa geldiklerinde de kendilerine verilen bilgilerin o alandaki temel bilgiler olduğunu algılamalıdır.

Üniversite eğitiminin bir diğer amacının öğrencileri çalışma yaşamına hazırlamak olduğu konusuna gelince. Bildiğim kadarıyla (en azından insan kaynakları konusundaki kitaplarda) A.B.D.'de üniversiteler ile iş dünyası yakın ilişki içerisindedir. Özellikle işletme yönetimi eğitimlerinde "Case Study" (Örnek Olay) çözümlemeleri ile oldukça pratik bilgiler verilmektedir. Bunun ülkemizde çok yaygın olarak uygulandığını söylemek zordur.

Üniversite ve lisansünstü eğitimlerinde, yapılan eğitimlerin konusuna uygun olarak “temel nitelikte” bilgiler verilir. Gerçekte üniversitede lisans ve lisans üstü eğitimin temel felsefesi şöyledir. Lisans eğitimlerinde öğrencilere doğrular (temel bilgiler) öğretilir. Yüksek lisans eğitimlerinde ise öğrenciler, o güne kadar öğrendiklerinin aslında o kadar da doğru olmadığını (bilimsel şüphecilik-araştırma) öğrenirler. Doktora öğrencileri ise öğrendiklerinin yanlış olabileceğini (tez-antitez) anlarlar”.

Üniversitelerde aldığımız eğitimin kişisel gelişimimize çok önemli katkılarda bulunduğu doğrudur. Ancak bu bilgiler, bizim eğitim aldığımız alanda en azından neler olup bittiğini anlamamıza yardım edecek anahtar niteliğinde bilgilerdir. Bu bilgileri iş yaşamına uyarlamak için ise daha detaylı bilgilere ihtiyacımız var. Öncelikle eğitim aldığımız konu ile ilgili çok çeşitli uzmanlık alanları vardır. Dolayısı ile çabalarımızı bu belirli uzmanlık alanlarına yoğunlaştırarak daha detaylı bilgi sahibi olmalıyız. İkincisi ve daha önemlisi bilim hızla ilerliyor ve bilgiler her geçen gün artıyor. Belirli bir alanda uzmanlaşsanız bile o alandaki yenilikleri ve gelişmeleri takip etmek durumundasınız. Bu da o konuda her gün kendimizi geliştirmemiz gerektiği anlamına geliyor.

Diğer yandan üniversitede verilen bilgiler daha çok o konu ile ilgili teknik bilgilerdir. Belirli bir alanda uzmanlaşsanız bile çalışma yaşamında bu bilgileri diğer insanlarla birlikte uygulayacaksınız. Bu noktada sosyal ilişkiler ve çalışma yaşamının dinamikleri ön plana çıkmaktadır. Diğer bir deyimle “yaşam dersleri”ni, üniversitelerde ders olarak elde edememesi olanaksızdır. Bu bilgileri ya yaşayarak (ki oldukça uzun dönemli ve maliyetli bir yöntemdir) ya da bilinçli bir şekilde bu alanlarda kendinizi geliştirerek öğrenebilirsiniz.

Kazanımları, prensipleri hayatımızda uygulamamız gerekir. İşin en zor yanı da budur. Pekiyi bunu yapmayı hayatımızda nasıl kolaylaştıracağız. İzin verirseniz, bunu okuduğum bir kitaptaki alıntı ile örneklemek istiyorum. Westminster manastırının bodrumunda bir Anglikan piskoposunun mezarı üstünde yazılı sözleri şöyle: "Genç ve hür iken, düşlerim sonsuzken, dünyayı değiştirmek isterdim. Yaşlanıp akıllanınca, dünyanın değişmeyeceğini anladım. Ben de düşlerimi biraz kısıtlayarak sadece memleketimi değiştirmeye karar verdim. Ama o da değişeceğe benzemiyordu. İyice yaşlandığımda, artık son bir gayretle, sadece ailemi, kendime en yakın olanları değiştirmeyi denedim. Ama maalesef bunu kabul ettiremedim. Ve şimdi ölüm döşeğinde yatarken birden fark ettim ki, önce yalnız kendimi değiştirseydim, onlara örnek olarak ailemi de değiştirebilirdim. Onlardan alacağım cesaret ve ilhamla, memleketimi daha ileri götürebilirdim. Kim bilir, belki dünyayı bile değiştirebilirdim."

Gençken hepimizin dünyayı, mevcut düzeni daha iyiye götürmek için bir çok idealimiz olur. Kendisini daha ileri götüremeyen bir kişi, mevcut düzende nasıl bir gelişme sağlayabilir? Bireyler, toplumun temel taşıdır. Toplumsal gelişim, bireylerden başlar. Biz birey olarak kendimizi geliştirirken aslında toplumsal gelişime de katkıda bulunmuş oluyoruz. Aramızda toplumun gelişmesini, daha ileri yaşam ve düşünce koşullarına geçilmesini istemeyen var mı?

Cem KARAGÖZLÜ
Mayıs 2008

1 yorum:

Adsız dedi ki...

Muhteşem bir makaledir tebrik ederim.