Bu Blogda Ara

11 Aralık 2011 Pazar

Sevin Teyzenin Ardından

5 Aralık 2011 akşam suları. 18:30 gibi Sevin Teyzemizi kaybettik. 7 aralık günü Didim'de toprağa verdik. Ertesi sabah işe geldim, hiç bir şey yapasım yok. Yazmaya karar verdim. Son 30 yılımızda dostluğumuzdan bir şey kaybetmediğimiz Mavişehir Dostlarımla paylaştım.

Sevgili Dostlar; Benim Büyük Ailem;

Dün Sevgili Sevin teyzemizi iki sevdiğinin yanına uğurladık. Ersan amcamızın (pardon abimiz) koynuna, yine çok sevdikleri Didim topraklarında sonsuzlukta buluştular.



Yaşımız itibariyle büyüklerimizi ebediyete uğurlamaya başladık. Ben son iki yıldır ortalama 2-3 haftada bir camilerden çıkamaz oldum. Dün de hayatımda çok sevdiğim, bende tabiî ki bu satırları okuyan sizlerde de çok anısı olan Sevin teyzemize son görevimizi yaptık.





Fedakâr, cefakâr, hassas ve bir o kadar sevecen arkadaşımız Sevin teyzemiz de son üç yıllık mücadelesini sonlandırdı. Aslında hastalığının ilk belirlendiğinde doktorlar altı ay demişlerdi ama başta Engin’in, Ayşegül’ün, Nuray’ın, Eylül’ün, kardeşlerinin, bizlerin, dostlarının sevgisi o altı ayı üç yıla çıkarttı. O da bizleri çok seviyormuş ki hemen bırakıp gitmedi. Teşekkürler Sevin teyze.



Hepimizin konuk olduğu kahvaltı sofraların, sabah kahvelerin, akşam yemeklerin, o güzel balıkların tadı hep dudağımızda, anıları hafızalarımızda bizle olacak.



Bu yaz o güzel kahvaltı sofranı kuracağız. Dün Nural siteden turunç topladı. Senin kadar lezzetli yapacak mı göreceğiz. Ama 2012 yazında senin balkonunda hep birlikte yiyeceğiz ve seni anacağız. Akşama da belki Engin mayonezli kefal yapar Ersan amca (abi) için de içeriz…

Herhalde 10 yıldır bu grupta yazışıyoruz. Çoğunlukla sevinç ve mutluluklarımızı paylaştık. Ara sıra hüzünlü, üzüntülü anları yazdık. Elbette insan hep mutlukları yazmak istiyor. Ama sevinç ve hüzün hayatta olduğu gibi siyahla beyaz gibi ard arda geliyor. Ancak o zaman elimizdekinin kıymetini, dostların varlığını anlıyor, hayatın anlamını çözmeye çalışıyoruz.

Çok değil, üç ay kadar önce ben de babamı kaybettim. O zaman da iki satır yazmıştım. Şair Cemal Süreyya’nın dediği gibi “her ölüm erken ölümdür”. Gerçekten de her ölüm gençtir, hele annenizse, babanızsa… Demiştim ki o yazıda; “Ancak şunu bir daha anladım ki hayatımızda ailemizin yeri çok farklı. Anneniz, babanız, eşiniz, çocuklarınız, akrabalarınız, dostlarınız. Hayatımızda yaşam ve iş tempomuz ile yeterince zaman ayıramama bahanesine sığınırsak, ileride onları kaybettiğimizde acınızın daha da büyüdüğünü göreceksiniz. Aksi durumda dimdik oluyorsunuz, metanetle, size öğrettiği gibi dimdik ve ayakta. Ama baka kalırsınız arkasından… Özellikle oğlum Kaan doğduktan sonra son onbeş yılda eşimle birlikte annelerimiz ve babamıza daha çok zaman ayırmaya çalıştık. İyi de olmuş, iyi ki yapmışız. Kendimiz için sıradan veya keyifli ortamları, zevkleri anne ve babanızla da en az bir kez olsun paylaşın. İleride pişman olmayacaksınız. Onları kaybettiğinizde asıl acı ve üzüntüler, işte bu noktada karşınıza çıkacaktır. Onları özlediğinizde, bir yerlere gittiğinizde, bir tadı, bir kokuyu gidenler ile paylaşmadıysanız pişmanlıklar, özlemler, acılar artacaktır. İleride “ben buraya babamla gelmiştim”, “ben bu lokantada annemle yemek yemiştim” dediğinizde o anlara gidip, acı ve özlemlerinizi o güzel anılar ile unutuyorsunuz. Ne kadar çok güzel anı biriktirirseniz, acı ve özlemin o derece azalacağını unutmayın. Tabi anne ve babanız ile küçüklükten bu yana yaşadıklarınız hatıralarda birikiyor. Babam ile ilk gittiğim Karşıyaka maçı. İzmir Fuarında havuz başında kuğulara gevrek atma. Lunaparkta binilen atlıkarınca. Kemalpaşa camiinde ilk bayram namazı. İlkokulun ilk günü ellerini sıkı sıkı tutma. Üniversiteyi kazanmanın sevinci ile karşılıklı iki kadeh içme. İlk maaşınızı bir restoranda ıslatma. Müstakbel eşinizi tanıştırdığının o an. İlk acı kaybınızı birlikte hafifletme. Annem 14 yılı aşkın felçli olarak yatsa da birlikte kutladığınız her doğum günü, her evlilik yıldönümü, sevgililer günü. Hepsi bir anı. Kısa ve küçük tecrübem bana bunu öğretti.”

Yukarıda anlattıklarımı sadece ben yapmadım, hepimiz yaptık, yapıyoruz. Yapmaya da devam edeceğiz. Büyüklerimizi mutlu ederek, ellerinden tutarak. Bizlere gelince; her yılda bulunan o 52 haftanın 1 hafta sonunu beraber geçirmeye çalışıyoruz son 4 yıldır. Ne de iyi yapıyoruz. Bir bahane üretmeden (sağlık hariç, malum biz bu sene katılamadık). Hayat bize gösterdiği yüzü kadar anlamaya çalışan bizler ne olur bu buluşmalara devam edelim. Gün gelecek( ki ne kadar geç olursa o kadar seviniriz) masamızdan bir sandalye eksilecek. Olsun o gün geç geldiğinde yine biz o sandalyeyi, o tabağı, o rakı kadehini koyalım. Belki bastonlar ile gideceğiz buluşma yerimize yanımızda kalp ilaçları, tansiyon hapları. Denize girmeden uzaktan seyrederek, torunlarımızla belki de.







Dün Mavişehir’de o gençlik yıllarımız düşündüm, hep hayat o günlerde gidecek gibi yaşarken. Ama günler geçti, saflar değişti. Ama ne biz, ne dostluğumuz, ne de Mavişehir değişti. Biz görmek istediğimiz gibi görüyoruz.







Sonuç olarak büyüklerimizi tek tek uğurluyoruz. Kalanlara uzun ömür, Allah geçinden versin. Sırasız vermesin(- ki bu acıyı da yaşadık). Ama inanıyorum ki onlar bizlerle çok mutlular gidenler de kalanlar da. Sevin teyze de öyle. Ersan amca da, Babam da, Sezen teyzede. Yazamadıklarım da…

Sizleri çok seviyorum. Biraz uzun oldu ama, yılların dostluğuna verin, yaşlandıkça kiminin çenesi düşer kiminin klavyesi...

Aşağıdaki fotoğraf karesindeki kahkahamız hiç eksik olmasın yüzümüzden.



Cem

1 yorum:

Cem Karagozlu dedi ki...

Degerli Dostlar,

Verdigim rahatsizliktan dolayi kusura bakmayin. Ara sira böyle dinlenmek,düsünmek, paylasmak gerekiyor belki de.

Dogduk. Büyüdük, büyümek istedik, hatta büyümek icin kosturduk.

İs güç sahibi olmak icin kosturduk. Ev almak, araba almak, sonra daha iyisini almak icin.

Büyüdük, adam olduk, kadin olduk. Bir sey olduk, bir yerlere geldik.

Büyüdük de ne olduk? Yok mu olduk yoksa?

Neyimize yetmezdi atari direksiyonlu serçemiz, sahinimiz. Neyimize yetmedi 55metrekare Mavisehir. beachclup olmayan dogal sarikum, beach partye gidemedik ama en alasını dolunayda mangal yaparak yasadik. Bistrosuz, sise açtirilmadan iceri girilebilen, limonu ayri votkasi ayri daha ucuz icilebilen Aytepe, summer garden. Mezaluna, mc donalds, pizzahut siz rifatin tostu, madran gazozu.

İste biz biribirimizi hatirladikça, hatirlattikca daha cok dost, daha cok arkadas olduk. Yok olmaya direndik.

Bu kosturmaca icinde birlikte dinlendik.

Cünkü büyüyünce bir bok oldugunu zannediyorsun ama yok oluyorsun.

Yok olmadigimiz icin hepimize bir alkis.

Cem