Bu Blogda Ara

2 Mayıs 2013 Perşembe

KENTİN DÜĞÜM NOKTALARI: MEYDANLAR



Karşıyakamız hem farklılıkları bir arada bulunduran hem de birlikte yaşamaya olanak sağlayan; diğer yandan hem birey olmamızı ama hem de toplum haline gelme yeteneğine ulaştıran bir kenttir. Türkiye’de birçok kentin ilerisinde bir yerdir. Dünyada bir çok kentte bu farklılıkların bir araya geldiği, bu farklılıkların alış verişte bulunduğu mekânlar vardır. Buraları kentlerin belki de düğüm noktalarıdır. İşte bir kentin en önemli düğüm noktalarından birisi de meydanlardır. Bir kentte böylesi mekânlar olmaksızın farklılıkların birbiriyle karşılaşması, iletişime geçmesi ve bir toplumu oluşturmaları pek kolay değildir. Kentlerinizde böyle mekânlar yoksa o kentin barındırdığı nüfus ne kadar büyük, ne kadar modern, ne kadar çok bina olursa olsun kentin kimliği ve kültürü oluşamaz. İnsanların bir araya geldiği, iletişime geçtiği, ortak aktiviteler ve eğlenceler düzenlediği meydanları ve kamusal açık alanları olmayan bir yerleşim alanı demokratik de değildir.

İşte bu nedenle bu ay bana ayrılan bölümde meydanlara yer vermek istedim. Karşıyakamız’da akla gelen bazı meydanlar var. Gerçek meydan anlamında içinde anıt bulunan tören amaçlılar; Cumhuriyetimizin 50. yılında açılan Anayasa Meydanı (veya bilinen hali ile Anıt), Bostanlı Demokrasi Meydanı. Mahalle ölçeğinde Şemikler, Nergiz, Alaybey, Bostanlı meydanları. Ama yine de en ünlü ve doğalı mikro ölçekte olsa da aşağıda yazdıklarımıza hitap eden “HERGELE MEYDANI” dır. Hergele meydanı apayrı bir yazı ve inceleme konusudur.


Daha önceki yazılarımda da belirtmiştim kentler insanlar gibidir, bir bedeni bir ruhu vardır. Böyle baktığımızda tiyatrolar, kütüphaneler, müzeleri nasıl şehrin ruhu ise, meydanlar da şehrin bedeninin bir parçasıdır. Tıpkı kaldırımları, sokakları, sahili gibi. İster ülkemizde ister yabancı bir ülkede olsun, orayı keşfetmeniz için mutlaka meydanlarında zaman geçirmeniz gerekir. Restoranına, kafesine oturup soluklanmanız, o şehrin kokusunu içine çekmeniz gerekir. Roma’ya gidip Fiori meydanında oturup kahve içerken pazarcılar, çiçekçiler arasından Giordano Buruno’nun yakıldığı yerdeki heykeline bakıp o dönemin bağnazlığını bu güne bağlayıp düşünmezseniz Roma eksik kalır.



Meydanların ilk oluşumunun iktidarın kendi gücünü ve otoritesini sağlamlaştırma niyetiyle bağlantılı olduğunu biliyoruz. Dinin egemen güç olduğu Ortaçağ döneminin meydanları, dinsel törenlerin yanı sıra yasalara uymayan asilerin ibret için cezalandırıldığı ve idam edildiği otorite tesisine hizmet eden alanlardı. Daha sonra Rönesans döneminde ise, oldukça büyük biçimde inşa edilen bu meydanlara konulan askeri simgeler, dinsel simgeler ve iktidarın gücünü simgeleyen anıtsal yapı ve heykellerle bireyin iktidar karşısındaki güçsüzlüğü gösterilmek istenmiştir. Hatta 3. Napolyon’un 1853′de Baron Haussman’dan büyük meydanlar ve geniş bulvarlarla Paris’i yeniden imar etmesini istemesinin arkasında; halk isyanını kolay biçimde bastırmaya yönelik askeri bir kaygı olduğu, yaygın biçimde dillendirilen bir iddia vardır.
 
Birçok sosyolog ve mimar meydanlar için; kentlilerin dini, siyasi, kültürel ve ticari nedenlerle açık bir mekânda toplanma gereksinmesinin kentsel hayatla yaşıt olduğunu yazar. Kent meydanları, agora, forum, plaza, campo, piaza, grand place olarak adlandırılmaktadır. Meydanlar Cumhuriyetin ilk dönemlerinde kentin temel öğesi olarak kent kültürünün önemli bir parçası olmuştur. Ancak Türkiye’nin 1950’li yıllarda başlayarak hızlanan gelişme ve değişme sürecinde yaşadığı hızlı kentleşme olgusuyla birlikte, kentler sürekli büyümüş ve nitelik olarak değişmiştir. Bu nedenlerden dolayı kent meydanları, tarih boyunca kentlerimizin kimliğini ve kişiliğini ortaya koyan önemli bir kentsel yaşam odağı iken günümüzde taşıt trafiğini hafifletecek kavşaklara veya otopark olarak kullanılarak özgün değerlerini yitirmişlerdir. Ankara Cebeci Meydanı otopark, Konya Zafer meydanı bisiklet binme amaçlı kullanılırken övündüğümüz Karşıyaka’da Demokrasi Meydanına kay kaycılar için asılmış tabela da üzücüdür.



Karşıyaka’da halen var olan meydanlar aslında benim kastettiğim mekânlar değil. Hayalim Karşıyakalının birbiri ile buluştuğu kahveleri, restoranları ile çevreli, küçük dükkânların, sokak müzisyenlerinin, sokak ressamlarının, sokak tiyatrocularının olduğu bir meydan yaratabilmek. Tabi böyle bir meydan yaratmak aslında kolay değil. Birkaç binayı yıkınca ortaya güzel bir alan çıkıyorsa 2- 3 apartman bir otopark rantı iştahını kabartıyor. Veya iki heykel dikip, yeşillendirme ile de olmuyor. 


Karşıyaka için bence kaçan bir meydan çarşının sonundaki istasyon bölgesidir. Yapılan metro çalışmalarında durak yer altına çekilip, minibüsler başka bir alana kaydırılabilseydi burada eski istasyon binası (ki sonra bir Karşıyaka Müzesi olmasını istiyoruz), Zübeyde Hanım Anı evi, belediye, yüz yıllık çarşımız ile soluklanabileceğimiz bir mekan olabilecekti. Belki daha zahmetli ve masraflı meydanı İskelede geçen yolu yer altına alarak kazanabiliriz. Keza Bostanlı’da cami – balıkçılar parkı ve Cemal Gürsel Caddesinin bir bölümü ile yaratılabilir. Buralarda yolları mutlaka yeraltına almak gerekecek. Maliyetli ama yapılabilir. Önemli olan yapmayı istemek.


Peki hükümet ve yerel yönetimler bunu ister mi? Mimar Doğan Kuban hoca şöyle diyor “Eski Türk kentlerinde, genellikle, meydan bulunmamaktadır. Türk kentlerinde Avrupa’daki gibi belirgin bir meydan anlayışı olmadığını, bu meydanların işlevini yerine getiren camiler ve cami avlularının bulunduğunu ve toplumsal yaşantının merkezi zaten cami olduğu için ayrıca kent meydanın gelişmesini teşvik edecek bir toplumsal isteğin de oluşmadığını” belirtmektedir. Aslında düşündüğümüzde, meydan dediğimizde köy değil kent meydanları akla gelmelidir. Zira Osmanlı yaşam biçiminde semt ve mahallelilik kavramı önemlidir. O dönem kamusal alanlar genellikle erkeklere aitti ve erkeklerin yaşamı da yürüyüş mesafesindeki ev – işyeri - kahvehane - cami – çarşı beşgeni arasına sıkışmış durumdaydı. Dolayısıyla bu alanlarda kadın – erkek, çoluk – çocuk bir meydan kültürünün oluşması da beklenemezdi.

Dünyada meydanlara baktığımızda baskıcı iktidarlar, iktidarın gücünün sembolü olan kent meydanlarından yanaydılar. Bugün de iktidarlar “kent meydanı” istememektedirler. Birbiriyle en az ilişki içinde yaşayan “cemaat/hısım – akraba/memleketli” adacıklardan oluşan bir kent, bugünün iktidarlarının da tercihidir. Zaten var olan kent meydanları, uygulanan politikalar sonucu giderek kamusal alan niteliklerini kaybetmektedirler. Hatta buralardaki milli bayramlarımızdaki törenler bile yavaş yavaş kaldırılmaktadır. Kentlilerin iş ve ev arasındaki sıkışmış yaşamları, neredeyse gettolara dönüşen mahalle veya sitelerdeki yaşamları; AVM adlı toplu alışveriş merkezlerine hapsedilmek istenmektedir.

Yukarıda bahsettiğim ve Karşıyaka’da hatta İzmir’de özlemini duyduğum meydan; toplumcu bir yerel yönetim anlayışında inşa edilen ve bir mekânsal boşluğun oluşturulmasından öte bir konudur. Kent meydanlarının kamusal alan niteliklerinin korunmasına özen gösteren ve mimari alanda da bir yandan geçmişin mirası ile birleşerek demokratik ve eşitlikçi meydan projeleri yaratılmalıdır.

Neticede şehir meydanları, o şehirde yaşayanların geçmişle ve gelecekle köprü kurdukları, ruhlarının dinginlik kazandığı, “biz” duygusunu hissettikleri, sosyal varlıklarını, ilân ettikleri ortak paylaşım alanlarıdır. Karşıyakalı olarak “Biz Karşıyakalıyız”ı daha güçlü söyleyebilmek, Karşıyaka kent kültürünü geliştirmek için özgürlük ve demokrasi mücadelesi vereceğimiz en az bir meydana ihtiyacımız var.






3 yorum:

Adsız dedi ki...

Kaynakça kısmında Mahmut Üstün'ü eklemeyi unutmuşsunuz sanırım.

Cem Karagozlu dedi ki...

Yazılarda kaynakça kısmı olmayıp, metin içinde atıf yapılmaktadır. Diğer yandan Mehmet Üstün hakkında bilgi verirseniz sevinirim.

Gizem Kepenek dedi ki...

yararlı bir paylaşım,teşekkür ederim