Bu Blogda Ara

13 Haziran 2014 Cuma

Makedonya (2): Resne ve Manastır "Bir Kongre Hatırası - Bölüm 2"

"The 2nd International Symposium on Traditional Foods from Adriatic to Caucasus" sempozyumu bitirdik. Üsküp'e doğru kongreye katılanlarla sabah Struga'dan yola çıkıyoruz. 8 otobüs olarak hareket ettik. Resne ve Manastır'ı gezip biz Üsküp'de kalacağız. Bir grup Türkiye'ye dönecek bir grup geriye otele. 
RESNE

İlk durak Resne. Elması meşhur. Ohrid ve Prespa gölleri arasında, Roma döneminden kalan antik Via Egnatia rotası üzerinde; yaklaşık 900 metre yükseklikte kurulmuş; şimdi genellikle tek yada 2 katlı müstakil evlerden oluşan şirin ve küçük bir Makedonya kasabası. 15.000 civarındaki nüfusun büyük çoğunluğunu Makedonlar oluşturur. Ayrıca, 3000 civarında Türk ve Arnavut yaşamaktadır. Kasaba tarihte aynı zamanda, Osmanlı döneminde II. Meşrutiyet’in ilanına yol açan Resneli Niyazi Bey’in önderliğinde yürütülen ayaklanmalar nedeniyle öne çıkar. Niyazi Bey, Paris’te görev yapan eski silah arkadaşlarının gönderdiği Versay Sarayı’nın fotoğraflarından esinlenerek Resne’nin bir anlamda sembolü olan Resne Sarayı’nı yaptırır. 

Resne'de başka bir şey yok. İlk ve tek durağımız bu ev. Makedon seramik müzesi. İçinde fazla bir şey yok. Güzel bir konak, bahçesi harika.

Ama bakımsız. TİKA neden buraya el atmıyor diye düşünüyoruz (!). Ne den acaba. Jön Türkler, İttihat ve Terakki'nin hala mı etkisi sürüryor?

Resne'li Niyazi bey'in hikayesi var. 

Hani şu "Ne şehittir ne gazi .ok yoluna gitti Niyazi" lafının çıktığı paşamız. Aslında Jön Türklerin kurucularından. Hikaye şöyle;Resneli Niyazi Bey veya Ahmet Niyazi Bey 1873 yılında bugün Makedonya sınırları içerisinde kalan Manastır yakınlarındaki Resne kasabasında doğmuştur. Bu nedenle Resneli Niyazi Bey olarak anılır. İttihat ve Terakki'nin önde gelen isimlerinden olup II. Meşrutiyet'in ilanına yol açan ayaklanmanın lideri olarak ve 1897 deki Türk-Yunan savaşındaki başarılarından dolayı ün yaptı. II. Abdülhamit’in Meşrutiyeti ilan etmek zorunda kalmasından sonra döndüğü Selanik’te “Hürriyet kahramanı” olarak karşılandı.

17 Nisan 1913'te Arnavutluk'un Avlonya limanında İstanbul'a gitmek üzereyken İttihat ve Terakki Fırkası'nın kendisine gönderdiği koruması tarafından öldürüldü.

1913 yılı Nisan ayının 29’unda Arnavutluk’un Avlonya limanına 8 kişi geldi. Sivil giyimliydiler. İstanbul’a kalkacak vapuru bekliyorlardı. İçlerinden biri bilet almaya gitmişti. Tam bu sırada üç el silah patladığı duyuldu. İki kişi yere yuvarlandı. Birkaç el daha ateş edildiği görüldü. Herkes kaçışmıştı. Orada bulunanlar, kırçıllı bir paltonun içindeki sivil giyimli şahsı zar zor tanıdılar. Bu, Resneli Niyazi Bey idi.

Öldürülme sebebinin karanlıkta kalmış ve kendi koruması tarafından vurulmuş olması nedeniyle kendisine atfedilen "Ne şehittir ne de gazi, pisi pisine gitti Niyazi" deyimi Türk milletinin hafızasına kazınmıştır. Sonradan Resneli Niyazi Bey adına Şişli Fulya’da bir okul açılmıştır.




Otobüste yemek üzere elma alıp yola koyuluyoruz. Hedef Manastır.


MANASTIR (BİTOLA)

Makedonya’nın Üsküp’den sonra ikinci büyük kenti. Baba Dağı eteklerinde deniz seviyesinden yaklaşık 600 metre yükseklikte kurulmuş olan kent, Yunanistan sınırına oldukça yakın konumda ve 14 km. uzaklıkta bulunuyor.

İlk durağımız Manastır Askeri İdadisi.

Manastır Askeri İdadisi, bugün müze. 19.yy.da yapılan Batılı çizgilere sahip iki katlı bir Osmanlı kışlası görünümündeki binanın üst katına iki yandan çalışan oval tırabzanlı mermer merdivenlerle çıkılıyor. İkinci katta Manastır Askeri İdadisi’nin bir zamanlar öğrencisi olan, Modern Türkiye’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’e bir anı salonu ayrılmış. Türkiye Genelkurmay Başkanlığı bu odayı; Ata’yı anımsatan bir takım kişisel eşyası, onun hakkında yazılmış kitaplar, bir büstü, öğrenim belgelerinin tıpkı basımları ve muhtelif fotoğrafları ile tefriş etmiş. Salonda Atatürk’ün hayatını ve devrimlerini anlatan kısa bir film gösterimi yapılıyor. Bir de ziyaretçilerin duygu ve düşüncelerini yazabilecekleri bir anı defteri bırakılmış.


Müzenin diğer bölümlerinde çevrede yapılan arkeolojik kazılarda elde edilen buluntular sergileniyor; diğer yandan da özellikle fotoğraflardan oluşan panoların ağırlıkla kullanıldığı Makedonya’nın 19.yy. ve 20.yy. yakın çağ tarihine ışık tutacak panoromik bir bakış sergileniyor. Bu panolarda dikkatlice atılacak bir tur, sizi Osmanlı’ya karşı 19.yy.da sürdürülen ayaklanmalarda Makedonya İç Devrimci Örgütü’nün komitacı liderleri ve onların mücadeleleri bilgiler de verilmekte.


Müzeden ayrılıp Şirok caddesine giriyoruz. Eskiden Yugoslavya döneminde, Yugoslavya Cumhuriyeti kurucusu Tito adına Tito caddesi diyorlarmış Sağda Tito'nun büstü bizi karşılıyor. Cadde hareketli, iki katlı evler ve kafeler var.


Kesişen ilk büyük caddenin köşesindeki kafenin önünde duruyoruz.

Mustafa Kemal'in sevgilisi Eleni'nin evi ve meşhur balkonu. Olay şöyle; 1896 yılında Genç Harbiyeli Mustafa askeri lisesinde okumak için Selanik’ten Manastır’a geliyor. Genellikle Şirok Sokak’ta geziniyormuş, 1897 yılında Paskalya öncesi öğleden sonra, zengin tüccar Eftim Karinte’nin evinin balkonunda güzel Eleni’yi fark ediyor. Sözkonu ev bugün de sokağın köşesinde, Epinal otelin karşısında bulunmaktadır. Eleni de kayıtsız kalmıyor, balkondan gizlice, mavi gözlü, güzel görünüşlü, uzun boylu Atatürke bakışlar atıyormuş. Böylece Atatürk her gün evin önünden geçiyormuş, Eleni ise onu balkonda bekliyorumuş. Aralarında güçlü ama yasak aşk doğmuş. Eleni Atatürk’le çıkabilmek için evdeki bodrumlardan kaçıyormuş. Manastır’dan birlikte kaçmışlar, ancak Eleni’ni babası onları yakalamış, kızı eve kapatmış, ardından Florina’da ev alıp oraya yerleşmiş. Eleni’yi oraya zorla götürerek bir adamla evlendirmek istemiş.

Güzel bir anı. Eleninin evinn önünde yıllar sonra Eleni'nin Mustafa Kemal'e yazdığı mektubu okuduk.Mektup şöyle;
" Çok seneler geçti, ben halen her gün senden haber bekliyorum. Herhangi bir zamanda mektubumu alırsan, beni hatırla. Kağıttaki gözyaşlarımı görebileceksin. Yıllar ve olaylar geçiyor, seninle ilgili çok şeyler konuşuluyor. Mektubumu okurken, başka kadını seviyorsan, mektubumu yırt. Manastırlı Eleni Karinte, bir gün tanıdığı ve aşık olduğu adama bütün ömrünü harcamıştır. Benim seni sevdiğim kadar, o kadını o kadar çok seviyorsan, kendisine hiçbir şey söyleme, senin kadar mutlu olmasını diliyorum. Fakat, balkondaki kızı hatırlıyorsan ve başkasını sevmiyorsan, seni beklediğimi ve ömrüm boyunca bekleyeceğimi bilmeni istiyorum. Döneceğini, beni unutmayacağını biliyorum. Babam vefat etti. Beni senden ayırdığından tam bir yıl geçti, beni eve kapattı ve bir ay çıkmama izin vermedi. Ağladım, biliyorum ki tüm kilitleri ve hapisleri boşuna harcadı. Beni evlendirecekleri adamı sadece bir kez gördüm ve kendisi bana onu sevebileceğimi söyledi. Ben kendisine, ‘Hayır, ben sadece ilk aşkımı seviyorum’ dedim. Babam beni hiç bir zaman affetmedi ve ben de kendisini affetmedim. O zamanlardaki gibi artık genç ve güzel değilim. Ebediyen seni seven ve seni bekleyen,

Eleni Karinte’n."

Sokaktan devam ediyoruz. Bazı lüks dükkanlar da var. Cumartesi olduğu için hareketli. Türkiye Büyükelçiliği de bu cadde üzerinde. Caddenin sonunda İshak Çelebi Camisi, Saat Kulesi ve Yeni Cami’nin bulunduğu meydana doğru ilerliyoruz. II. Abdülhamit döneminde yapılmış olan Saat Kulesi’nin tepesine sonradan bir Ortodoks haçı monte edilmiş.

Manastır’ın içinden Dragor (Drahor) çayı akar. Islah edilmiş yatağı ile uslu bir dereciği andıran Dragor’un iki yakası dev çınar ağaçları ile kaplıdır. Dragor’un üstündeki köprüler bizi Eski Çarşı’nın sokaklarına götürür.

 Eski çarşı meşhur "Elveda Rumeli" dizisinin de çekildiği mekan.


 Ve Üsküp'e hareket ediyoruz.....









Hiç yorum yok: