Bu Blogda Ara

30 Mayıs 2009 Cumartesi

GELİNCİKLER


GELİNCİKLER

Bu günlerde şehirden uzaklaşıp kırlara uzandığınızda karşınıza kırlarda rengârenk açmış çiçekler arasında gelincikleri hemen fark edeceksiniz. Gelincikler kırlardan çiçek olarak varlığını koparıldığı anda kaybetmesi, solup gitmesi onu ayrı ve özgün kılmaktadır. Araştırmacılara göre geleneksel Türk gelinliklerinin kırmızı olmasından gelir. Kırmızı gelincikler küçük bir gelin olarak görürler. Hatta Göktürk yazıtlarında da geçen "gelin" sözcüğünün küçültme ve sevgi ifade eden - cik eki ile türetildiğini söylemekteler. Eskiden dağ lalesi olarak da adlandırılan bu çiçeğe narin ve aşık olunan bir geline benzeterek gelincik adını vermişler.

Gelincik (Paper rhoeas), Papaveraceae (gelincikgiller) familyasından Dünya'da çok geniş bir yayılma alanına sahip tek yıllık bir bitkidir. 25-60 cm arasında değişen yüksekliklere ulaşabilir. Yaprakları mavimsi yeşildir. Dip yapraklar uzun saplı, gövde yaprakları sapsız ve gövdeye bitişiktir. Çiçeklerin genel rengi koyu kırmızıdır. Ancak beyaza kadar giden değişik sarı, turuncu, renkleri vardır. Gelincik tazeyken kırmızı taç yaprakları ve yoğun bir haşhaş kokusuyla kendini belli eder. Gelincik hafif bir yatıştırıcıdır. Özellikle taçyapraklarında rhoeadic ve papaveric asitler vardır. Bitkinin tüm parçaları zehir içermeyen rhoeadine alkoloidi içerir. Aktif içeriği o kadar azdır ki bunu oransal olarak ifade etmek pek mümkün değildir. Haşhaşta bulunan meconic asit de gelincikte yoktur. Gelincik kullanılırken taçyapraklarındaki kapsule yakın siyah bölgenin atılması gerekir. Çünkü bu bölge thebaine denilen bir alkoloid içerir. Ayrıca son yapılan bilimsel araştırmalarda kırmızı yapraklarında (petallerinde) cyanidin-B ve pelargonidin-C bulunduğu ve içerdiği bu maddelerin antioksidan özelliğe sahip polifenollerde olan flavonoid grubuna dahil olduğu ortaya çıkmıştır. Flavinoitler özellikle bitkilerde bulunan işlevsel besinlerdir. Tüm flavonoitlerin ortak özellikleri güçlü antioksidan etkilerinin olması, kalp hastalıkları ve kanser oluşma riskini azaltmasıdır. Yoğun olarak kırmızı şarapta bulunan siyanidin, gelincikte de mevcuttur ve birçok kronik hastalık riskinin azaltılmasında rol oynamaktadır

Gelincik çiçeğinin yeşil aksamından, tohumlarından ve kırmızı taç yapraklarından, petallerinden yararlanılır. Çiçekleri su içinde şişelerde güneşte bekletilerek şerbeti çıkarılır. İçine limon tuzu konursa rengi çabuk ve daha güzel çıkar. Yazın şerbet olarak içilir. Çiçekler güneşte ve mümkün olduğu kadar çabuk kurutulur. Bileşiminde zamk, şeker, müsilaj ve çok az miktarda alkaloit bulunur. Hafif yumuşatıcı ve uyuşturucu bir tesiri vardır. Öksürük ve nezle gibi hastalıklarda yumuşatıcı olarak şurup hâlinde verilir. Uykusuzluğu giderir. Yanıkları iyileştirir.
Gelinciğin tarihsel izleri 3000 yıl önceki Mısır lahitlerinde bulunmuştur. Keza yaklaşık 1000 Bizans prensesi Anicia Juliana gelinciklerle birlikte resmedilmiştir. Gelincik Homeros’un İlyada'sında da yer bulur. Homeros ölen savaşçıları gelinciklere benzetir. Eski Yunan / Roma mitolojisinde de gelincik bir çok tanrı ile ilişkilendirilir. Örneğin Morpheus (uyku tanrısı Hypnos'un üçbin çocuğundan biridir ve insanlara uykuda çeşitli biçimlerde görünen düşleri simgeler) gelincikten yaptığı taçları uyutmak istediklerine verir. Adına yapılan tapınaklar da genellikle gelinciklerle süslenirdi. Romalılar karasevdaya düşenlere gelincikten yaptıkları içecekleri verir ve bunların aşk acılarını dindireceğine inanırlardı. Gelinciklerle ilgili bir başka efsanede de Cengiz Han bir savaşta düşmanı perişan edip muharebe meydanını kan gölüne çevirdikten kısa bir süre sonra burayı gelinciklerin doldurduklarından bahsedilmektedir. Aynı hikaye yüzyıllar sonra Napolyon ile ilişkilendirilerek de anlatılır. Keza bir Amerikalı bayan M.Michael gelinciğin 1. Dünya Savaşında cephelerde ölenler için bir hatırlama sembolü haline gelmesi için öncülük yaptı. Ateşkesten iki gün önce, 9 Kasım 1918 te bu kabul edildi. Araştırıldığında, çok muhtemeldir ki askerlik tarihi benzer savaş öyküleri ile doludur. Zira bahar ayları savaş aylarıdır. Savaşsız fakat gelincik kaplı kırlarla dolu bir dünya umuduyla.

Hiç yorum yok: