Bu Blogda Ara

14 Nisan 2009 Salı

ATATÜRK VE TÜRK TARIMI

ATATÜRK VE TÜRK TARIMI
(Yrd. Doç. Dr. Cem KARAGÖZLÜ 29.10.2004 Akşam Ege ilavesi köşe yazısı)


Cumhuriyetimizin 81. Yıldönümünü kutladığımız bu gün köşemizi Atatürk’ün Türk Tarımına verdiği önemi, yine onun sözleri ile bizlere tekrar anımsatmaya ayırdık.

Birinci Dünya Savaşı'ndan önce, tarım ürünlerinin Türkiye'nin ulusal gelirindeki payı yüzde 54 civarındada idi. Tarım tamamen ilkel üretim metotlarına dayandığı için rekolte ve verim oldukça düşüktü. Bu dönemdeki nüfusun % 80'nin kırsal bölgelerde yaşadığı, tarım ve hayvancılıkla geçimlerini sürdürdükleri bilinmektedir. Ancak halkın bu bölümü ülkenin siyasi, sosyal ve ekonomik yaşamında hiçbir söze sahip değillerdir. Mustafa Kemal, bu olumsuzlukları engellemek üzere yaptığı atılımların başında köylüyü Türkiye'nin gerçek sahibi olarak tanımlaması gelmektedir. Atatürk’ün önderliğinde köylünün durumunun bir an önce iyileştirilmesi, modern tarıma geçilmesi, çağdaş üretim tekniklerinin uygulanması yönünde önemli adımlar atılmıştır. Son model tarım makinaları ithal edilerek yurda getirilmiş, köylü hem maddi olarak desteklenmiş, hem de teknik araç ve gereçlerle donatılmıştır.

Büyük zaferin kazanılmasından önce, Mustafa Kemal Paşa, 1 Mart 1922 tarihinde TBMM'yi açış konuşmasında köylü ve tarım sorunlarına eğilmiştir. “Efendiler! Milletimiz çiftçidir. Milletin çiftçilikteki emeklerini asrî, iktisadî tedbirlerle azamî haddine çıkarmalıyız. Köylünün çalışmalarının netice ve semeresini kendi menfaati lehine azamî haddine yükseltmek, istisadî siyasetimizin temel taşıdır....Onun için, bir yandan çiftçinin emeğini arttıracak ve semereli kılacak bilgi, vasıta ve fennî aletlerin kullanma ve yapılmasına, öte yandan onun çalışmalarının neticelerinden azamî derecede faydalanmasını temin edecek iktisadî tedbirlerin alınmasına çalışmak lâzımdır.” “Türk köylüsünü 'Efendi' yerine getirmedikçe memleket ve millet yükselemez. Kılıç kullanan kol yorulur, nihayet kılıcı kınına koyar ve belki kılıç o kında küflenmeye, paslanmaya mahkûm olur. Fakat sapan kullanan kol gün geçtikçe daha ziyade kuvvetlenir ve daha çok kuvvetlendikçe daha çok toprağa malik ve sahip olur.” (1923)

“Milletimiz çok büyük elemler, mağlûbiyetler, facialar görmüştür. Bütün olanlardan sonra yine bu topraklarda bulunuyorsa bunun temel sebebi şundandır: Çünkü Türk çiftçisi bir eliyle kılıcını kullanırken, diğer elindeki sapanla topraktan ayrılmadı. Eğer milletimizin büyük ekseriyeti çiftçi olmasaydı biz bugün dünya yüzünde bulunmayacaktır.” (1923)
“Millî ekonominin temeli ziraattir. Bunun içindir ki, ziraatte kalkınmaya büyük önem vermekteyiz. Köylere kadar yayılacak programlı ve pratik çalışmalar, bu maksada erişmeyi kolaylaştıracaktır...Fakat, bu hayatî işi, isabetle amacına ulaştırabilmek için, ilk önce ciddî etütlere dayalı bir ziraat siyaseti tesbit etmek ve onun için de, her köylünün ve bütün vatandaşların kolayca kavrayabileceği ve severek tatbik edebileceği bir ziraat rejimi kurmak lâzımdır. Bu siyaset ve rejimde, önemli yer alabilecek noktalar başlıca şunlar olabilir: Bir defa, memlekette topraksız çiftçi bırakılmamalıdır. Bundan daha önemli olanı ise, bir çiftçi ailesini geçindirebilen toprağın, hiçbir sebep ve suretle, bölünmez bir mahiyet alması. Büyük çiftçi ve çiftlik sahiplerinin işletebilecekleri arazi genişliği, arazinin bulunduğu memleket bölgelerinin nüfus kesafetine ve toprak verim derecesine göre sınırlandırmak lâzımdır.” (1937)

Bu gün dahi her kelimesi geçerliliğini koruyan bu sözleri çoğaltmamız mümkün. Önemli olan onun düşüncelerinin izinden yürümek, bıraktıklarını korumak ve daha ileriye götürmek. Bunu da Mustafa Kemal ATATÜRK “... Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur.” diyerek hatırlatıyor.

Hiç yorum yok: