Bu Blogda Ara

14 Nisan 2009 Salı

KAHVEHANELERDEN SANAL SİTELERE


KAHVEHANELERDEN SANAL SİTELERE
(KARŞIYAKA KARŞIYAKA Dergisinde Yayınlanmıştır)
Cem KARAGÖZLÜ


Yüzyılın oyunu olarak nitelendirilen futbol kitleselleşerek ve popülerleşerek git gide endüstrileşmektedir. Çok büyük paraların gerekmeden mahalle aralarındaki arsalarda, sokaklarda oynanan futbol, çok büyük paraların zorunluluk olduğu bir meslek alanı ve etrafında bir endüstrinin örgütlendiği adeta popüler bir kültür olayı haline gelmiştir.

Futbol sektör olarak artık medyanın daha fazla ilgi gösterdiği, toplumların daha fazla önem verdiği bir olgu haline dönüşmektedir. Umberto Eco bir yazısında dediği gibi; “Futbol günümüzün en yaygın dini batıl inancıdır”. Bu inanç bütünlüğü futbol taraftarlığı olarak ifade edilen yapı içerisinde daha net biçimde ortaya çıkmaktadır.

Futbolun bireysel ve toplumsal çekicilikleri arasında, futbolun aidiyetlerle buluşma başarısı öne çıkmaktadır. Takım tutma davranışı, en kolay ve zahmetsiz yoldan bir aidiyet sağlama biçimi olarak görünmektedir.

Taraftarlık Yavuz Saltık’ın dediği gibi; bir şeyden, bir görüşten, düşünceden ya da birinden yana olma, ondan yana saf tutmadır. En basit ifadesi ile futbol taraftarlığı da bir futbol takımından (spor kulübünden) yana tavır koyma, destekleme ya da saf tutma olarak tanımlanabilir. Bir takımın taraftarı olmanın sıklıkla rastlanan önemli bir biçimi, bireyin akrabalarından veya yaşadığı çevreden kendisini özdeşleştirdiği bir kişinin tuttuğu takıma gönül vermesidir. Kişi, sosyalleşme süreci içinde yakın çevresi ile birlikte yaşanılan şehrin, semtin futbol takımı etrafında yapılanmış bir aidiyet ve kimlik arayışı içinde futbol taraftarlığına yönelebilmektedir.

Taraftar olma sürecinde yakın çevre ve aile ile birlikte okul da önemli bir araç olarak ifade edilebilir. Okullardaki arkadaşlık grupları da aileye benzer bir rol oynamaktadır. Diğer yandan okulların spor faaliyetleri ile yakın ilişkisi de önemli bir taraftar olma sürecine işaret etmektedir.

Metin Argan ve Hakan Katırcı’nın “Spor Pazarlaması” kitabında taraftarlık biçimlerini beş ana başlık altında irdelerler. Buna göre taraftarlık biçimleri, geçici taraftarlar, yerel taraftarlar, sadık taraftarlar, fanatik taraftarlar ve kötü fonksiyonlu taraftarlar olarak sınıflandırmıştır. Geçici taraftarlıkta kazanma ve kaybetme, taraftarlığın türünü belirlemede bir değişken olarak kabul edilmektedir. Coğrafik temele dayanan bir güdülenme altında davranış gösteren yerel taraftarlar, yaşadıkları ya da doğdukları bölgede bulunan takımları destekleme eğilimindedirler. Bu tip için, geçici taraftarlıkta görülen zaman kısıtı, coğrafik bölge kısıtına döner. Bir diğer taraftarlık türü olarak ifade edilen sadık veya adanmış taraftarlık, yer ve zaman sınırlarını aşmış bir taraftarlık türüdür. Sadık bir taraftar kulübün müsabakalarına katılmak, müsabakaları televizyonda izlemek ve bu takım tarafından tanıtılan veya satılan ürünleri satın almak eğilimi gösterebilir. Fanatik taraftarlar, taraftarlıklarını kişiliklerinin önemli bir parçası olarak kullanma eğilimindedir. Bu bireyler müsabakalara gitmek, kulüp ürünlerini satın almak konusunda daha duyarlı ve isteklidirler. En klasik örneği olarak “holigan” kavramı ile ifade edilen kötü fonksiyonlu/sert taraftarlar ise, kendi kimliklerinin/kişiliklerinin temel bir metodu olarak taraftarlığı kullanır. Fanatik taraftarlar ile kötü fonksiyonlu taraftarlar arasındaki takım veya sporcuya bağlanma farklılığı, sadece taraftarlara benzer davranışın derecesi (sadık ve fanatik taraftarlar arasındaki farklılık gibi) ile değil; aynı zamanda davranışın derecesi, anti-sosyal oluşu, rahatsız edici oluşu veya sapkın oluşu ile de ilgilidir.

Karşıyakalıya bakıldığında KSK taraftarı olma sürecinde kişisel olarak kulüp ile geçmişten gelen duygusal bağa sahip olduğu, çeşitli sosyalleşme ve öğrenme süreçlerinde bu ilişkinin geliştiğini görürüz. Karşıyaka semti ile özdeşleşmenin bir ifadesidir.

Etkin Taraftar mı? Edilgen Taraftar mı?

Karşıyakalının beklediği taraftar, müsabaka gününde stadın yolunu tutup kalabalığın içine karışan ve gönül verdiği takıma tezahürat yapan insan mıdır? Yoksa televizyon başında müsabaka izleyen kişiyi Karşıyaka taraftarı olarak mı değerlendireceğiz? (Buraya Karşıyaka’nın uzağındaki dostlarımızı katmıyorum). Burada benim anlayışım; yaşamının önemli bir parçasını spora ayıran ve KSK taraftarlığını bir yaşam biçimi olarak ifade eden bireyler için taraftarlıktır.

Evde televizyon başından ayrılmayan “edilgen” taraftarların, bilet alıp maça giden, takımın formasına, kaşkoluna para ödeyen, tribünlerdeki gösteriye katılıp takımını destekleyen “etkin ve eylemli” Karşıyakalıdan bir farkı bulunmaktadır. KSK taraftarı kulübüne daha yakındır.

Etkin ve eylemli taraftarın bir grup bütünlüğü altında hareket eden kitleyi ifade ettiğini söylemek yanlış olmayacaktır. Bu oluşum ile beraber hiçbir zaman taraftarı olduğu kulüpten uzaklaşmayan, yaşamının önemli bir bölümünü futbola ayıran ve bununla bir kimlik biçimlendirmesi yoluna giden bireyler ve gruplar her zaman var olmuştur. Ancak günümüzde, bu sosyal grupların daha farklı araç ve olanaklarla hareket ettiklerini gözlemlenmektedir. Genellikle kendisine tribünde belirli bir yer bulan ve etkinlikleri ile bir güç konumuna gelen bu taraftar grupları zaman içerisinde hem iletişim hem de örgütsel yapılanma açısından gelişim göstermişlerdir (En güzel ve başarılı örnek: Karşıyaka Taraftarlar Derneği).

Her spor kulübü için geçerli olan Karşıyaka içinde geçerlidir. Geçmişte semt kahvehanelerinde, iş yerlerinde, belirlenmiş mekânlarda ufak gruplar halinde strateji oluşturup, büyük kitlelere ancak tribünde dönüşen taraftar grupları, bugün mekan ve zaman kısıtları dışında bir araya gelebilmektedir. Bu sayede taraftar grupları daha geniş kitlelere daha süratli bir biçimde ulaşılarak kamuoyu yaratma ve gündem belirleme konusunda bir güç oluşturmaktadır.

Geçmişte Karşıyaka çarşısındaki sağlı sollu sokaklardaki kahvelerde buluşulup maça gidilir, yine maç sonrası haftada o kahvelerde maçların yorumu yapılır, o hafta söylenecek tezahüratlar bestelenirdi. Kahveye gelenler bu tezahüratları ezberler, o zamanlar lüks sayılabilecek fotokopiden çoğaltma yerine herkes birer ikişer kâğıda yazarak tribünde beşli onlu gruplara dağıtılırdı.

Karşıyaka’nın geçmişinde her zaman düzenli, sistemli ve organize bir taraftar hareketi olmuştur. KSK en zor dönemlerinde yine taraftarı sayesinde çıkmıştır. İçinde bizimde gençliğimizin bulunduğu 70’li yılların sonunda örgütlenmeye başlayan 80’ler kuşağı denilen taraftar kitlesi özellikle 1980’de önce mahalli kümeye düşen, Mazhar Zorlu’nun Federasyon başkanlığında 2. Lige çıkıp bu taraftar kitlesinin de katkısıyla 1980 – 1981 sezonunda Türkiye’ye örnek ve sürpriz bir KSK’nin varlığına vesile olmuştur. Zaman zaman yaşanan umutsuzluk ve darboğazları aşmak için örnek alınacak bir dönemdir.

Konumuz her ne kadar kahvehaneler olsa da lise yıllarımızın başında İzmir Atatürk Liseli olarak Hakan Ortabaş, Uluğ Atasoy ve Semih Türetken’nin bizleri örgütlemesi. Bornova Anadolu Lisesinde Hakan Düzdemir. Özel Türk Kolejli, Karşıyaka (Erkek) Lisesi, Karşıyaka Kız (Gazi) Lisesi, hatta Amerikan Kız Kolejindeki kız arkadaşlarımız bu taraftar örgütlenmesinde birer kilometre taşlarıdır.

Kahvehanelere gelecek olursak. Özellikle ağabeylerimizin gittiği kahvehanelere lise bitip üniversiteye başlamamızla birlikte olan ilgimiz, bu kahvehaneleri bu günün tanımıyla birer taraftar sitesi, mail grubu haline getirmiştir.

Bizden önceki kuşak ağabeylerimizden Ferdi Köyatası ve Kel Aydın ağabeylerin Erdağ Kıraathanesi aklıma ilk gelen yerdir. Şimdiki Deniz, o dönemki Elif Sineması sokağındaki Cafe Mesut daha genç grubu bünyesinde tutuyordu. Hala ayakta kalan Ferah Kahvesi. Arabacılar sokağında, bu gün Karşıyaka Çarşı grubunun ilk nüvesi “Ölüm Treni” taraftar grubu Cafe Banu’da buluşurdu. Eski Belediye sokağındaki Cafe Oral, Soğukkuyu’da Ayı Süreyya’nın kahvehanesi. Burada yazamadığım Şemikler, Nergiz, Bayraklı, Dedebaşı, Altındağ’da onlarca kahve buluşma mekânıydı. Ege Üniversitesinde okuduğumdan Bornova’daki Turnuva Kıraathanesi akla gelen başka bir mekândır.

İnternet çıktı mertlik bozuldumu bilinmez ama, bu ortamda taraftar gruplarının hazırladıkları web sayfaları, mail grupları ve forumlar sayesinde hem etkin hem de eylemli taraftar bilinci oluşturulmaya çalışıldı. Hatta daha sistemli ve planlı eylemlere, tribün şovlarına geçilmeye çalışıldı. Tabi bu oluşumlar kendi içinde hiyerarşik bir yapılanmayı süreç içinde beraberinde getirdi. Genellikle taraftarı olunan spor kulübüne resmi bir bağlantısı olmayan taraftar siteleri, webmaster’lar, admin, moderatör ve çalışma grupları sayesinde işlemektedir. Webmaster’lar internet sitesinin değişikliklerden, güncellemeden, gelen postalara cevap vermeden kısacası işleyişinden sorumlu kişilerdir. Adminler internet sitesinin genel sorumluları olarak ele alınırken, moderatörler siteye gelen mesajları inceleyen, tartışma konuları belirleyebilen bireyler olarak ön plana çıkmaktadır. Çalışma grupları ise siteye haber taşıyan ve sitenin oluşumunda bilgi kaynağı olarak çalışan kişilerdir. Her bir taraftar sitesi belirlediği amaç, misyon ve hedefler dâhilinde faaliyetlerini yürütürken belirli bir derneğin, taraftar grubunun ya da bağımsız bir kitlenin yayın organı olarak da çalışabilmektedir.

İlişkilerin sıcak ve canlı yaşandığı kıraathaneler de ortam sigara dumanlı da olsa gerçekte kaç kişilerse, o kadar olmaları en farklı özellikleriydi. Ancak sanal âlemde 500 – 600 kişi gerçek âlemdeki bir eylemde on - yirmi kişiye düşmesi internet ortamının belki de en yumuşak karnını oluşturmaktadır.

Diğer yandan internet eylemli grup yanında edilgen taraftarı da bir araya getirmektedir. İnternet ortamındaki enerji, yakalanan sinerji ile eylemlere dönüşebilmektedir. Ancak bu ses getiren eylemler yine sanal ortamda olmaktadır. Örneğin Türkiye Basketbol Federasyonuna mail bombardımanına tutup sistemi kilitleme, spor portallarındaki sanal anketlerde Karşıyaka’nın adını ilk sıralara çıkma, en çok tıklanan taraftar sitesi olma çabaları gibi eylemler yaşanmaktadır.

Hiçbir zaman unutulmamalıdır ki spor içinde en önemli faktör insanın kendisidir. Kıraathane kültüründe de sohbet, fikirler ve saygı ne kadar öndeyse insan da o kadar önemliydi. Ne zamanki Karşıyaka’nın sanal siteler bunu aşacak o zaman daha etkin olacaklar inancındayım.

1 yorum:

Altan dedi ki...

Bir gerçek ancak bu kadar güzel anlatılır... İnanın saygıyla eğiliyorum önünüzde... Bende sizin döneminizin çocuğu değilim ama benim dönemimin çocuklarından sonraki dönem hepsi bilgisayar çağındaydı... çok güzel gerekli birşey internet ama yüzyüze konuşmanın plan yapmanın örgütleşmenin yerini tutmuyor...
Gerçekten mükemmel bir yazı...